Güncel

İronik Bir Yaklaşımla Séy Rıza Ve Celal Bayar 

Erdoğan Yalgın yazdı:

Eupatrid- Soylular-İyi Doğmuşlar

Tanzimat  1839, Meşrutiyet 1876, İttihat ve Terakki 1908-1918 ve Cumhurriyete geçiş dönemleri 1919 mühim tarihsel başlıklardır. Yakın tarihimize damgasını vuran bu tarihi dört dönem, oldukça çok ama çok önemlidir. Bu tarihsel evreler, mazlum halk tabakaları üzerinde oynan gizli operasyonlarla dolu süreçlerdir. Bu tarihi süreçler ve kahramanları çok özenle mercek altına alınmalıdır. Çünkü bu günümüzün sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel, inançsal, bütünlügü ile toplumsal yapının değiştirilmesi ve özel olarak bireyin psikolojik dünyasının şekillenmesinde yadsınamaz etkileri vardır. Osmanlının son ve Cumhuriyetin kurucu kadroları, 1839’dan 2020 yılına kadar uzanan bir zaman dilim üinde Eupatrid, yani “iyi doğmuşlar, soylular” olarak, hep ailece ve yakın akraba çevrelerince mazlum halkları istedikleri gibi yönetmişlerdir. Toplumsal mühendislik projeleriyle halkların genetiğiyle oynamışlardır. Yeri gelmişken belirtelim, konu hakkında Tayfun Er’in “Erguvaniler/ Türkiye’de İktidar Doğanlar“ adlı eseri mutlaka okunmalıdır.

Eupatrid < İyi doğmuşlar, Soylular, Yönetenler

Yunanca bir kelime olan Eupatrid, bir üst sınıf, elit tabakayı ifade etmektedir.  MÖ. 6000’lü yıllarda literatüre giren Eupatrid kavramı; Babadan evlada varana kadar yöneten ve kutsal ruhaniliğini de içinde besleyen soylu –elit kesimleri tanımlar. Aynı zamanda bu tabaka, öyle ya da böyle kaçınılmaz bir şekilde yakın tarihimizde kısmen de olsa Masonikekollerle de ilişkilidir.Yönetim mekanizmasını elinde tutup, diğer toplumsal tabakaları baskıyla yönetten Eupatrid’ler, günümüze kadar aralarındaki iktidar-yönetme savaşlarını hep kendi aralarında yapmış, dolayısıyla bu işin kaybedeni asla olmamıştır. Yani yönetim erkini elinde tutanlar, hep bu tabakadan insanlardan oluşmuştur.

Yasa koyucular ve uygulayıcılar hep bunlardandır. Bunlar gerektiğinde asayişi bozup ve usulünce yine düzeltenlerdir. Türkiye tarihinde sahnede olanların tümü, işte bu Eupatrid, dediğimiz, elit tabakadan, iyi doğmuşlardan, soylulardan meydana gelmiştir. Bunların babaları Cumhuriyetin kuruluşuna ve onun felsefesine yön verenlerdi. Dedeleri ise Osmanlının son zamanlarında, en az Fransızca bilen ve iç çekişmelerle, bilerek 600 yıllık Osmanlı imparatorluğunu dağıtanlardı. Bunlar Jön (Genç) Türklerdi. Cumhurriyette ise bunlar kendilerine “Kemalist” dediler. Bunların hemen hepisi öz be öz Türk-Türkmen olmayan değişik ırklara, kavimlere ve etni sitelere mensup olanlardılar. Şimdi buraya bir ara nokta koyarak, Osmanlının son döneminden Cumhuriyete geçiş yapmış, Bulgar göçmeni Celal Bayar ve Kızılbaş Kürt Séy Rıza’nın kesişen tarih-i tekerür-ü serüvenine bir bakalım.

Kızılbaş Kürt Séy Rıza

Séy Rıza 1863 yılında Dersim’in, Ovacık Lirtik köyünde, Séy İbrahim’in oğlu olarak dünyaya geldi. Baba Séy İbrahim gerek Osmanlıya ve gerekse Ruslara hep karşı çephede yer almıştı. Séy Rıza doğduğu topraklara bağlı, tüm cephelerde Dersimin  öz savunmasında, toplumuyla birlikteydi. Yol gösteren bir Réberdi. Peki genç Cumhurriyet için Séy Rıza neyi ifade ediyordu?

Séy Rıza’nın Suçu

Séy Rıza ne Osmanlıya ve ne deki Türkiye Cumhuriyetine karşı asi duruşundan hiçtaviz vermiyordu. Milletvekilliği tekliflerini dahi elinin tersiyle itiyor ve Kurtuluş Savaşı arefesinde, Kürtlere verilen “özerklik-bagımsızlık hakkı” sözlerine binayen, Dersim Generali olarak halkının özerkliğini-özgürlüğünü savunuyordu. İşte bu dikiliş, Anakara için bir başkaldırı ültimatomuydu. “Vatana ihanet” suçu kapsamında değerlendiriliyordu. Dersim bir çiban ve Séy Rıza ise bu çibanın başıydı. Tek çare çiban patlatılacaktı. Bunun için özel raporlar ve özel ordular hazırlandı. Başbakanlar, hükümetler değiştirildi ve “Atatürk sorumluluğu üzerime alıyorum vuracağız Dersim’i dedi ve vurduk!” diyordu, anılarında katliam ve soykırımın Başbakanı Celal Bayar. Dersim vuruldu! Séy Rıza, gencecik oğlu ve 5 arkadaşıyla birlikte 5-13 Eylül 1937 tarihinde askeri mahkemede uyduruk idianamelerle yargılanarak ölüm cezasına çarptırıldı. Toplam 7 can; 15 Kasım 1937’de Elazığ da, Buğday meydanında asıldılar. O geceye ilişkin gördüklerini Devletin kriptosu, Bayar’ın hemşehrisi İ.Sabri Çaglayangil hatıralarında çok açık bir şekilde anlatmaktadır.

Séy Rıza’nın Yaşı

Séy Rıza yakalandığında resmi kayıtlarda 81 yaşındaydı. Anayasanın ilgili hükmüne göre; 65 yaşından büyükler hakkındaki “ölüm cezası” infaz edilmiyordu. Ölüm cezası yerine müebbet hapis veriliyordu! Kendi yazdıkları-hazırladıkları kanunlarına göre “65 yaş sınırından dolayı “idam edilemez” hükmü hiçe sayılmış ve bir yalancı şahitle en az 81 olan yaşı bir anda resmen 57’e indirilmişti. Öyle ya çibanın başı Séy Rıza patlatılarak çiban dağlanacaktı. O karanlık gecede, Cumhurbaşkanı M.Kemal, Başbakan Celal Bayar, Dersim’i havada bombalayan M. Kemal’n Ermeni kökenli evlatlığı Sabiha Gökçen ve diğer yetkililer ise, Elazığ tren istasyonunda bekliyorlardı. Bütün bunlar, tarih okumalarımız arasında canlılığını hep korumaktadır.

Alma Mazlumun Ahını…

1937‘de, İsmet İnönü’nün Başbakanlıktan ayrılması üzerine, M. Kemal tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin 14. Başbakanı  olarak görevlendirildi. Bu görevlendirmenin asıl amaçlarından birisi de hiç kuşku yok ki Dersim’inim hasıydı. Başbakan sıfatıyla Bulgar göçmeni Bursalı Mahmut Celal Bayar, Dersimin (Rıza şehri) en kadim yerleşik halkının bir evladı olarak Séy  Rıza ve Yoldaşlarını, kendisine verilen donanımlı yetkilerle ipe yolladı. Hemde yine kendi yasalarını ihlal ederek. Ama o Bayar, ne ilginçtir ki; bundan tam  23 yıl sonra, 1960 darbesiyle tahtından alaşağı edilmiş ve “vatana ihanet suçundan” yargılanmıştı. TC.nin 3. Cumhurbaşkanı olan Celal Bayar düşürüldüğü bu durum karşısında, yassıada duruşmaları sırasında, eğer doğruysa; kaldığı odasında intihara bile teşebüsetmişti. Mazlumun ahını almıştı Bayar..! Peki kimdi bu Celal Bayar?

Mahmut Celal Bayar

Babası (1877-1878)  Türk-Rus harbinde Bulgaristan’dan göç edip, Bursa’ya yerleşen Plevne muaciri bir ailenin reisiydi.15 Mayıs 1883 Bursa’da dünyaya gelen M. Celal Bayar, Bursa daFransız okulunu bitirip iktisadcı oldu. Bursa İttihat ve Terakki Cemiyeti teşkilatını kurdu. Osmanlı Meclisi Mebusanında mebusken, 1920’de 1. Meclise Saruhan (Manisa merkezli Osmanlı Sancağı) milletvekili olarak katıldı. İlk defa M.Kemal’le bu çatı altında tanıştı ve şansı iyiye döndü. 1932’de İktisad bakanlığı yaptı. Artık Bayar’da diğer türdeşleri gibi Eupatrid (iyi doğmuşlar, soylular) listesine eklenmişti.

Dersim’in 2. Vuruluşu ve C. Bayar

Dersim’in 1. vuruluşu İsmet İnönü’yle gerçekleştirilmişti. 2. vuruluşunda ise M. Kemal Bayar’ı, özel yetkilerle donatarak Başbakanlığa getirmişti. 20 Eylül 1937’de. Başbakan İsmet İnönü’nün 1.5 aylık için görevden alınarak yerine, C. Bayar’ın vekaleten atandığı açıklanmıştı.1.5 aylık için (!) başbakanlık görevine getirilen Bayar, daha sonra  anılarında Dersim Katliamını-Soykırımını ve o sürgün-talanları; “Atatürk sorumluluğu üzerime alıyorum Dersim vurulacak dedi ve bizde vurduk!”diye açıklıyordu. Yine M. Kemal, 1 Kasım 1938  de Meclisin 5. dönem 4. yasama yılını açarken başbakanı Bayar’a okuttuğu yazılı konuşmasında ise; “…Uzun yıllardan beri süre gelen ve zaman zaman gergin bir şekil alan Tunceli’deki toplu haydutluk olayları, belli bir program içindeki çalışmalar sonucu kısa bir sürede ortadan kaldırılmış. Bölgede bu gibi olaylar bir daha tekrarlanmamak üzere tarihe aktarılmıştır.” diyordu. Bu yıllar Bayar’ın altın yıllarıydı.

İdamlık Cumhurbaşkanı Bayar

Daha önce Başbakanlığı İnönü’den alan Bayar, yıllar sonra da Cumhurbaşkanlığını yine İnönü’den  (23 Mayıs 1950) devraldı. Başbakanlıkta ise Adnan Menderes oturuyordu. On yıl sonra 27 Mayıs 1960 ihtilali sonucu Bayar ve Menderes başta olmak üzere, Demokrat Partililer tutuklandı ve idamlık mahkemeleri “Yassıada Duruşmaları” başladı. Menderes ve iki bakanı, Eylül 1961’de idam edildiler. Ama Cumhurbaşkanı olarak tutuklanan Bayar, tam 77 yaşındaydı. İdamlık cezası, 65 yaşını geçtiği için, ölüm cezası müebbet ağır hapse çevrildi.  Böylece ipten döndü. Bayar’ın yargılandığı başlıca iki dava vardı ki; bunlardan birisi tarihe “köpek davası” olarak geçti.

Bayar’ın Suçları

Dersim kırımında Séy Rıza ve arkadaşlarının idam edilmesinde ve sonraki vahşet gelişmelerinin Başbakanı, Bulgaristan göçmeni bir ailenin oğlu olan Mahmut Celal Bayar, 27 Mayıs darbesiyle Çankaya köşkünden alınıp, Yassıada da idamla yargılanıyordu. Hemde “vatana ihanet” suçundan. Afgan Kralı, Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a bir Afgan tazısı armağan etmişti. Bayar bu tazıyı, “20 bin lira karşılığında, Atatürk Orman Çiftliğine satması için, Tarım Bakanını aracı etmişti. Bayar’ın o zamanki Cumhurbaşkanlığı maaşı ise bin liraydı. Bayar’ın baskısı sonucu tazı, 20 bin liraya AOÇ tarafından satın alınmıştı. Diğer bir suçu ise Rumlara yapılan katliamlardı.

Rumların İstanbul’dan Kovulması

5-7 Eylül 1955 yılı olayları. İstanbul’daki Rum’lara ait ev ve işyerleri kilise ve sinagoglar tahrip edilmiş yağmalanmıştı. Bu olaylara DP Hükumeti ve Cumhurbaşkanı olarak Bayar seyirici kalıp yeterli önlemleri almamışlardı. Bu suçlardan da Bayar yargılanıyordu. Yargılanıyordu ama sonuç yine Bayar’ın lehineydi. Çünkü Bayar, 77 yaşındaydı ve verilen idam cezası uygulanamıyordu. 65 yaşını geçenler, yine kendi kanunlarına göre idam edilemiyordu. Oysa bu hukuk maddesi her ne hikmetse 1937’de Kürt Séy Rıza için geçerli değildi. Gerçek yaşı 81’in üzerinde olan Séy Rıza’nın yaşı, yalancı şahit ve sahte belgelerle küçültülüp 57’e indirilmiş ve idamı gerçekleşmişti. O zamanın Başbakanı Bayar’dı. Séy Rıza’nın yaşını yalancı şahitlikle küçültüp idam ettiren başbakan Bayar, 1964 yılında idamla yargılandığı davalardan yaş haddinden ötürü afediliyordu.

İdam Mahkumu Bayar’a Müebbet Hapis

İpden kurtulan Bayar’ın imdadına, bir söylentiye göre ise dönemin Papası 23. Jon Papa kavuşmuştu. Darbeci Milli Birlik Komitesi; Bayar’ın idam cezasını müebbet hapse çevirdi. Cezasını çekmesi için Kayseri Cezaevine konulan Bayar, cezaevinde sağlığını gerekçe göstererek tahliyesini istedi. Darbe yapıp, Bayar’ın yerine Cankaya Köşkünde oturan Cevdet Sunay tarafından, 7 Kasım 1964 tarininde tahliye edildiğinde ise tam 81 yaşındaydı. Ama ne hikmetse o hasta adam, tahliyesinden sonra, açıktan yada el altından siyaset yapıyordu. Yine o hasta adam, taa 22 Ağustos 1986’da 103 yaşında öldü. Kendisine, Bursa’nın Gemlik ilçesine bağlı, doğduğu köyü olan Umurbey’de, Başbakanlık tarafından Kürt Séy Rıza’nın bir mezar taşı bile yoktu. Ona, yeri belli bir mezar toprağı bile çok görülmüştü.

Sonuç Yerine Bir Kıyas

Séy Rıza Kürt ve bir Réya/Raa Heqi mensubuydu. Rıza Şehrinin bir evladı olan Séy Rıza, devletin raporlarına “Kızılbaş/Rafızi” olarak kaydedilmişti. Bundan ötürü Eupatrid tabaka tarafından yargılanmıştı. Ama bu sonuç, Onun için aslında bir ödüldü. Zirao gece, celledını kenara iterek, gururla gögüsledi idam urganını. O ne hırsızlık yapmış ve ne de ki devletin parasını zimmetine geçirmişti! Mazlum bir halkın, mazlum bir evladı olarak Séy Rıza günümüzde hak ettiği değeri görmektedir.

Celal Bayar Eupatrid tabakaya mensuptu. Osmanlının mebusu, M.Kemal’in güvendiği arkadaşı, Bakanı, Başbakanı, TC devletinin 3.Cumhurbaşkanıydı. Hediyelik Afgan Tazısını 20 aylık maaşı bedeline yönettiği devletine para karşılığında sattığı ve haksız kazanç elde ettiği için, yine kendi tabakasından olan darbeciler tarafından göstermelik bir mizanselle yargılandı. Ve affedildi?

Celal Bayar okumuştu, ekonomistti. Devletine bankalar kurmuştu. Meselâ 1924 yılında Türkiye İş Bankasının kuruluşunda yer aldı. Her ne kadar Bulgar göçmeni bir aileye mensuptuysa da, özbe öz Türk-Türkmen olmadığı halde, büyük görevlerle mükafatlandırılmıştı.

TC Anayasası

TC devletinin tüm Anayasalarında, ”Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür!” İbaresiyle Türk olan bu vatandaşlar hani kanun karşısında eşitti? Hani Devlet, vatandaşları arasında ayırım yapmazdı? Hani TC devletinin yasa ve kanunları tüm vatandaşları için aynı derecede geçerliydi? Demekki bütün bunlar, sadece ve sadece “iyi doğmuşlar”,  Eupatrid tabaka için geçerliymiş! Günümüzde de bu süreç aynen devam etmektedir.

Tarih Bir Öğretmendir

İşte Kızılbaş Kürt Séy Rıza, işte Bulgar muaciri/göçmeni Celal Bayar! Her ikisi de farklı zaman diliminde “vatana ihenetten” yargılandılar. Türk ceza kanunu, Séy Rıza’ya 65 yaş sınırını tersinden uygulayıp Onu idam ederken, Celal Bayar’a 65 yaş sınırı uygulanarak ipten kurtarıldı. Yaklaşık 3 yıl hapis yattı ve salıverildi. Séy Rıza’nın mezar yeri bilinmezken, Celal Bayar’a devleti tarafından anıt mezar yapıldı, yetmedi adına Üniversite kuruldu. İşte tarihin tekerürü ve işte Eupatrid tabakanın bu devleti nasıl ele geçirerek, kendi yasalarını bile ayaklar altına aldıklarının bir örneği.

Unutmamak gerekir ki; Tarih bir öğretmendir, gönüllü öğrenci aramaktadır…

Hak ile kalın!

Etiketler

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı