GüncelKöşe Yazıları

Sevmekten korkmamak…

                                                                                                               Bir insanı sevmekle başlar her şey…

                                                                                                                                     Sait Faik Abasıyanık

“Sevmek, sevilmek” literatürde eskiyip, tozlanmış raflar arasında yerini alalı çok oldu. Birçok güzel duygu gibi, oysa ne cıvıl cıvıl bir haldir o… Sevgiyle bakmak, çevrenizde ışık saçan sevgi dolu gözlerin olması ne büyük haz verir insana…

Çocukluğumdan hatırlıyorum, insanlar bütün yoksun ve yoksulluklarına, dertlerine rağmen gülmeyi, kendileri ile alay etmesini bilirdi, başka bir haldi o yıllar.

Yazın balkonlarda otururlardı, o zaman balkonlar şimdiki gibi PVC’lerle kaplı değildi. Bütün mahalle camdan cama, balkondan balkona laf atardı birbirlerine. Akşam yemeklerinde çizgili pijamaları ile erkekler rakı bardaklarını tokuştururdu bir camdan diğer cama. Kadınlar ha bre sofra hazırlığında, öyle şatafatlı sofralar düşünmeyin, beyaz peynir ve turşu olurdu rakı sofralarında. Çocuklar karanlığa rağmen sokaklarda koştururlardı. Sokağın efendisi onlardı, mutlu çocuk gülüşleri kaplardı mahalleyi.

Birden bütün mahalle sohbete katılırdı. Kimse kendini gizlemezdi. Sarhoş olanlar, çapkınlıktan dönenler, işsiz kalanlar…

Asım amca pikaptan Neşet Ertaş’ın “Niye çattın kaşlarını, bilmiyom yar suçlarımı” şarkısını çalardı. Hepimiz bilirdik ki, Neriman teyze yine küsmüş Asım amcaya. Ne komik adamdı, özrünü bu şarkıyı çalarak dilerdi. “Ölürsem de mezarıma gelme gayri” bölümü çaldığında, Neriman teyze dayanamaz barışırdı. Bütün mahalle bilirdi bu durumu. Hepimiz şarkının o bölümünde rahatlardık.

İkisi de birer yıldız oldu. Acaba yine küsüyor mu, Neriman teyze, Asım amcaya? O yüzden bu şarkıyı ayrıca çok severim ve her dinlediğimde şansım varsa gökyüzüne bakar, yan yana duran iki yıldızı onlara benzetirim hep. Bir hüzün kaplar içimi, ama şarkının barış bölümüne gelince, inceden bir gülümseme alır beni. O an duyarım Neriman Teyze’nin sesini “Amaaaan Asım…”

Balkonlarda aile kavgaları dayaşanırdı, komşular hemen bir araya gelir, genelde mahallenin hatırı sayılır büyükleri araya girer kavgayı durdururdu, kavga eden çiftler de bu duruma saygı gösterir ve oracıkta keserlerdi kavgalarını…

Şimdilerde nerede böyle insanlar? “Barış, dostluk, komşuluk” deyince herkesler kaçıyor.

Kimsenin bu kavramlara saygısı kalmamış. Gerçi kimsenin de eşit bir toplum  istediği de yok. İnanmıyorum artık, timsah gözyaşlarına. Yanı başımızda insanlar ölüyor. İktidar hırsıyla yanan zihniyetin, göz kırpmadan insanları katledişini seyrediyoruz hep beraber. Ne oldu bize böyle? Bu toplum nasıl bu kadar duyarsızlaştı?

Ne mutsuz bir toplum olduk. Her gün ölüm, kan, barut kokusu… Ölüyor insanlar, çocuklar ölüyor, kadınlar ölüyor. Ölüm o iğrenç yüzünü gösteriyor. Tek tek insanlara bakıyorum, kimse ne istediğini bilmiyor aslında, çevremdeki dostlarım herkes bir boşlukta. Aslında benim de onlardan bir farkım yok ya şu sıralar.

Bu belirsizlik mutsuz ediyor insanı. Aşkı da götürüyor beraberinde ferleri sönmüş gözlerde görüyorum yitik insanlığı. Bazen soluk alamaz insan, dünya daralır, her şey üzerine doğru gelir, bir an zaman dursun ister…

Yoksa ertelediği, unuttuğu, unutturulan ne varsa onların peşinden mi gitmeli insan? Bir kenara koyduğumuz vicdanımıza yeniden sahip mi çıksak? Neden olmasın…

Sanıyorum sevmeyi uzaklarda aramamalı, bir çocuğun gülüşünde, bir gencin uçarı hayallerinde bulabilmeli, bir ihtiyarın anılarında görebilmeli…

Sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu olmayı, düşmeden kalkmayı, çaresiz kalmadan derman bulmayı, ağlamadan gülmeyi öğrenemez insan. Ağlamanın onurlu olduğunu da bilmeli. Kaçmamalı hayattan.

Muktedirlerin kadınlara kahkaha atmayı yasakladığı bir toplumda inadına gülmek gerek. Utanmamak gerek, gerçi ben hiç utanmadım gülmekten ama utanmaz bir tarafım olduğundan değil!

Onca utanç verici olaylar var ki hayatımızda. Militarizmden utandım, haksızlıklardan utandım, hoşgörüsüzlükten utandım, tacizden, tecavüzden utandım. O kadar çok utanç verici olay… Amagülmekten asla utanmadım.

Ağlamaktan utanmadığım gibi…

Hayatımızda ne çok şeyi ertelemişiz, sevdadan, aşktan, dostluktan yana. Payımıza düşenden de yaralanmışız. Hani bir omuz versek, hani yine doluşsak balkonlara, yıksak PVC pencereleri.

Şimdi herkes yoğun, oysa koşuşturmalar coşkusuz, yorgun…

Birileri hayatımıza çok kötü müdahale ediyor. İnsan özünden uzaklaşan, sürüklenen yaşamlar…

Kalabalıkta tek başına, coşkusuz, sevgisiz hayatlar… Gerçek değil bu hayat…

Olmaz, olmamalı da…

Esra ÇİFTÇİ

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı