Kültür Sanat

ALEVİLER İÇİNDEKİ “ELHAMDÜLİLLAHSIZ MÜSLÜMANLAR“ ARAF’TA! I.

Erdoğan Yalgın yazdı:

Giriş:

Son yıllarda Alevi toplumunda bir birine karşıt düşüncelerin başında; “Alevilerin Müslüman olup-olmadığı, Alevi inancının İslamiyet içinde çıktığı yada İslamiyetle bir bağının olup-olmadığı“ tartışmaları gelmektedir. Gerçekci olmak gerekirse bütün Alevi örgütleri bünyesinde, aile ortamlarında, arkadaş gruplarında konu Alevilik olduğunda, Alevi inancının Müslümanlığı ve İslamiliği hep tartışılmaktadır.

Biz bu sınırlı çalışmamızda etimolojik bağlamda İslam ve Müslüman kavramlarının kökeni üzerinde kısaca durduk. Zira toplumsal aidiyetleri tanımlayan kavramlar, toplumun şekillenmesinde en temel itici etkiye sahiptirler. Bunun yanı sıra İslamiyetin doğuşunda, yayılışında ilk Müslümanların bir birileri arasındaki kanlı-siyasi çekişmelerini, karşılaştırmalı olarak Alevi filozoflarının asla İslama tabî olmadıklarını, buna karşın günümüzde Alevi felsefesinin nasıl bir iç asimilasyonla karşı karşıya kaldığını, son yıllarda Aleviler içerisinde çıkan acemi Müslümanların nasıl bir yol tuttuklarını, Oysa Alevilerin aslında Kur’ana ve İslam şeriatına uymadıklarını ve dolayısıyla çıkışından günümüze kadar İslami erkler tarafından Alevilerin nasıl “dinsiz-imansız-kafir“ yaftalarıyla kıyımlardan geçirildiklerini kısa başlıklar halinde ele alıp irdelemeye çalıştık. Bütün bunların yanı sıra, Aleviler içinde aşılanan “Elhamdülillahsız Müslümanlar“ yani “Acemi Müslümanların“ faaliyetlerine ilişkin belli noktalarda eleştirel kritiklerine de yer verdiğimizi belirtmek isteriz. Üç bölümden oluşan bu çalışmamız; Dersim gazetemizin bundan sonraki sayılarında da aynen devam edecektir. İyi okumalar!

İslam ve Müslüman Kavramlarına Kısa Bir Bakış!

Meramımızı daha iyi anlatmak için söze; “İslam” kavramı hakkında kısa bir değerlendirme notuyla başlayalım! “İslam” sözcüğü, bilinenin aksine Arapça bir kelime değildir. Süryanice deki “Aşlem”den türetilmiştir. Buna göre;Aşlem kavramsal sözcüğü, geniş manada; “Bırakmak, terketmek, kendini feda etmek, ihanet etmek” anlamlarını içermektedir. Yine Aşlem, Maşlem ve Maşlamu kavramları da aynı paralelde olup, “İslam” kavramının pratikteki temelini oluşturmuştur. Buna göre, bu paralel kavramların genel tanımları ise şöyledir. Kur’an’da geçen “Müslim” sözcüğü, Farsça telaffuzuyla “Müsleman” şeklini alarak Arapça’dan değil, Farsça ve Kürtçe’den Türkçe’ye “Müslüman” olarak geçmiştir. Kavramın ayrımsal paralel tanımlarını şöyle sıralayabiliriz:

Aşlem: teslim olmak! Maşlem: ihanet etmek! Maşlamu: terk etmek!

Öte yandan Arapça’daki “Aslama, Müslim, İslam” sözcüklerinin tümü; SLM kökünden oluşmuştur. Sami dillerinin hepisinde kullanılan SLM; Akadça, İbranice ve Asurca/Süryanicede bir kavramlar dizisidir.Dolayısıyla İslam kavramına temel kaynak teşkil eden SLM’ de, Arapça değildir!Örneğin Akadça’da bu kök, sadece “terk etmek” anlamına geliyor.

Peki SLM kavramının Arapçadaki teorik ve pratiksel karşılığı nedir? Doğuşu, yayılışı ve kökleşmesi bakımında İslam dininin ismine kaynaklık eden SLM,üç ana başlık altında kendisini şöyle göstermektedir:

Terketmek, bırakmak, vazgeçmek:Neyi terk edeceksin? Eski dinini, inancını bırakacaksın, terkedeceksin, ilkel (!) gelenek-göreneklerinden vazgeçeceksin!

Teslim olmak, itaat-biât etmek ve kendini feda etmek: Neye ve Niçin? Kur’an’a, Allah’a Peygamberinin Sünnetine, İslam hukukuna (Şeriat’a) teslim olacaksın!

İhanet, cihad etmek:Neye ve kime karşı? Eski dinine, inancına ve seninle birlikte Muhammed’in çağrısına uyup da gelmeyen herkese…! Bütün bu aşamalar tamamlandıktan sonra, Kur’an çerçevesinde şimdi bir barış (!) sağlanabilir! Buna var mısınız?

İslam (SLM) kapsayıcı kavramının Osmanlıca ve Türkçe karşılığı, yine etimolojik olarak köksel dillerindeki (Akadça, İbranice ve Asurca/Süryanice) manalarıyla sıkı bir uyum içerisindedir. Yani; Teslim olmak!Terk etmek! Kendini feda etmek!

Yukarıda kısaca verdiğimiz bu bilgileri, Erol Sever’in 1997 yılında yayınladığı “İslam’ın Kaynakları II. Muhammed” adlı çalışmasında derledik. Sever, ilgili çalışmasında Arap ve Batılı İslam tarihçilerinden edindiği bilgiler ışığında 15 sayfasını (224-239), yukarıda verdiğimiz  “İslam” kavramının etimolojik açılımlarına ayırmıştır. Bu çalışmada ortaya çıkan sonuçla, Türkiye’deki Diyanetin ve ilahiyatcıların İslam kavramını zahiri açıklamalarının tam zıddı bir gerçeklikle karşılaşıldığını belirtmemiz gerekmektedir.

Kur’an da İslam/SLM

Kur’an’a göre “Allah nezdinde muteber Hak dini İslâm (Âl-i İmran 3/19) dinidir.Yine Kur’an’a göre Din kavramı da tıpkı İslam < SLM kavramıyla paralel olup; itâat/teslim ve ceza, millet ve şeriat mânâlarına“ gelmekte ve kulların uyacağı kurallar manzûmesini anımsatır. Kur’an-ı Kerimin Âl-i İmrân Suresi 3/85. Ayetinde  herkesin İslam dinine geçmesi, aksi halde ahiret gününün çok kötü olacağından söz edilir. Fakat bu ayeti direk Cebrail’mi, yoksa Peygamber Muhammed mi dile getirir orası biraz kapalı! Şöyle ki; “Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.“ der. Bu ayetsel tanımların hiç birinin, Alevi filozofları tarafından kabul görmediği, Onların karşıt ayetlerinden/nefeslerinden/deyişlerinden/kılamlarından anlaşılmaktadır.Buraya kadar etimolojik değerlendirmeleriyle İslam < SLM kökünü kısaca aktardıktan sonra, şimdi de tarihsel bir gezinti yapabiliriz;

SLM < İslam’ın Ortaya Çıkışı

İslam Peygamberi Muhammed (570-632),  610 yılında bir Ramazan gecesi (Kadir gecesi) Hira Mağarası’nda tefekküre daldığı bir sırada Cebrail’in elçiliğiyle ilk vahiy‘i almıştı.Bir Tanrısal esin olan Vahiy, Müslümanlıkta;  Kur’an ayet ve surelerinin,  elçisi Muhammed’e indiriliş biçimini tanımlar. Nitekim Muhammed’in 610 yılından başlayarak, vefat ettiği yıl olan 632’ye kadar aldığını bildirdiği işte bu vahiyler, Kur’an’ın bütününü oluşturur.

Kur’an’ı oluşturan ayetlerin zaman zaman kesintiye uğramasını bir kenara bırakacak olursak, gelişi/indirilişi; 12 yılı Mekke, 11 yılı da Medine dönemi olmak üzere toplamda 23 yıl sürmüştür. Kur’an‘ın 114 sureden, genel olarak 6666 ayetten oluştuğu kabul edilir. SLM kökünden türetilen İslam tanımı, İşte Kur’an ayetleriyle şekillenmiş ve Allah’ın birliğine, Kur’an’ın Onun ayetleri/kelamları olduğuna, Peygamber Muhammed’in Onun elçisi ve kulu olduğuna inanan ve buna şahâdet (tanıklık sözü) getiren herkes artık Müslümandır.

Hemen belirtelim, şahsen böyle inançlı, mü‘min bir Müslüman’a, tıpkıdiğer dinlerin mensuplarına olan saygımızın aynısı geçerlidir. Zira din, bireyle kendi iç dünyası/tanrısı arasındaki özel bir ruhsal-insani dengedir, tartışılmazdır! Fakat durum tamamen böyle midir, ona kısaca temas edelim!

İlk Müslümanların, Sahabelerin Kanlı Çarpışmaları

Asıl mesele, son yıllarda Alevilerin içinde ortaya çıkan “Elhamdülillahsız Müslümanlar“dır. Bu vesileyle, bir gerçeğin sadece giriş bölümüne dikkat çekmek istiyoruz, şöyle ki;

Arap yarımadasında, İslam dininin ilk çıkışı olan 610 yılından günümüze (2020) kadar, tamı tamına 1410 yıl geçmiştir. Bu tarihi süreç içerisinde Ortadoğuda acı, keder, göz yaşı,toplu göçler, kan ve zulümhiç bir zaman dinmedi ve hala bile çağımızın üstün teknolojisiyle bu toplu ölümler artarak devam etmektedir. Peki o yaşanan, özlenen İslam < barış nerede? İslam dünyasında yaşanan bu kanlı çarpışmaların kökleri, elbette taa başlangıç noktasından itibaren süregelmektedir. İslam Peygamberi Muhammed‘in vefatından (632) hemen sonra Muhammed’in meclislerinde bulunmuş, Onun nasihatlerini dinlemiş, Onunla namaza durmuş, Ayetler okumuş, Onun davranışlarına tanık olmuş ve Sünnetine uymuş Müslüman Sahâbelerin biribirileriyle olan kanlı çarpışmaları iberliktir. Örneğin Basradaki Camel’de (Kasım 565), Suriye/Rakka‘daki Sıffin’de (Temmuz 657), Irak’daki Küfe’de (657-58), Kerbela‘da(681) vs. yüz binlerce Müslüman, hem de ayetlerle haram sayılan aylarda dahi hayatını bir biriyle savaşarak kaybetmiştir.İslama <  SLM’e tabî olan Müslümanların içsel boğazlaşması, o günden bugüne değin hep süregelmiştir. Bu çok ama çok acı bir trajedidir! Uygarlık tarihine kaynaklık etmiş bu kutsal toprakların böylesine insan kanıyla yoğrulmuş olması, gerçekten de insanlık tarihi açısında acı bir sonuçtur. Tarihsel geçmişlerinde Alevi toplumu arasında böylesine içsel kanlı çarpışmalar asla ve kat’a yaşanmamıştır.

*İslam’ın başlangıç noktasına ilişkin bu kısa hatırlatmadan sonra, gazetemizin bir sonraki sayısında, çalışmamızın 2. bölümüne  “SLM < İslam’a Tabî Olmayan Aleviler“ üst başlığıyla devam edeceğiz

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı