DersimGüncel

DERSİM DUYARLILIĞI: (Bir Toplantıya Dair Notlar)

Bir halkın acıları kaç şiir, kaç öykü, kaç roman, kaç türkü, kaç ağıt, kaç belgesel, kaç sinema film ve kaç kere aynısının hep bir benzeri eder? Daha kaç kere kırılır bir toplum, kaç katliamda yok olur, kaç kez sürgününe gider? Kendi onuruna sarılmaktan başka bir şeyi olmayan Dersim tarih boyunca hep düşman sayıldıkça, buna karşılık dünyanın belki en güzel ve en mazlum insanları tam tükenmedikçe direnmesi devam eder! Bunu biliyor ve bilinmesini deistiyoruz ki kayıtlara şu not her zaman düşer: Tarih, mazlumları değil, zalimleri lanetler!

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadar gelen bir sürekliliktir Dersim’in bitmeyen ve belki de bitmeyecek olan “yazgısı”. Sistemli olarak Tanzimat’tan sonra başlar Dersim’in kara listede oluşu. Kaynaklar 1937-’38’e gelene kadar sayısız kez oraya sefer olduğunu söyler. Nerede olursa olsun, 1937-’38 katliamından daha düşük ölçekte olanları bilinse de Dersim’in benzeri yok. Dünyanın hiçbir dilinde Dersim vahşetinin tercümesi yok çünkü!..

***

Geçenlerde, 09 Şubat 2020 tarihinde, bunları yeniden konuşmak için değil ama Dersim Araştırmaları Merkezi’ndeki (DAM) duyarlı arkadaşların önermesiyle İstanbul’da bir araya geldik. Dersim’de dönen yeni oyunlar sebebiyle, orada olan bitenleri yine orayla irtibatlı ve bu konuda bilgi sahibi olan arkadaşlar sayesinde parça parça da olsa biraz öğrenmiş olduk. Ayrıca bazı dostlar hem yerinde tespitlerde bulundu ve hem de bazıları çözüme dair olumlu cümleler kurdu.

Peki Dersim’de ne gibi şeyler olmuştu da bizler bir araya gelmek ve konu hakkında konuşmak zorunda kalmıştık? En son, günlerce çeşitli yayın organlarından bildiğimiz, Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun bilinmeyen akıbeti var! İntihar mı, cinayet mi, yoksa kaçırılma mı hâlâ meçhul. Üstelik oradaki her açık ve kör noktada mbs kameralar bulunduğu, karakol, kalekol ve şimdi de kuleler yapılıyor olduğu halde o genç kızın böyle alenen kaybolması yeni kötü şeylerin de habercisi olabilir. Bunlar için oranın insanı tedirginken, sonra bir yığın aslı astarı olmayan tecavüz, kadın cinayeti, çocuk tacizleri gibi şeyler sosyal medya üzerinden yayılmak istenmiş… Herkes bilir ki tarihi boyunca böyle şeyler kaydedilmedi Dersim’de. Dilerim ve umarım ki edilmez de.

Fakat bunların yanında üniversite öğrencileri ile bazı öğretim üyelerine uygulanan mobing, devletin örtülü ödenek marifetiyle oralı bazı insanları jurnalciliğe zorlama bilgileri, hele oradaki Cemevi’nin özüne yabancılaştırma çabaları varmış ki…Cemevi demişken, Dersim’deki inanç sisteminin çok güçlü olduğunu bir kez de ben vurgulamak isterim. Kendini Ateist sanan, diyalektik diyen, materyalist konuşan bizim kuşak bile o insanlara etki edememişken, hiçbir başka inanç oradaki kadim inancı sarsamaz bile!

Öte yandan Pertek ile Çemişgezek’te açıktan bilinen koruculuk sisteminin Ovacık’ta gizliden uygulanıyor olduğu bilgisi çok can sıkıcıydı…

Dahası yıllar yıllar önce karşılaştığım benzer sorunları, sanki hiç isim değiştirmeye dahi gerek duyulmamış gibi adeta karşımda görmüş olmam yeniden hayrete düşürdü beni. Yine aynı toplantıda bir arkadaşımızın bir özel harekâtçıdan duyduğu, “Biz buradaki köylerisadece yakarak boşaltmıyoruz ki! Termal kameralarla izliyor, bazı evlere gelen gidenlerin eşkâlini, bazen de kimliklerini tespit ediyor, bir süre sonra da o evlere operasyon yapıp, edindiğimiz bilgileri komşularının verdiği izlenimini bırakıyoruz. Bunu başarınca da birbirlerine yabancılaşmalarını, hatta düşman olmalarını sağlıyoruz. Bu duruma dayanamayanlar da böylece göç ediyor” demesi çok şaşırttı beni.

Kimi dostlar daha başka bir dolu benzer örnekler de verdi tabi.Birçoğuna yabancı olmamamıza rağmen, oraya dair düşünülenlerin yine yenilir yutulur cinsten olmadığını gösterdi. İşte bütün bunlar, küçük parçaları bir araya getirip kocaman bir resim oluşturmamıza da vesile oldu.Toplantıda ayrıca son dönemde Dersimli sanatçılara uygulanan sürek avını da konuştuk elbette. Hiç yere tutuklu olan Şenol Akdağ ve Yılmaz Çelik’le birlikte, yine hiç yere yurdu terk ekmek zorunda kalan Ferhat Tunç’a reva görülen keyfi hukuka değinip, bu arkadaşlara selamlarımızı gönderdik.

Bir de şehrin caddelerine döşenen Türk-İslam sentezli neon ışıklı motiflerin öneminden de söz ettik. Bu da “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak”la ya da “kör göze parmak sokmak”la teşbih edilir herhalde…

***
Söz alan arkadaşlardan biri de, Dersim’den İstanbul’a sitemli selamlar iletti adeta. Elbette o bölgenin dışında olmak, oraya yabancı durmak sayılmasa bile, yine de sorunun bire bir oradakilerin kucağında olduğunu da bu buluşma sayesinde daha hissedilir öğrenmiş oldum kendi adıma. Oradaki bazı arkadaşların “Dışarılarda, İstanbul gibi yerlerde toplanıp bize önerilerde bulunmayın” diyen serzenişlerini de duyduk. Bu durumu anlayışla karşılamak gerektiği gibi, bazı hatırlatmaların yapılması da olmazsa olmaz sanki. Dışarıda bulunan Dersimliler’in varlığını küçümsemek, en kibar ifadeyle ayıp sayılmalı bence. Çünkü daha dün yangınlar dağı taşı kül edip, börtü böceği yok ederken buradakiler “bana ne” demedi. Dışarıdakilerin oraya dair duyarlılığı hep diri durdu ki sistem istediği pervasızlığı ölçülü yapabilmek zorunda kaldı, kalıyor. Hele 38’den sonra en büyük planlı zulüm olan ’94 yılındaki köy boşaltmaları, sürgünler ve yiyecek içeceklerin karneye bağlandığı zamanları ülkeye ve hatta ülke dışına duyuranlar bugünkü DAM’ın önceli olan İstanbul’daki Tunceli Derneği’ndeki arkadaşlar olmuştu. Öyle bir kampanya uluslararası ses getirmekle birlikte, daha bir benzeri henüz görülmedi bile. Ki o gün bir avuç devrimci Dersimli’nin başlatmış olduğu mücadele, daha sonra Munzur Festivalleriyle taçlandırılmış oldu. “Hafıza- i beşer nisyan ile maluldür” cümlesi Dersimliler için kurulsun istemem en azından…

***

Sözünü ettiğim toplantı, şimdiden bir şeylere geç kalmamak içindi. Ancak yeri gelişmek genelde sol’un, özelde Dersimliler’in bir zaafına dokunmadan edemeyeceğim. Çünkü o bildik hastalıklı durumla nerede ayrılıyoruz demeden önce, nerede birleşiyoruz diyerek konuya yaklaşmadıkça adım atacak zeminler bir türlü durduğu yerde durmuyor. Oradaki realitenin ötesinde kendimize paye biçmek, sorunu çözmek bir yana, bazı insanları sorunun ayrı bir parçası haline getirebilir diye endişe duyduğumu da belirtmiş olayım. Bunu burada neden mi belirtiyorum? Devamı gelecek olan bu toplantıların daha ilkinde böyle şeyler hissettim de ondan. Hem sistemin muhalifi ve hem de orada sözü geçsin isteyen iki çevreyi de kast ediyorum ama bu konuyu bu kısa metinde açmayı doğru bulmadığım için geçiyorum…

İşte tam da bunun için inanç insanları, aydınlar, sanatçılar ve siyaset üstü kimi sivil çevrelerden bir komisyon olsun gibi çözüm önerisini de yerinde bulduğumu belirtmiş olayım. Bu heyetin Dersim dahilinde etkili çevre insanları ve halkın katılımıyla yapacağı toplantı veya toplantılar, bu konuda yol katedileceğine dair en gerçekçi çözüm gibi duruyor. Elbetteorada bulunan sorumlu siyasal çevrelerin yanında en çok yükümlülük de komünist ibaresini taşıyan Dersim Belediyesi’ne düşüyor. Ve fakat bilinmeli ki bu tür sistemli operasyonlar bugün olduğu gibi dün de vardı, yarın da olacak. Yani bugün böyle bir örgütlülüğün sonunda bir başarı elde edilse dahi, muhtemelenpalyatif olacaktır. Çünkü toplantımıza konu olan bu yozlaştırma sorununun dünü olduğu gibi sürekliliği de var. Yüzü yokmuş gibi duran bu sinsilik, duyarlılığın yüksek olduğu zamanlarda siner, zemin bulduğunda da her alana hakim olmak ister. Oranın gençlerini bulaştırmak istedikleri uyuşturucu tuzakları, pavyon birahaneler diye tarif edilen batakhane gibi yerlerin peyder pey peydah olması da çok ciddiye alınması gereken konular. Yani orada olan bu tür hamleler yeni değil. Benim ilk hatırladığım, 1980’den sonra oraya vali olarak atanan Hakkı Borataş ve Kenan Güven gibi emekli generaller zamanında başlamıştı. Yaptırdıkları camilere gönderecekleri insan bulamayınca, “Yaşam boyu spor” adıyla oranın insanını yozlaştırmak istediler. İşte o gençlerin o tarihten önce sadece adını duydukları uyuşturucuyla tanıştırılmaları da yine o zamanlarda olmuştu. Ancak o dönem tam tutmayan bu uygulamadan kolayından vaz geçilmemiş ki, bu son dönemlere bakınca sürekli denendiğini de teyit etmiş olduk. Çünkü Dersim’e dair planlar hem çok başlı, hem de kısa, orta ve uzun vadeli projeler olmuştur her zaman.

***

Sonuç olarak, sistemin orada paranın gücüyle gizli de olsa taraftar devşirmesi, belki de en dikkate alınması gereken boyut.

En otoriter ve hatta en kanlı sistemler bile uzun vadede kitleleri yenemiyor; faşizm bile. Bir kaç yıl da sürse, çok yıllar da sürse halkın gücüne yeniliyor. Dünya ülkeleri ve tarihleri bunun örnekleriyle doludur.

Yeri gelmişken, bizdeki ’68 kuşağı sert olmaktan çok romantik diye bilinir. Bunun yanında ’78 kuşağının daha sert bir kuşak oluşuna itiraz edileceğini sanmıyorum. 12 Mart gibi 12 Eylül de yaktı, yıktı, işkencelerde katletti, sokaklarda öldürdü, cezaevlerine tıktı, dağlara sürdü, uzak diyarlarda mülteci etti ama yine de istediği sonucu tam olarak elde edemedi. Edemedi ki her kuşak yerini bir sonrakine bıraktı.Peki daha sonraki kuşakların daha radikal olduğu söylenebilir mi? Şahsen ben söyleyemiyorum. Gidişatın özgül doğası ve kuşkusuz inancı zayıflamış ’78 kuşağının payını da eklemek lazım buraya. Yani beklenen ’80 sonrası kuşağın daha radikal olmasıydı ama olmadı. Olamadıysa, bunu kapitalizmin kitleleri yaşam gailesiyle abluka altına almasında aramak lazım. Çünkü faşizm bile son tahlilde hem tek tek bireyler ve hem de kitleler üzerinde yenilmeye mecburken, insanların aynı direnişi kapitalist sistem karşısında gösteremediği çok açık. Kapitalizm insanlara bir tek tüketim özgürlüğü tanıdığı gibi, neyi önceleyeceğini ve en hayati ihtiyaçları olsa bile neyi erteleyeceğini söyleme gücüne sahip. Kapitalizmi yenebilecek tek güç Marksist ekonomik sistemdir! Çünkü işçilerin bile zincirlerinden başka kaybedeceği çok şeyi var artık.

Ne var ki bu satırların devamı buranın konusu değil elbette. Peki sadece girizgah olabilecek bu cümleleri bu kısa yazıyı toparlarken niye yazdım? Çünkü söz konusu toplantımızda şehir merkezinin demografik yapısının kısmen değiştirilmesinden, Siyenk ve Alibaba denilen şehir merkezlerinin ekonomik farklılığından söz edildi de bu yüzden. Yani devlet zorla yapamadığını paranın gücüyle, yani örtülü ödenek marifetiyle yapmaya kalkıyorsa, Dersim yine ve yeni bir zor döneme girmiş demektir!

Ahmet Can Akyol

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Göz Atın

Kapalı
Kapalı
Kapalı