DersimKöşe Yazıları

Dersim’de Neler Oluyor?

İnsan kendisine sorduğu her soruyu ötekine soramaz. Çünkü kimi soruların cevabı alınmak istenmez. Ağırdır cevabı, rahatsız eder.‘’Dersim’’ de öyle bir sorudur. Doğrusu ‘’Dersim’’ cevabı verilmemiş bir sorudur. Ama şu soru içe de dışa da sorulabilir: Bir halk ölümle kaç kez sınanabilir ki?!

Dersim coğrafyası görülebilecek her türlü kötülüğü, yaşanılabilecek her türlü zulmü yaşadı, yaşattılar.Bir coğrafyayı ve toplumu kökten yok ettiler. Bu zalimane siyaseti, Osmanlıdan Cumhuriyete kadar, otoriteleri her sarsıldığında yaptılar.1937-38’de ise dağı, ovayı, ormanı, kuşu yanacak her ne varsa yaktılar, yıkılacak her ne var ise yıktılar.Munzur suyu aylarca kan aktı. Gökyüzü klor gazı koktu. Binlerce masumumağaralarda zehirli gazlarla boğdular.Beşikteki bebekleri süngülediler, insanların kafalarını gövdelerinden ayırıp, ganimet olarak devlete yolladılar.

Dersim Katliamına katılan askerlerden Yusuf Kenan Akım,tuttuğu günlükte, kafa kesmenin ne kadar rutin bir ‘iş’ olduğunu, sevgilisine duyduğu özleminyanıbaşına yazdı. Kafa kesen Rüstem’i, maharetli bir marangozmuş gibi anlattı. Sistemin gönüllü üreticisi olarak Dersim dağlarında bir Hannibal gibi dolaşan bu Samsun Çarşambalı(Çoğunluğunu Çerkes sürgünleri) askerin kalıtsal bir aile travması var mı bilmiyoruz ama Çarşamba isminin Kürçe olması da tarihin bir cilvesi olsa gerek!

Heyhat zulüm Dersim’in peşini hiç bırakmadı.Hayata ve sisteme dair itirazları, muktedirleri sırça köşklerinde tedirgin etti.

12 Eylül 1980 sürecinde, devrim için yola çıkan, devrim için birleşemeden ama fraksiyonlara bölünen gençlerin itirazı, ‘Dersim vurulmalıdır’ nidasının güncellenmesine sebep eylendi.Devrimci mücadele içinde yer alan gençlerin çoğu işkence tezgahlarında katledildi,sağ kalanların da ‘kaçmasına’ olanak sağlandı.Dersim topraklarının bir kez daha insansız kalmasınınfaturasını, devrimci mücadelenin bakiyesi olarak tarihe yazdılar.

Bitti mi? Bitmedi elbet.

Kan revandan kurtulup ayağa kalkan, teslim olmayan, boyun eğmeyen, minnet eylemeyen bu topluma bıçak bilemeye devam ettiler.Çünkü itiraz sesleri bu kez Munzur Dağlarından yükseliyordu. Yeniden yakıp yıkmaya başladılar.

1993-94 yıllarında, neredeyse yaşanacak köy kalmadı. Köylerin çoğunu yaktılar. Kırsal nüfusun büyük bir kısmı göçüp gitti. İnsan celladı ‘’Yeşil’’ kod adlı Mahmut Yıldırım gibi paramiliter psikopatlar, Dersim’izulmün her türlüsünün uygulandığı bir laboratuvara çevirdiler.

Dersim’i haritadan silmeye ‘yemin edenler’, Dersim’i bir türlü Tunceli yapamayanlar, ‘’tedip’’ ve ‘’tenkil’’ programlarını farklı pratikler ile güncellemeye koyuldular. Masummuş gibi görünen enerji barajlarıyla koyuldular işe. Sonra damaden şirketlerini çağırdılar Dersim’e. Önce ‘iç savaşı’ bahane edip her dağın-tepenin başına birer kalekol-karakol kurdular. İnsansız hava araçlarıyla, ulus ötesi şirketlerin Dersim coğrafyasına girişine ‘izin’ vermeyen silahlı militanları baskıladıktan sonra, Munzur dağlarının 60 km boyutundaki devasa bir alanı, bu şirketlerin iştahına sundular.

***

Dersimin dağına, taşına, suyuna, tüm canlı cansız varlıklarına yönelen kapitalist moderite, şimdi de insanlarına yönelmiş durumda. Sürekli değere saldırıyorlar. Hayatı boyunca bir değer yaratamayan Doğu Perinçek, kentin simgesi durumuna gelen Seyid Rıza heykelinin yıkılmasını istiyor hükümetten.Şimdilik buna cesaret edemediler ama toplumun değer atfettiği ne varsa yok etmeye çalışıyorlar hala.

Geçtiğimiz günlerde Pertek’te çocuklara yapılan tecavüzün ve kent merkezinde kadınlara yönelik cinsel saldırıların artması, derin bir aklın Dersim’e yeni bir yokoluş programı uyguladığı izlenimi veriyor.

Pertek’te Ülkücü ve MHP’li olduğu söylenen bir kişinin kendisinin işlettiği bilgisayar ve cep telefonu dükkanında 11 ile 16 yaşlarında çok sayıda erkek çocuğa cinsel saldırıda bulunduğu ve bu çocuklara ait görüntü kayıtlarını da sattığı ortaya çıktı.

Yine üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun bir polis yakınından kaynaklı olarak ‘kaybolması’ ve olaya tepki gösteren öğrencilerin gözaltına alınıp, tehdit edilmesi, Tunceli Valiliği’nin kentte her türlü eylemi ve etkinliği yasaklaması, Dersim’de görünenin ötesinde bir devlet aklının devrede olduğu işareti veriyor.

Adeta bir hapishaneye çevrilmiş olan ve kameralarla insanların yatak odalarına kadar giren devlet, şu tarihe kadar genç kadına ait görüntüleri ilgili mercilerle paylaşmadı. Kayıp vakasıyla ilgisi olduğu söylenen polis ve polislerin ifadesinin dahi alınamamış olması da halk tarafından manidar karşılanmaktadır.

Şu günlerde bir başka kadının, üç uzman çavuşun cinsel saldırısına uğraması sonucu, kapatıldığı bir hastane odasında gizlice tedavi edilip, susturulduğu bilgisi tüm Dersim’de infiale yol açmış durumda. Halk tüm baskılara rağmen ahlaki politik değerlerinden ödün vermiyor, karşı tepkiyi örgütlüyor.

Birahane sorunu…

Birer Truva Atı olarak kente sokulan ve pavyon birahane karışımı olarak işletilen mekanlar halkın büyük tepkisine rağmen korunup, kollanıyor halen. Ağırlık olarak kadın ‘garsonların’ çalıştırıldığı birahaneler üzerinden devreye sokulan ‘yozlaştırma’ programı, kentin siyasal dinamiklerinin ve daha çok da kadınların yoğun tepkisi üzerine kısmen kapanmıştı. Fakat bu mekanların kentteki direnç noktalarının zayıflaması akabinde başta Pertek ve merkez olmak üzere (bazılarının belediye mülkü olduğu biliniyor) halen çalıştırılıyor olmaları izaha muhtaç bir durumdur.

Bir çok insan, gizli bir mekanizmanın Dersim’i ‘düşürmek’ için büyük bir bütçe ile çalıştığını düşünüyor. 1938 Soykırımı öncesinde hazırlanan ‘’gizli’’ ibareli raporlarda da ‘paraya bakmaksızın bir çok insan kazanın’ önermesinin güncelde karşılık bulduğu konuşuluyor.

Hükümetin ‘örtülü ödenekten’, Dersim’e ne kadar para aktardığı bilinmiyor ama kentteki gizli ekonominin, bu örtülü ödenekten kaynaklandığını düşünenler hiç de az değil.

Peki Dersimliler neden bu kanıya varıyor?

Sistem asimilasyon politikalarını çeşitli yerel ayaklar üzerinden oluşturuyor. Geçmişte ‘milisler’ üzerinden uygulamaya konulan ‘tedip’ politikaları, günümüzde daha yumuşak bir uygulamayla İş-Kur ve benzer kurumlar üzerinden yapılıyor.Munzur Üniversitesi ve cemevleri de daha sosyal, kültürel politikaların laboratuvarları olarak kullanılıyor. Örneğin Gri pasaportlu Dedeler aracılığıyla toplumun inançsal değerleri tahrip ediliyor. Bu uygulamalar halkın seçme ve seçilme iradesini hiçe sayan kayyımlar döneminde iyice artmış durumda. Dersim cemevi dedelerinden biri bu bağlaşık ve psişik ilişkiyi,yandaş olmanın dozajını ayarlayamayınca ifşa etmek zorunda kalmıştı. Ona göre, kayyım da olan vali Hızır’a eşdeğerdi.Demek ki halkın oylarını hiçe sayıp belediyeyi ‘gasp’ eden ve belediyenin ekonomik kaynaklarını yandaşlarına ‘yağmalatan’ kayyım, cemevi dedesi için Hızır kadar değerliymiş!

Birer ‘sömürge valisi’ gibi çalışan kayyımlar, bir çok Kürt kentinde görüldüğü gibi Dersim’de, etno-kültürel ve etno-dinsel arındırma amaçlı uygulamalar yapıyor hala. Kent merkezinde halka hizmet adı altında yapılan peyzaj çalışmalarında kullanılan Türk-İslam simgeleri adete subliminal mesajlar içermektedir. Bir kısmı Selçuklu mimari özellikleri taşıyan bu çalışmalar, kentin geleneksel kültür değerlerini adetaegemen kimliğe domine etmeyi amaçlıyor.

Bunların dışında, devlet Dersim’e hemen hiç bir yatırım yapmıyor. Gençlerin istihdam edileceği iş alanları yok. Çoğu eğitimlibu gençlerin büyük kısmı memleketinden göçmek zorunda kalıyor. Gençlik Dersim’de tutunamıyor, yaşayamıyor ve terk ediyor. Politik alanda örgütlenme çabasına giren gençliğe ya ajanlık dayatılıyor ya da soluğu dört duvar arasında alıyor.

Yerel gençliğin göç ettiği ilde daha çok üniversite gençliği görünür durumda.Çoğunluğu diğer Kürt illerinden gelen bu gençliğin bir kısmı okulda sistemin tedrisatına uygun politikalarla elimine ediliyorken, bu yönelime direnenler de üniversiteden uzaklaştırılıyor. Örneğin Zaza Dili Edebiyatı Bölümünden mezun olan gençlerin düşün bahçesine, dil eğitiminden çok, asimilasyoncu sistemin siyasal perspektifi enjekte ediliyor. Gençler arasında bir kimlik bunalımı yaşatılıyor. Uzun yıllar inanç (Alevi) kimliklerini etnik (Kürt) kimlik önünde tutulması propagandası yapılan Dersimlilere, son yıllarda da dil üzerinden (Kırmancki-Zazaki) bir kimlik ‘telkin’ ediliyor.

Dersimli aydın ve sanatçılar hedefte..

Dersim’e reva görülen tekçi faşizan siyasete itiraz eden bir çok Dersimli ya hapiste, ya sürgünde ya da tarafsızlığını yitirmiş mahkemelerde yargılanıyor.AKP-MHP iktidarının baskıcı politikalarıyla pratik bulan sistem, özellikle Dersimli aydınlar ve sanatçılar üzerinde baskıyı yoğunlaştırıyor.Topluma öncülük etme vasfı taşıyan ve devletin anti demokratik uygulamalarını eleştiren tüm sanatçılar hedefe konulmuş durumda. Hemen her birinin soruşturması, mahkemesi var. Dersimin kültürel belleğinde önemli bir yeri olan Grup Munzur’un eski solistlerinden sanatçı Şenol Akdağtutuklandı ve aylardır mahkemeye çıkarılmayı bekliyor.

Geleneksel Dersim Kırmancki (Zazaca) müziğinin yapı taşlarından biri olan sanatçı Yılmaz Çelik,yaşadığı Dersim’detutuklandı. Sanatçı Çelik yaşamının büyük bölümünü köyünde sürdürüyordu. İçine doğduğu toprakların müziğini yapıyordu. Okuduğu Dersim 38 ağıtları,genç kuşakta önemli bir bellek oluşturuyordu, bundan rahatsız oldular.

Yaptığı protest müzikle dünya ölçeğinde üne sahip olan sanatçı Ferhat Tunç, hakkında açılan ve uzun yıllar hapiste kalmasına neden olacak davalardan kaynaklı, yurdunu terk etmek zorunda kaldı.Hem müziği hem de politik duruşuyla egemen sistemin anti demokratik, asimilasyoncu uygulamalarını deşifre eden sanatçının sesini boğmak istediler. Ferhat Tunç’un sözünün etki gücünden korktular. O da diğer politik sürgünler gibi muhalefetini yaşadığı topaklardan uzakta sürdürüyor hala.

Dersim’in önemli sanat insanlarından Çayan Demirel de çektiği ‘’Bakur’’ isimli belgeselden dolayı hapis cezası aldı. Yönetmen Demirel’in, geçirdiği hastalıktan kaynaklı % 99 sürekli engelli raporu olmasına rağmen 4 yıl 6 ay ceza verilmesi, Türkiye’de sanatsal özgürlüğün bittiğinin resmidir. İktidar muhalif olan her sese, söze, görüntüye tahammül edemeyecek kadar demokrasi dışına savrulmuş durumda. Ondan dolayıdır ki % 99 sürekli engelli raporu olan Çayan Demirel susturulmak isteniyor.

Ezcümle: Soykırımdan kurtulan insanlarda oluşan travmaların genetik aktarım yoluyla gelecek nesillere aktarıldığı biliniyor. Dersimli gençler ve çocuklar bu ağır psikolojik koşullar altında tutunmaya çalışıyor, yeni bir hayatın mümkünlerini bulma uğraşı veriyor. Yükleri ağır. Ama katliamın ve baskının her türlüsünü yaşamış ana-atalarından aldıkları genetik kültür ve direniş mirası, onların karartılan yolunu aydınlatacaktır.Dersim 1938 kırımında, budanmış bir ağaç gibi sürgülerinden çoğaltmıştı hayata. Hallacı Mansur’dan devralınan başkaldırı geleneği, pirlerin sazında can bulup, insan-ı kamil olmanın mottosuna dönüşecektir birgün.

Nesimi Aday

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı