DersimKöşe YazılarıToplum Yaşam

Dersim’in Güney Kardeşleri 3

Diana’da Bir Dersim

1928…

Munzur Suyu’nun önü henüz Keban’la kesilmemişti, güneye akan Mezopotamya nehirleriyle buluşup Ninova’dan geçiyor, Munzur’un taşlarını, Dersim’in toprağını Ninova’ya yayarak Basra Körfezi’ne taşıyor, Diana yakınlarından geçerken geriye birkaç damla gözyaşı bırakıyordu;o yaşlar ki yıllar sonra buluşup Diana’da bir Dersim oluşturacaktı. Osmanlı’nın döktüğü kandan yeni arınmış nehirlerdeki balıklar temiz suya alışmaya çalışıyordu. Geçmişi başarılarla dolu Yeni Zellandalı inşaat mühendisi Archibald Milne Hamilton, ileride bir gün Tikrit’te erkek bir çocuğun doğacağını ve adının Saddam Hüseyin olacağını bilmeden, acilen, İngiltere’nin kontrolüne yeni girmişNinova’nın gerdanı Irak’a çağrılıyordu.

***

Ortadoğu, büyük çalkantılardan sonra, -Kürtler’in sonunu getiren- az da olsa “huzurlu” bir sürece yeni girmişti.Birinci Dünya Savaşı sonrası 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, İngiltere ve Fransa, Rusya’nın rızasıyla Büyük Kürdistan topraklarını 16 Mayıs 1916’da SayksPicot Anlaşması’yla dört parçaya bölmüş,güney parçası Irak sınırları içindekalmış ve Irak İngiltere’nin kontrolüne girmişti.

İngiltere son büyük kolonisini yeniden dizayn edip bölgedeki stratejik gücünü artırmak ve etki alanını genişletmek istiyordu. Yapmak istediklerinden biri, İran’ı Güney Kürdistan üzerinden Akdeniz’e bağlayacak ve kendisine stratejik güç kazandıracak muazzam bir yol yapmaktı.Ancakbüyük bir sorun vardı; yolun Kürt topraklarındaki Harir-Diana etabıolanGeliye Ali Beg bölümü, içinden nehir geçen muazzam bir dağlık ve sarp kayalıktan oluşan derin bir vadiydi. Nitekim şimdi ben, Ninova’nın başkentinin kardeş şehrinde, Büyük İskender’in Arbela’sında, şimdi dünyanın Erbil’inde veKürtler’inHewler’indebir nevi sürgün hayatı yaşarkenMunzur ve Dersim özlemimi bu vadide gideriyorum.

Yolun bu bölümünde resmen dağların delinmesi, devasa kayaların oyulması ve çok sayıda dayanıklı stratejik köprü yapılması gerekiyordu. Ve bu, dönemin teknolojik şartları gereğince tamamen insan gücüyle yapılacaktı. Yapabilecek tek kişi ise İngiltere için çalışan Yeni Zellandalıödüllü inşaat mühendisiArchibald Milne Hamilton’dı.

Hamilton, yapımına 1928’de başladığı yolu -ölenlerin kaydı düşülse de- yüzlerce Kürt, Arap ve Farsişçiyi köle kabilinden çalıştırarak 1932’de bitirdi.

Yolun Geliye Ali Beg etabının sonu iki dağın arasına çıkıyordu; sağda Korek Dağı, solda Helgurt Dağı.Korek’in eteğinde Rewandız, Helgurt’un eteğinde Diana (Soran) var. O zaman ikisi de köy veya nahiye niteliğinde. Rewandız’ın önemli bir tarihi geçmişi var, Diana ise biraz daha güncel ve daha çok askeri geçmişe sahip. Ancak Diana’da yıllar yıllar sonra tarihi bir olay yaşanacaktı.

Yol, Diana ile Rewandız’ı birbirinden ayıran vadiden geçip Çoman üzerinden Hacı Ümran’da İran’la birleşiyordu. Yapılışından bu yana “Hamilton Yolu” olarak bilinen ve İngiltere’nin çıkarlarına azami hizmet eden yol, en büyük hizmeti Saddam’ın Kürt soykırımı sürecinde BaasRejimi’neverdi; rejim askerleri 1980’ler boyuncaHamilton Yolu’nu kullanarakKürtler’esaldırdı, katletti, yağmaladı, soykırımdan kaçabilenler dağlardan, vadilerden, ormanlardan İran’a (Rojhılat) ve Türkiye’ye (Bakur) sığındı, gittikleri yerlerde ve gelecekte başlarına neler geleceğini bilemeden dönüş hesapları yaptı ancak dünya onlar için bir kez daha karardı. Zira 1983’te başlayan soykırımbittiğindeenaz 182 bin kişikatledilmiş, 4 bin 670 köyün 4 biniile 1800 okul, onlarcahastane, 3 bin camive 27 kiliseIrakordusuncatamamenyerlebiredilmiş,nüfusu 4 buçukmilyoncivarındaolanGüneyKürdistan’da -dağlardışında- yaşamtamamen yok olmuştu.

***

1991…

Diana’nın alt tarafında kuzeyden güneye akan vadiye yakın kısmında, Saddam’ın, içinde helikopter pistleri de olan büyük bir askeri kışlası vardı. Hamilton Yolu’nun hemen kıyısındaydı. Burası Saddam Rejimi’nin Kürt Soykırımı’nda kullandığı ana karargahlardan biriydi. Soykırım 1988’de bitip 1991’de İkinci Kürt Devrimi başladığında Saddam bu kışlayı boşaltmak zorunda kaldı. Devrim süreci başlayınca, yıllar önce İran’a sığınan Kürtlerdağlardan gittiği sürgünden yurdunaHamilton Yolu’ndan döndü. Ancak evleri, köyleri hatta kasabaları yoktu artık, özellikle Barzan Bölgesi ve etraf halkının çoğu evsiz-barksız kalmıştı.

Dönenlerin önemli bir kısmı Diana etrafında konakladı. Barınma için en uygun yerlerden biri Saddam’ın kışlasıydı ve halk büyük bölümünü yıkarak çadır ve barakalarını buraya kurdu. Kendi topraklarında yaşam yeniden başlamıştı. Yıllar süren yokluktan sonra halk yeniden toparlanıyor, kışlayı her geçen gün daha da yıkıyor, yerine evler inşa ediyorlardı.

Birkaç yıl sonra devasa kışla giderek yerleşik bir mahalleye dönüştü ve Diana’yla birleşti. Böyle olunca mahalleye, cadde ve sokaklara isim vermek gerekiyordu. Halkın önerisini toplayan belediye meclisi mahalleye “Birayetî” yani “Kardeşlik” adını, mahallenin ana caddesine ise “Dersim” adını verdi.

Bu, muazzam bir fikirdi. Bilmeyenler Dersim’in ne olduğunu öğrendi, önemini ve değerini anladı ve bölge halkı çocuklarına “Dersim” ismini vermeye başladı. Onlardan biri şimdi arkadaşımdır.

Bir bakıma ayıp da olsa dayanamayıp sordum Diana’lılara “Neden Dersim?” diye.“Çünkü Dersim bizim yaşadığımız soykırımın aynısını ve fazlasını yaşadı, çünkü Dersim aynı zamanda direnişin, özgürlüğün, hoşgörünün ve kardeşliğin simgesidir. Birayetî Mahallesi’nin ana caddesine en güzel Dersim yakışırdı, öyle yaptık” dediler.

Ve orada şimdi, babası, güney çöllerinde kurşuna dizilerek öldürülen 8 bin Barzani erkeği arasında bulunan yakın bir dostum oturur. Her gidişimde Dersim Caddesi’nden geçerim ve her geçişimde gidenlerin siluetini görür kendi kalbimde eririm.

Umur Hozatlı

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı