Toplum Yaşam

ALEVİLER, İÇ ASİMİLASYONLA MÜSLÜMANLAŞTIRILIYOR!

Erdoğan Yalgın Yazdı:

Hiç dikkatinizi çekti mi! Alevi örgütleri, Alevi televizyon kanalları, konuya aşina akademisyenleri, araştırmacı yazarları, Dedeleri, Kadın Anaları, Alevi gençleri ve herkesin ağzında, söyleminde, programında bir anahtar sözcük var. Asimilasyon! Bu çalışmamızda, Alevilerin asimilasyonuna, inancın asimilesine konu olan bazı alanlara temas edeceğiz. Bu bağlamda “Alevileri kim asimile ediyor, nereye asimile ediyor?” Sorusuna cevaplar arayacağız! Bu muammanın, yalın bir dille anlaşılır kılınmasına az da olsa bir katkı sunmaya çalışacağız!

Bir “Yok Etme Politikası” Olarak Asimilasyon!

Bu sihirli sözcüğün zihinsel düşüncedeki algısal hikayesi, şu uzun cümleyle başlatılmaktadır: “Devlet/Diyanet Alevileri asimile ediyor! Devlet yetkilileri Alevi inancını asimilasyona tabi tutuyor! Aleviler bir asimilasyonla karşı karşıyadırlar! Milli Eğitim Bakanlığının, Eğitim müfredatında Alevi çocukları asimile ediliyor! Şii misyonerler Aleviliği-Alevileri asimile ediyor!” ve benzeri argümanlarla bu siyasi-politik süreç sıklıkla dile getirilmektedir. Kullanılan bu türden ifade kalıpları yanlış mıdır? Hayır, doğrudur! Evet, bütüncül bir bakış açısıyla konuya yaklaştığımızda, bu dramatik hikayeye bir şekil verdiğimizde, Alevilerin bilinçli politikalarla asimile edildiği gerçeğiyle yüzleşiriz. Öyle ki; Alevilik, belli bir “asimile planlamasına tabi tutuluyor! Buradaki “asimile planlaması kavramı, Cumhuriyetin kurumsal yapılarıyla birlikte üzerinde çalışılarak, bilimsel metotlarla İslamiyet içerisine çekilememiş kadim bir inancı, asimile-kimliğinden uzaklaştırıp kendine (İslam’a, Müslümanlığa, Türklüğe) benzetmeden de öte, bir bütün olarak “yok etme politikaları” anlaşılmalıdır.

İnanç üzerinde uygulanan asimile planlaması, sonuç itibariyle kısaca bir toplumu/halkı düşünme, anlama, kavrama, konuşma ve dahası us gücünden yoksun bırakma faaliyetidir. Yoksa ki Alevilik inancı modernleşme sürecinde, küresel normlarla bir toplumsal tabakalaşmaya yada kültürel değişimlere uğramıyor! Bu kadim-eski inancın tüm köksel değerleri ortadan kaldırılıyor. Yani bir bütün olarak yok edilip, dağıtılıyor.

Sözün özü; asimilasyon, bir erksel-yönetsel devlet ve devletçi topluluğun, birlikte yaşadığı başka bir topluluğun dilini, dinini-inancını, gelenek-göreneklerini, kültürlerini değiştirmek suretiyle benliklerini yok etme, yerine kendi bütünsel varlıklarını-benliklerini gönüllü temelde ya da zorla kabul ettirmeye yönelik uyguladıkları planlı-programlı eğitsel bir çalışmadır. Bu düzlemden hareketle farklı kökenden gelen azınlıkları ve ya etnik grupları, bunların kültür birikimlerini, kimliklerini baskın doku ve yapısı içinde eriterek “yok etme“ sürecinin başlangıç noktasını işte bu asimilasyon sözcüğü oluşturmaktadır. Bunu durdurmanın tek yolu re-asimilasyondur. Yani Alevi toplumunu-kitlesini, özellikle de gençlerini, masallardan, hurafelerden korumak için tarihsel gerçeklikleri akademik bir üslupla, ikna edici yöntemlerle anlatıp-yazıp gözler önüne sermektir.

Şimdi basit mantık sorularıyla yol alamaya çalışalım! Önce Asimilasyon nedir? Sorusuyla başlayalım meselâ! Devlet/Diyanet Alevileri neden asimile ediyor? Devlet, Alevi inancını neden asimilasyona tabi tutuyor? Yada Devlet/Diyanet bunca emek sonucunda Alevileri ve inançlarını neye (!)benzeştirmeye çalışılıyor? Bunu yaparken hangi kanalları kullanıyor? İran yanlısı Caferi misyonerler, Alevileri neden Şiiliğe asimile ediyor? Yani asimile edilen o menem şeyin geniş manadaki anlamı-tanımı nedir? Benzeri soruların net cevaplarına asla girilmiyor! Asimilasyon kavramını kullananlar, tarafından her ne hikmetse bu konuya hiç değinilmiyor! Sadece kestirmeden gidilerek; “Asimile ediliyoruz!” işte hepsi o kadar!

Oysa Alevi toplumsallığının örgütlü yapıları başta olmak üzere, yazar-çizerleri, Dedeleri(-“dedeleri” diyoruz, çünkü maalesef ortada gulbanklarında evliyasına seslenen-çağıran Ocakzâde-Pir kalmamış!), Kadın Anaları, gençleri, Alevi televizyon kanalları Alevilerin Müslümanlığa; kadim (-en eski) inançlarının ise İslamiyet’e asimile edildiğini, İslamiyet içerisinde eritildiğini aslında çok iyi biliyorlar! Ve fakat işin bu yakasına bir türlü geçemiyorlar. Yani paçaları sıvamışlar, ama suya girmeye bir türlü cesaret edemiyorlar! Her neyse, bu alanı biraz fâş etmeye devam edelim!

Bilindiği üzere Asimilasyon, öyle sıradan dillendirilen bir kavram değildir. Bu kavramsal eylem; Toplumsal tabakalar üzerinden hayata geçirildiğinde, toplumsal etkileri çok ama çok acı sonuçlar doğurmaktadır. Bu noktadan hareketle, konumuzun daha iyi anlaşılması için Asimilasyon kavramının etimolojik kökenine-açılımlarına kısaca göz atalım! Zira kavramsal çerçeveler, aynı zamanda gizemli-bâtıni bir inanç olması hasebiyle Alevilik açısında oldukça önemsenmelidir.

Modern Literatürdeki Asimilasyon?

Fransızcadan gündelik dilimize geçen “Asimilasyon” sözcüğü, aslında Latince kökenli bir kavramdır. Değişik ansiklopedileri, farklı sözlükleri bir kenara bırakalım, sadece Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanımları, kısaca buraya aktaralım:

Fransızca Assimilation: “Özümseme, benzeşme veya benzeştirme “kavramsal ayırımlarıyla devasa bir külliyata sahiptir. Buna göre, asimilasyon kavramı bilimsel disiplinlerde kendine temel ve ayrıcalıklı bir yer edinmiştir. Meselâ;

Biyolojide; Bireyin-toplumun genleriyle oynamak suretiyle özümleme ya da anabolizmayla (kimyasal değişimler) yeniden metabolizma (yapım, yıkım) yapımı süreci.

Psikolojide; bireyin yada topluluğun kendisini baskı altında hissetmesi. Öz güven kaybı ve umutsuzluk!

Sosyolojide; Çoğunluk veya erk sahibinin baskısıyla, farklılık gösteren grupların, bunların kültür birikimleri ve kimliklerinin, baskın yapı içinde eriyerek yok olması. Bununla birlikte Asimile tanımı “kendine benzeştirmek, kendine uydurmak“ manalarını anlamlandırır. Bütün bu süreçler belli bir program dahilinde hayata geçirilir.

Asimilasyon sadece dışarıdan uygulanmaz, bir de topluluğu içeriden kuşatan, daha da vahim olanı bir  “iç asimilasyon“ vardır. Ki aslında en tehlikelisi de işte bu iç asimilasyondur! Asimilasyon/Asimile kavramlarının Arapçadaki, Osmanlıcadaki karşılığı da oldukça ilginçtir, şöyle ki;

Osmanlıcadaki Te’dib ve Tagyir

Arapça’dan Osmanlıcaya geçen ve Cumhuriyetin ilk yıllarında kaleme alınan özellikle Dersim raporlarının temel kavramlarından birisi “Te’dib” kavramıdır. Te’dib; modern çağımızdaki “Asimile-Asimilasyon” sözcüğünün bir nevi kavramsal karşılığını oluşturur. Te’dib, “Terbiye etme! Uslandırma, yola getirme! Eğitme!” benzeri anlamları içerir. Bu sözcüğün bir diğer paraleli ise “Tagyir” dir. Ki o da “Başkalaştırma, değiştirme ve bozma” anlamlarını içerisinde ihtiva eder. Yani “Te’dib ve Tagyir” kavramları; “Asimile etmeyle” özdeş kavramlardır.!

Müslüman Olmayan Aleviler, Müslümanlığa Asimile Ediliyor!

“Asimilasyon” dendiği zaman insanların düşünce derinliğinde ilk akla gelen şu olmalıdır: Alevilik İnancı İslamiyet’le özümsenecek, Alevilik inancına ait ismiyle-çismiyle bütün pratik uygulamalarıyla, kutsal günleri, ziyaretleri, evliyaları, Ocak-Pirleri, Kadın Ana eksenli sosyal yaşantısı her ne varsa, kökten unutulacak ve bunun yerine Müslümanlık kimliğiyle, bundan böyle biât eden tek tip bir insan modeliyle barış içinde yaşanılacak esprisi yer almaktadır. Yani Aleviler, kaderci bir topluluk olarak Müslümanlarla benzeşecek. Kur’an’a bağlı, İslamiyet içerisinde, Müslümanlık dünyasında ahiret gününü bekleyecek kıvama getirilecekler! Bu surette “Türkiye’nin yüzde 99’u Müslümandır!” sözünün içeriği böylece doldurulmuş olacak!

“Alevi Asimilasyonu” Dendiğinde, Aslında “Alevilerin Müslüman Olmadığı” Anlaşılmalıdır.

Fakat bu sonuçta ortaya çıkan bir diğer gerçek daha var ki; o da Alevilerin aslında Müslüman olmadıkları gerçekliğidir. Tıpkı 16. Yüzyılda Şeyhül İslam fetvalarında sıkça dile getirildiği gibi demek ki Aleviler, Cumhuriyet çağında bile Müslüman olamamışlar! Demek ki Aleviler Kur’an Şeriatına uymuyor ve inanmıyorlarmış? Demek ki Alevilik inancı, İslamiyet değilmiş! İslamiyet’ten neşet etmemiş? Hatta Aleviler, gayri Müslim bile sayılmazmış! Lakin Osmanlı dönemine ait bu konuda, bir çok fetvanın varlığı bilinmektedir.

Peki Alevi örgütleri, araştırmacı yazarları, Dedeleri, Kadın Anaları, Alevi gençleri ve ilgili herkesin geniş manada açılımı yapılmadan lafzi olarak sadece “Asimilasyon” sözcüğünün ezberinden hareket etmeleri doğru mudur? Bu kavramın manasını, içeriğinin gerçek bağlamıyla doldurulması ve sürekli dile getirilmesi gerekmez mi? Sadece “Devlet/Diyanet Alevileri Sünni – İslam’a, Şii misyonerleri de Şii – İslam’a asimile ediyor!” denilirken, aslında Alevilerin İslam’la bir alakalarının olmadığı zımnen açıklanmıyor mu? Öyle ise Alevi asimilasyonu” dendiğinde, hiç kuşku yok ki “Alevilerin Müslüman olmadığı” anlaşılmalıdır. İlgili herkes bunu vicdanen dile getirmekle yükümlüdür! Bu aynı zamanda bir ahlaki duruş ve hakikatin dillendirilmesidir! Bu bağlamda Türkiye’de, en büyük asimile kıskacı altında olan topluluk, etnik ve inançsal anlamda Kürt Alevileridir!

Kürt Aleviler Müslümanlaştırılarak Ulusal Bilinçten Yoksun Bırakılıyor!

Neresinden bakarsanız bakın, tehlikeli bir süreç tüm çıplaklığıyla göze çarpmaktadır! Buna göre; “Türk Alevileri“ içerisindeki Kürt Alevileri yada “Müslüman Kürtler“ içerisindeki “Kürt Alevileri “şiddetli bir şekilde asimile kıskacındadırlar. Unutulmamalıdır ki, Etnik ve inançsal boyutta Kürt Alevilerin asimile edilmesi, hangi açıdan bakılırsa bakılsın, devletin ali menfaati-bekâsı için hayırlı bir iş olacaktır! Kürt Aleviler içerisindeki entelektüeller, araştırmacı yazarlar, kurum yöneticileri, dedeler “İmam Ali, Fatıma Ana, Ehl-i Beyit, Kerbela, 12 İmam“ ve benzeri Şii kavramlar üzerinden ne acıdır ki, menkıbevi hurafelerle “Kürt Aleviliğini“ anlatmaya çalışmaktadırlar. Hal böyle olunca bilerek yada bilmeyerek bu noktada bir iç asimilasyona zemin hazırlamaktadırlar. Dahası da var; uyduruk Türkçe kavramlarını, Kürt Aleviler içerisinde tedavüle sürmektedirler. Bize göre bu yanlıştan, hızla uzaklaşılmalıdır! Zira Aryenik kültürün son halkası olan Alevilik, son 500 yıllık bir bağlantısal geçmişi olan, hakikati red eden bu dogmatik verilerden asla ibaret değildir.

Bilinmelidir ki; devlet aklına göre Kürt Alevileri Müslümanlaştıkça, etnik kimliklerinden de uzaklaşacaklardır. Buna göre Kürt ulusal bilincinden yoksun bir Alevinin, daha kolayca Müslümanlaşacağı, Müslümanlaşan bir Kürt Alevi’sinin de daha kolayca Türkleşeceği hesaplanmaktadır. Müslümanlaşan bir Alevi, devletine sadık makbul bir vatandaş olarak, kamu hizmetlerinden daha iyi faydalanacaktır. Akli bir gözle bakıldığında, bu acı gerçeğin her alanda bilince çarpacağı rahatlıkla anlaşılacaktır. Zaten gerek Diyanetin ve gerekse Şii misyonerlerin çok yönlü asimile çalışmaları, Dersim merkezi bir üs olarak dikkate alınarak planlanmakta ve burada uygulamaya konulmaktadır. Zira devletin Dersimle, Dersimlilerle(Kürt Alevilerle) olan hesabı, henüz tam manasıyla kapanmamıştır! Bu durum başlı-başına konunun daha da vahim bir boyutta seyrettiği mantığını yeterince açıklamaktadır.

İşte asimilasyon İşte planlı bir şekilde genel anlamda Aleviler, özelde ise Kürt Alevileri üzerinde oynanarak uygulanan Asimilasyon dedikleri kavramsal olgunun içi dışı böyle hayati önem arz eden fragmanlarla doludur. Dolayısıyla Kürt Alevileri (Réya/Raa Heqi mensupları); kendi kök hücrelerini Orta çağda, 1400’lü yıllarda değil; Antik çağlarda ve Mezopotamya topraklarındaki eski halklarda aramalıdırlar. Bütün bunlardan çıkaracağımız sonuç şudur:

Alevileri Aslında, Sözde “Alevi Temsilcileri” Müslümanlaştırarak Bitiriyorlar!

Meselâ; Alevi inancını televizyon kanallarında, açık kapalı toplantılarda, internet sitelerinde, özel sosyal medya hesaplarında İmam Ali’ye yapılan haksızlıklardan başlayarak, Kerbela’dan Osmanlı zulmüne kadar geniş bir yelpazede kendilerince Ehl-i beyt-İmam Ali taraftarlığı yaparlarken bu işin uçunun Şiiliğe kadar gideceği hesaplanmıyor mu?

Asırlardan beri Alevilerin katline fetva veren Osmanlıdaki “Şeyhülislamlık makamı”, 1924 yılında M. Kemal tarafından alınarak günümüze “Diyanet” adıyla taşınan bu kurumla, Aleviler içerisindeki asimilatörler tarafından geliştirilen alacalı ilişki sonucunda, Alevi inancının Ehl-i Sünnet ve Cemaate evrileceği  hesaplanmıyor mu?

Şimdi sormak ve vicdanen bir yanıt vermek durumundayız! Alevi asimilasyonunu Devlet/Diyanet, İran yanlısı Şii misyonerleri mi, yoksa Aleviler içerisindeki köşe başlarını tutan sözde Alevi temsilcilerinin bizatihi kendileri mi yapmaktadırlar!?

Geçmişte de Alevilere, topal laikliğin, kör demokrasinin bekçiliğini yaptırmadılar mı? Oysa laiklikten hiç bir zaman kamusal alanda faydalanmayanlar da yine Aleviler değil miydi? Bugün gelinen noktada, ortada ne laiklik nede ki demokrasi kaldı! Şimdi revaçta olan bütün Müslümanların üzerinde ortaklaşarak hem fikir oldukları İmam Ali, Ehl-i Beyit, Kerbela, 12 İmam ve benzeri İslami değerler üzerinden Alevilerin Müslümanlaştırılmasına dönük uygulanagelen asimilasyondur. Gerçekçi olmamız gerekirse bunu en iyi yapanlar ise Aleviler içerisinde konumlanmış sözde Alevi temsilcileridirler!

Bu Kadim İnancı, Asimile Edenler Bellidir!

Tekrar etmek gerekirse; Bu planlı-programlı asıl işin teknokratları, görünen-görünmeyen simalarıyla Aleviler içerisinde örgütlenmiş farklı kurumlarda köşe başlarını tutan sözde Alevi Temsilciliğine soyunanlardır!

Bu inancı asimile edenler; Kendilerinin Ehl-i Beyit soyundan geldiklerini iddia eden, ilişkide oldukları derneklerine üye statüsüyle bağladıkları, aslında kadim “yol evladı” olan taliplerini de kendilerine “mürit” gören, “Pirliği” terk eden, Cemlerde Kadınların başlarını örtüp,  erkeklerden ayırarak, haremlik-selamlık ayırımını uygulayan  sözde Dedelerdir!

Mezopotamya’nın bu kadim inancını tarihsel gerçekliklerinden uzaklaştırıp, yazılı ve sözlü tarihini İslam tarihiyle karıştırarak bozan, inancın felsefi düşün dünyasını bilmeyen-kavramayan, zahiri bâtın gibi gören sözde masa başı yazar-çizerler, yalan-yanlış bilgi üzerine camiiler inşa eden kopyacı resmi akademisyenlerdir!

Herhangi bir partiden vekil, belediye başkanı olma hesapları içerisine girerek, bir dernek çatısı altında “piyasa Aleviliği” yaparak, her kulağa göre konuşan ve her kesime mavi boncuk dağıtarak siyaset meydanına sızmaya çalışan, inancı oya tahsil eden takiyyeci taşra siyasetçileridir!

Herhangi bir federasyonda, dernekte, ilgili vakıfta, televizyon kanalında kendine özgü  yönetici pozisyonunu korumak maksadıyla diline doladığı “İmam Ali, Ehl-i beyit, Kerbela, 12 İmam, Ana Fatıma” gibi İslami değerlere can simidi gibi sarılan, oysa bu değerlerin, gerçek manada tarihsel hikayesini dahi bilmeyen masalcı-hurafeci cenahtır!

Aleviliğin sosyal tabanını her geçen gün zayıflatan, 1400 yıll öncesindeki İslam içi ayrılıkları, zamanın ruhuna göre yeniden aktüalize edip, gençlerin ve kadınların duygusal tepkilerini de istismar ederek hamaset hurafeleriyle Alevi toplumunun aydınlık yüzünü, çağdaş yaşamdan uzaklaştırmak isteyen, Aleviler içerisinde çöreklenmiş devletçi Kemalist statükoculardır!

Bu listeyi uzatmak mümkündür! Fakat gerçeklik, bütün bunlardan da ibaret değildir! Zira dahası da vardır! Hak ile kalın!

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı