DersimKöşe Yazıları

Gönül gel gezelim Munzur dağını…

Esra ÇİFTÇİ Yazdı

Dersimliler için 1937-1938 katliamı kocaman bir yürek sızısıdır, her daim kanayan ve kapanamayan bir yaradır. Yaşanan o korkunç felaket nesilden nesle geçmiştir, sadece yaşayanlar ve tanık olanlar için değil, anlatıcılardan dinleyen bizler içinde öyledir.

Aradan 83 yıl geçti, çok uzun süren bir sessizlikten sonra katliama dair çok şey söylendi, anlatıldı, yazıldı.

Ancak hikâye hep eksik kaldı. Bir türlü fotoğrafın parçalarını bir araya getiremedik.

O fotoğrafın en önemli parçasını elbette Dersim kadın mücadelesi oluşturuyor, bu taraf nedense hep eksik kaldı, belki de biz kadınların ciddi özeleştiri vermesi gereken bir konu. Katliam karşısında birinci derecede hedef olan kadınların nasıl direndiklerini anlatamadık yeterince.

Dediğim gibi hikâye hep eksik kaldı. Dersim’in şarkılarına, masallarına, hikâyelerine, şiirlerine baktığımızda hep bir acı vardır, sevda şarkıları bile öyledir. Hep kavuşamayanların diliyle söylenir, belki de o yüzden sevdadır.

Bugün 9 Temmuz Zarife Xatun ve Alişer efendinin katledilişlerinin yıldönümü.  Bu efsanevi isimlerin trajik ölümleri dışında haklarında ne yazık ki çok az şey biliyoruz. En çok da bu canımızı acıtıyor, acıtmalı da.

Onların birlikte nasıl mücadele ettikleri, direnişleri elbette bu sayfalara sığmaz ama hep yazmaya çekindiğimiz konulardan biri de onların sevdasıdır.

Sevda denilince, Leyla ile Mecnun’u, Kerem ile Aslı’yı, Ferhat ile Şirin’i anlatırlar, ilk akla gelen isimlerdir. Birde Mem û Zîn vardır dillere destan olan… Şüphesiz bildik, bilmedik ne sevdalar yaşanmıştır o kadim topraklarda ama Zarife Xatun ve Alişer Efendiyi es geçmemek gerek. Onların sevdası sadece birbirlerine değil, topraklarınadır da…

Çoğu kimse görmüştür Zarife Xatunun hayat arkadaşı ve yoldaşı Alişer Efendi ile birlikte yan yana durup çektirdikleri o muhteşem fotoğrafı…

83 yıl aradan sonra o fotoğraf hala insanı kendisine hayran bırakıyor. Aslında bir tek o fotoğraf bile, bir kitabı, bir filmi, bir senfoniyi fazlasıyla hak ediyor.

Kim bilir o fotoğrafı çektirdiklerinde ne düşünmüşlerdir her iki yoldaş…

Yerel anlatımlardan çıkardığımız, Alişer Efendi ve Zarife Xatun birbirlerine “Heval” diye hitap ediyorlar. Zarife Hanım 1882 yılında Azger köyünde dünyaya geliyor. At biniyor, silah kullanıyor. Geleneksel kıyafeti, uzun boyuyla güzel bir kadın olduğunu biliyoruz, dönemin koşullarına baktığımızda aykırı da bir kadın. Bugün birçok kadını kendisine hayran bıraktıracak bir duruşa sahip.

Yine Koçgiri yenilgisinden sonra anlatıcıların verdikleri bilgiye göre, Alişer Efendi ve Zarife Xatun Dersim’e gelirler. Alişer Efendi ve Zarife Xatun 1921 yılının Nisan ayında Seyit Rıza’nın yanına yerleşir ve katledildikleri 9 Temmuz 1937 tarihine kadar burada yaşarlar.

Alişer Efendinin yazmış olduğu ünlü şiiri “Gönül gel gezelim Munzur Dağı’nı” bu yıllarda yazdığı söyleniyor. Şiire baktığımızda Zarife Xatun’a hitaben yazdığı aşikâr.

 “Gönül gel gezelim Munzur Dağı’nı
Ne hoş memlekettir ili Dersim’in
Seyran eyleyelim Sultan Dağı’nı
Ne hoş çiçektir gülü Dersim’in”

Zarife Xatun tüm yaşamında Alişer Efendiye eşlik eder ve dost düşman tüm gözlemcilerce takdirle karşılanır. Nuri Dersimi ünlü eserinde de Kürt kadınının kahramanlığı bağlamında bir örnek olarak yer verir. “Zarife, kocası gibi Kürt milli davasına bağlı, aynı yüksek gayeleri takip eden, eşsiz bir Kürt kızı olduğunu hayatında doğrudan ispat etmiştir. Zarife Kürt kadınları arasında milli uyanış için eşsiz bir propagandacı olmuş ve Alişer’in milli faaliyetlerinde onun sağ kolu ve iş arkadaşı olmuştur. Zarife Alişer’e daima Kürtçe ’de ‘arkadaş’ anlamına gelen ‘Heval’ sözüyle hitap ederdi. Ne yazık ki fikir ve duygu itibariyle tam bir birlik olan bu ailenin bir çocuğu olmamıştır.”

Alişer Efendi ve Zarife Xatun bugün bile kıskanılacak bir ilişki yaşadılar ve sonraki nesillere örnek oldular.

En önemlisi de Zarife Xatunun bundan 100 yıl önce kadının özgürlük mücadelesine nasıl öncülük ettiğini görüyoruz. Alişer Efendi’nin kadın mücadelesine, eşine verdiği değeri, gösterdiği saygıyı takdir etmeden geçmek de olmaz.

83 yıl sonra kadın özgürlük mücadelesinin sembolü Zarife Xatun’un hak ettiği yere oturtmanın sorumluluğu Dersimli kadınlarındır.

Elbette, 1937-38 tertelesinde Dersim kadın mücadelesini Zarife Xatun ve Bese Hanım ile sınırlandırmak mümkün değil, bu iki devrimci kadının şahsında isimsiz kahraman kadınları da asla ve asla unutmamak gerek.

Düşman olarak gördükleri askerlerin eline düşmemek ve teslim olmamak için el ele tutuşup kendini kayalıktan boşluğa bırakan 40 gelinin hikâyesine nerede rastlanmıştır? Anlatımlardan yola çıkarak Dersim tertelesi boyunca kendisini kayalıktan atıp hayatına son veren kadın sayısı binlerle ifade edilmektedir. Aynı şekilde ailelerinden zorla kopartılıp ganimet diye hizmetçi olarak ya da farklı nedenlerle peşkeş çekilen subayların emrine verilen Dersim’in kayıp kızlarını nasıl unutacağız?

Zarife Xatun ve Bese Hanım isminin de ifadesini bulan Kırmanciye kadın mücadelesi özgürlüğün, eşitliğin ve adaletin mirasıdır.

O mirasın ağır yükü omuzlarımızdadır. Ne zaman ki Dersim meydanında Seyit Rıza’nın heykelinin yanına Zarife Xatunun heykelini diktiğimizde işte o zaman Alişer Efendi ve Zarife Xatun’un bize bıraktıkları mirasa uygun gönlümüzce Munzur Dağlarını gezeceğiz…

O gün geçmişimizin ve geleceğimizin günü olacaktır.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı