Toplum Yaşam

Xızır Bağlamında Etimolojik ve Bazı Tarihsel Gerçeklikler*

Erdoğan Yalgın yazdı:

Bizim öteden beri savunduğumuz temel bir düşüncemiz var. Biz diyoruz ki; Kürdistan ve Anadolu’da tarihsel geçiş koridorlarında farklı zümrelerden mütteşekil Bâtıni Kızılbaş/Aleviliğin (İtikat é Réya/Raa Heqi) Anayurdu, antik Mezopotamya’dır. Bu evrensel kadim inancı yaratan antik toplulukların (klan/aşiret) günümüzdeki en son halkası (etno- inançsal) Bâtıni Kürtlerdir (Réya/Raa Heqi, Yarésan-Ehl-i Hak, Êzidiler). Yine bu antik inancın niyaz dili, bütün yok etmelere rağmen derinlikli bir dilsel yapıya sahip olan kadim Kürt/Kürtçe’nin dilleridir. Bu güzergahta yol almayan hiç bir tarih araştırmasının bilimsel olmayacağı gibi, gerçeği yansıtmayacağı da bilinmelidir! Bütün bu gerçeklikleri göz önünde bulundurarak ve konu ile alakalı inanca eklemlenen sözde hak-hakikat eksenli içi boş cümleleri-masalsı tamlamaları bir kenara bırakarak, Xızır’la bağlantılı asıl konumuza gelebiliriz! O halde öncelikle eski dünyanın yazılı kaynaklarına kısaca bakmalıyız!

Mezopotamya Metinlerinde Xızır
Hiç bir zaman ağzımızda düşürmediğimiz bizim sözlü geleneğimizdeki Xızır; Tevrat ve İbranilerin/ Yahudilerin (İsraliyat) bağlantılı yazılı kaynaklarında adı, İlyas, Eliyas, Eliya, Eliyahu ve benzeri isimlerle anılır. “Bitki yeşillik ve gökyüzü“ anlamına da gelen Arapça’da Hadra/hazra, Kürtçe ve Farsça’da ise Xızır bir ilahi güç, sığınak, yaşam ışığıdır. Dolayısıyla Réya/Raa Heqi inancında Xızır, önemli bir yer tutar ve hatta inancın ana omurgasını
oluşturur. Kürt Alevilerinin onomastiğinde belki Xızır adına pek rastlanmaz ama Onun eşdeğeri olan Xıdır adı sıkça kullanılır.

Sümer (MÖ.4000) tabletlerindeki Şuruppak şehir devletinin kralı olan “Ziusutra“nın yani “insanlığın Cudi/Gudi (Hud Süresinin;nin 44. ayeti ) eteklerinde yeniden varoluşuna vesile olan Nuh‘un olduğuna dair verileri derinlikli ve ciddi bir şekilde ele alma ihtiyacıyla karşı karşıyayız. Yani Sümer tabletlerindeki adı, Ziusutra, Asur-Akad (Babil) tabletlerinde Uta Na Pîştim. Tevrat’ta Noha, Kur’an’da Nuh diye anılırken, Bâtıni Alevilerde ise bu Xızır’dır. Tufan sonrası İnsanlığın, Cudi/Guti eteklerinde dünyaya yayılışına vesile olan Xızır’dır. O Xızır; kutsal metinlerde Noha/ Nuh! Sümer, Babil tabletlerinde ise Ziusutra ve Uta Na Pîştim’ dir. Yine Fars edebiyatında, Avesta’da geçen Yima/Cemşid, yani ilk müzikli, rakslı (semah) Cem-i Civat’ın oluşmasına, şarabın kutsanarak kullanılmasına ve dolayısıyla da bu coğrafyada Newroz gününün ortaya çıkmasına sebep olan Cem/Cemşid (parlayan, nur); Nuh’la özdeşleştirilir. Orta İran’da Onun kurduğu “Ver”, yani “Bağ”ı; mutluluk ve huzur yurdu, (rıza şehri) cennet olarak anılır. Bu yüzden buraya “Ver (Vera) Cemşid/Vercemker” denilir. Bütün bu kutsanan tanrısal güçlerin hepisinin, zamansal ve makansal geçişlerde Xızır’a işaret ettiği gerçeği üzerinde düşünülmelidir.

Etimolojik Bağlamda Xızır
Prestij söylenceleriyle konu edildiği matbuu kaynaklarda, “Hızır“ sözcüğünün etimolojik kökenine ilişkin bir çok yorum bulunmaktadır. Dolayısıyla Hızır’ın kavram ve anlam haritaları, daha çok dinsel algılarla çeşitlilik arzetmektedir. Günümüzdeki umumi görüşe göre, Hızır kavramına; “taze, yeşil adam” anlamına gelen Arapça’daki ‘hadra/ hazra’ sözcüğü kaynaklık etmiştir! Yazılı ve tradisyonel kaynaklarda bu düşünce, maalesef genel bir kabul görmüştür. Oysa anlam ve özellikleri bakımında bu kavramsal tanım, bizim pek de Xızr’a uymamaktadır. Hızır kavramı’nın bu türden morfolojik temel açılımı, aslında gerçeğin karartılmasına dönük bir çarpıtmaya işaret etmektedir. Xızır’ı pasivize edip, Ona yüklenen misyonu zayıflatmaktadır. Ama ne varki; İnancın her alanında olduğu gibi bu türden maslsı anlatılar, basit anlamlarla hafızalarda yer ettiğinden rahatça kabul görmektedir. Oysa çağımızda zihinsel aktivitemizi geliştirmeli ve düşünsel sistematiğimizi bir üst seviyeye çıkarmalıyız. Çağdaş düşünme yetimize bağışıklık kazandırmalıyız. Bunu da daha çok sorgulayan ve mantıki cevapların peşine düşen bir pozisyonda kendimizi konumlandırmalıyız. Kaldıki bu tutumumuzun Xızıri bir duruş, insani ve ahlak” bir davranış olduğu bilincinyle hareket etmeliyiz. Bu sınırlı çalışmamızda, dil bilimsel açıdan Xızır/ Hızır kavramı üzerinde duracak ve eskiden günümüze kadar geçirdiği evreleri dikkate alarak, Réya/Raa Heqi inancında yerine temas edeceğiz. Xızır/ Hızır kavramının etimolojik kökeni hakkındaki kodexleri sıralamadan önce, Kürtlerin ataları sayılan Mezopotamya’nın antik halklarından olan Hurrilerin konuştukları dilleri hakkında kısa bir aktarıda bulunalım.

Bilindiği gibi Hurrice, MÖ 2300 ile MÖ 1000 yılları arasında Önasya ve Mezopotamyanın kuzeyinde (Bakur-Rojava/ Kuzey-Batı Kürdistan) Hurriler (MÖ. 3000) ve Onların içinden çıkan Mitaniler (MÖ. 1500) tarafından konuşulmuş bitişken (-kelime kökleri değişmeyen, eklerle türetilen dil) bir dildir. Hurrilerin dili; esas itibariyle Proto Kürtçenin ve günümüzdeki Kürt dillerinin kelime hazinesine büyük katkıları olmuştur. Şimdi Xızır’ın etimolijik kökenine kısaca bakalım:

Xızır/ Hızır/ Xıdır Sözcüğünün Etimoloji Kökeni
Hurrice. ḫāžar; ‘mesh edilmiş, kutsal’ anlamına gelmektedir. Mesh, aynı zamanda Zerdüşti bir kült olan Mehdi ve Hırıstiyanlıktaki Mesih inancının yaratılmasına kaynaklık etmiştir. Hurr. Hazzizzi; ‘zeki, bilgili, uyanık’ bunun Kürtçe’deki karşılığı; haj; ‘haberdar’, hajê ‘haberî olmak’, Haz; ‘bilgi veren, bildiren’ manalarında kullanılmaktadır. Dikkat edilirse kutsal metinlerde Hızır, yol gösteren bir bilge konumundadır. Hurrice Xazar; ‘mesh edilmiş’ Hurrice Xaz;‘duymak’, Xazari; ‘mesajer yani, bildiren, haber veren’ anlamına gelmektedir. Öte yandan Hazzi; ‘Hurri ve Hittitlerin (MÖ. 2000) dağ Tanrısıdır. İkili anlaşmalarda onun adına sıkça yeminler edilirdi. Yine Kišar: Mezopotamyanın ilkel tanrıları veya tanrıçalarından birisinin adıdır. Çağdaş yazımlarda “k” ile “h” yer değiştirmektedir. Huda ya da Huda; hudaar → Hıdır ‘Huda’nın yardımcısı’ olarak anlamlandırılırken, Kadi; Kadiar → Kadir → Kidir → Hıdır/ Hızır ‘tahıl veren, bereket veren’ türlü anlamları vardır.

Yukarıda sıraladığımız Hurrice orjinli ad ve fiiller bir araya getirildiğinde, Hızır/ Xızır, Hıdır/ Xıdır adı kolayca ortaya çıkar. Dikkat edilirse; Réya/Raa Heqi inancında Hızır/ Xızır’a yüklenen kült misyonlarının tümü, yukarıda açımlamaya çalıştığımız Hurri dilindeki aynı temel noktaların izdüşümüne işaret etmektedir. Bu bağlamda Mezopotamyada MÖ. 3000 yıllarında kurulan Mitanilerin, Mitani devletinin tanrısı Mithra, yukarıda etimolojik verileriyle sıraladığımız Xızırın farklı bir versiyonudur. Bunlara sadece bir örnek olması babında şunu verelim:

Günümüz Türkçesindeki Hızır, Kürtçe okunuşuyla Xızır sözcüğünün kökü, mesela; Hurrilerindilinde Aqra/Kel dağlarının adı ve tanrısı da olan Hazzi’ ye dayanmaktadır. Bundan dolayıdır ki; Hazzi/ Xazzi kök sözcüğünün sonuna yine Hurricedeki “vermek, yardım etmek” soneki olan -ar , Hazziar geldiğinde, Hızır/ Xizir/ Xızır ‘yardım eden, veren Hızır’ ismi ortaya çıkar. Orjin kökeni Hurrilerin Hazzi dağ tanrısına dayanan Hızır/ Xızır kült kavramını; Akdenizli Sami kavimlerinden olan Fenikeliler (MÖ.2500) ve antik Filistin topraklarında beliren Kenanlılar da (MÖ.1500) olduğu gibi almışlardır. Bu noktadan hareketle, üzerinde durulması gereken bir diğer veri ise “Ya Hozaté Xızır!“ yakarışıdır. Yaşlılarımızın bizlere miras bıraktıkları bu kalıtsal sözün boşuna söylenmediği bilinmelidir. Zira bu kelami bilgide Hurrilerin “Hazzi dağ tanrısıyla, bizim Hızır/ Xızır‘ın gizemli bir ayidiyet ilişkisi vardır. Hazzi, Hozat ve Xızır sinomimleri aynıdır. Hozat/ Dersim’in antik çağlarda Hurrilerin yurdu olması hasabiyle, “Ya Hozaté Xızır! Ya Xızır’i Xozat!“sözü; Hurri klanlarının burada bizlere bıraktıkları bir yakarış mirasıdır. Yani kuvvetle muhtemeldir ki; belkide Xızır, zamansal evinim içerisinde Hozat’ta ortaya çıkmış bir Hazzi dağ tanrısıdır. Bundandır ki, Xızır ile alakalı en çok öykü, yine Hozat bölgesinde anlatılmaktadır.

Antik Hazzi, Azi/İzad, Hassa Kültünün Son Versiyonu:
Xızır Bütün bu somut öğelerle, Dersim bölgesindeki Ocak kültünün kökleri, çağlar/ tarih öncesine (pre-historik) kadar gittiği anlaşılmaktadır. Bunun en bariz kanıtı, Çemişgezek ilçesinin Sakyol köyündeki, Tanrı ve Tanrıçaya adanan antik (MÖ.3000-4000) kutsal Ocak buluntularıdır. Mesela; Zerdüşt öğretisinde kutsanan Aşa/ Haşşa/ Hassa adlı bu ocak tanrısı, Avestanın bütün bölümlerinde dualarla kutsanarak sıkca dile getirilir. Günümüze kadar Zerdüşt/ Avesta konulu bütün yazılı çalışmalarda, genellikle Aşa/ Haşş/Hassa’nın bir ocak/ ateş tanrısı olduğu bellirtilmektedir. Fakat, Avesta kitabına önsöz yazan Xanna Omerxali “ Tanrılar ve Kutsal Varlıklar” bölümünde, konuya farklı bir tanım getirir. O; Aşa/ Haşşa için verdiği bilgiye göre, şöyle der: “Varolan tüm dünyanın düzeni, Hindo-Aryenler tarafından rta denilen ve onun Avesta dilindeki karşılığı, aynı zamanda ahlaki bir anlamı da olan Aşa, doğa yasasıyla ayakta kalmaktaydı. Aşa’nın karşılığı ise yalan-druj-dır.” Dipnotunda ise “Aşa, Zerdüştlüğün temel bir kavramı olmasına rağmen, tam bir çevirisi yoktur: ancak çoğunlukla şu karşılıklar kullanılır: Dünya-düzen, hakikat, Doğru, doğruluk, kutsallık” Bu yönüyle Aşa/ Haşşa/ Hassa aynı zamanda Haq (gerçek doğruluk) olarak da karşımıza çıkmaktadır. Dikkat edilecek olursa; Kürtlerin ataları olan Hurrilerde ve Hurrice’deki Hāžar, Xazari, Hazzizzi’ nin (Xızır’ın) anlam ve yüklendiği kavramsal derunilik (-iç‘le ilgili, içten), tıpkı Avestanın tarif ettiği ve inanç Ocak yapılarının kendine has gizemli felsefesinin örtülü adı olan Aşa/ Haşşa/ Hassa ile aynı morfolojik anlamlara tekabül etmektedir. Hurrice; ḫāžar, xazari, hazzizzi kökenli kavramlar, Hurri ve Gutilerden günümüze kadar gelen Kürt klanlarının İslamiyet öncesinde en son evrildiği kulvar, Zerdüştlüğün Ahura Mazda panteonununa ait İzad veya Yezdan  olarak da bilinen kavramlarıdır. Bu yönüyle Xızır kültü,
İslamiyetten çok önceleri Mezopotamyada Kürtlerin başta dil olamak üzere kültürel ve sosyal yaşantılarında hayat bularak günümüze kadar kutsanarak getirilmiştir.

Tanrı Yazad ve Xızır
Azi, İzad, Yazad kavramı, Tapınmaya değer melek, tanrı, Yezdani tanrısıal, Yezdan, Tanrı, melek Zerdüştlükte iyilik tanrısı. Hurr. Hazzizzi ‘zeki, bilgili, uyanık’ Kürtçe’de haj ‘haberdar’, hajê ‘haberî olmak’, Hazar; ‘bilgi veren, bildiren’ manalarıyla aynı açılımlara işaret etmektedir. Öyle ya Onun bilgi ve becerisinden faydalanmak isteyen yolun evlatları tarafından, yakarışlarla yardıma çağırdıkları Xızır, her nerede olursa olsun, sürekli uyanık olan ve anında yardıma koşan değilmidir?

Dikkat edilecek olursa, İtikat (Réya/Raa Heqi) süreğinde Gılbanklarda ve gerekse Ayet/kılamlarda İmam Ali için, övgüyle Yezdan Şer yada Şer-i Yezdan (Allahın arslanı) denilmektedir. Oysa Arapçada bunun karşılığı, Esedullah’ dır. Bu kavram, aynı arkaik anlamıyla Zerdüşti öğretiden gelen, eski Farsca ve Kurmanci dillerinde Allahın Arslanı sıfatıyla yer edinmiştir. Bir bakıma proto Kürtçedeki ḫāžar, xazari, hazzizzi kavramsal panteonununu, İslamiyetle birlikte yasaklanan Zerdüşti öğretinin en temel öğesi olan Avestik tanrısal güç Azi, İzad, Yazad (Xızır) en son şekliyle Yezdan’a dönüşüp, rüelü baskılardan ötürü Ali’nin sıfatı altında setr (perde) edilmiştir. Takdis edilmiş bütün bu kültler, takkiye yoluyla günümüzün Bâtıni (Esoteric) Aleviliğinde/Réya/Raa Heqi, Ehl-i Haqlarda ve Êzdâilikte halen yaşatılmaktadır. Burada mühim olan asıldır! Aslına dönmek, aslını inkardan vazgeçmekle mümkündür! Asıl olan Xızır’dır.

Tarihsel Bir Kişilik Olan İmam Ali ve Ölümsüz Xızır
Tarihsel verileriyle anlatacak olursak; MÖ.3000‘lerde Sümer, MÖ.1700 ve 1300‘lerde Babil metinlerinde Onu (Ziusutra, Utanapiştim, Nuh, Xızır), görmek için Enkidu yoldaşıyla/müsahibi ile birlikte yollara düşen Gılgamış,(-ki bu konuyu, başka bir makalemizde ela alacağız) Réya/Raa Héq itikatının sözlü anlatımlarındaki o “Rıza şehiri“ ne gidip, Onunla karşılaşmıştır. Bütün kutsal kitaplara kaynaklık eden Sümer ve Mezopotamya metinlerinde “Hızır, Hıdır, El, Eliyas, Elyas, Aliyas“ olarak gecen bizim Xızır’dır. Fakat ne acıdır ki; Zamanla isim ve işlevsel üstünlüğü bakımından Bâtıni yerini, zahiren İmam Ali’ye bırakmıştır. Daha doğrusu türlü hilelerle Xızır dışlanarak yerine İmam Ali ikâme edilmiştir. Aslında bu yönüyle bakıldığında, yani eski tanrısal bir güçün yerine bir başka gücün ikame edilişi, Aleviliğin; İslam öncesi Antik dini inançlardan süzülüp geldiğine de bariz bir kanıttır. Çünkü Antik halklardaki çok Tanrılı-Tanrıçalı inanışlarda sürekli tanrı ve tanrıçaların kendi aralarında bir üstünlük yarışları sözkonusudur. Yine toplulukların-şehir halklarının kendi Tanrı yada Tanrıcalarını yeni tanrı-tanrıçalarla hep değiştirdiklerine tanık olunmuştur. Dolayısıyla burada da eski-kadim tanrı Xızır’ın yerine son yıllarda İmam Ali’nin ikâme edilmesi, aslında bu gizemli geleneğin bir örneğidir. İşte burada da görüldüğü gibi, Alevi
felsefesinin distur ve erkânlarının temel öğretilerinin İslamiyetten değil, tam aksine kadim dinlerden-inançlardan, Aryenik kültürlerden süzülüp geldiği açıkca anlaşılmaktadır. Yani günümüzde dillerdeki/gılbanglardaki (doğaçlama dualar) İmam Ali yakarışları, esas itibariyle Eliyas/ Aliyas/ Xızır içindir…! Tarihsel bir kişiliğe sahip olan İmam Ali, bu işin sadece görünen ve son yıllarda, Réya/Raa Heqi inancını asimile maksatlı bir şekilde sıkça dile getirilen bir dinsel-İslami motiftir. Lakin İmam Ali tarihsel bir kişiliktir. Xızır, bundan münezzehdir!
Hak ile kalın!

*Bu çalışmamızın genişletilmiş şekli ve referans kaynakları„Yıl 1 Sürek 1010 (Kürt
Aleviliği)“ adlı kitabımızda verilmiştir.

Etiketler

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı