Mahsuni GÜL – Nesimi ADAY
Dışişleri Bakanlığı Türk Diplomatik Arşivi’nde bulunan ve gizliliği ancak 2020’de kaldırılan 20 Ağustos 1938 tarihli belgeyi ilk kez yayımlıyoruz. Belge, 1937’de Nazi Almanyası’ndan satın alınmasına karar verilen “komple otomatik gaz doldurma tesisatı”nın hangi firmadan alınacağını gösteriyor: Kiel’deki Hagenuk. Bedeli, tıpkı bombardıman uçakları gibi, kliring yoluyla ödenecekti.
Dersim’de zehirli gaz kullanıldığı bilgisi yeni değildir. Bunu ilk kez, 1952’de Halep’te bastırdığı kitabında Nuri Dersimi yazmıştı.1 Seyid Rıza’nın asılmasında yetkili olan ve Türk Dışişleri Bakanlığı’nda görev yapan İhsan Sabri Çağlayangil, Kemal Kılıçdaroğlu’na 1986 yılında verdiği röportajda ordunun gaz kullandığını, mağaralara sığınan ‘Dersim Kürtlerinin’ bu yolla öldürüldüğünü itiraf etmişti.2
2014’te Dersim Araştırmaları Merkezi’nin (DAM) kamuoyuna açıkladığı ve Kalan Müzik’in kurucusu Hasan Saltık arşivinden çıkan, Başbakan İbrahim Refik Saydam imzalı ve 19 Şubat 1942 tarihli telgraf ise sivillere karşı gaz kullanıldığını devletin en üst kademesinden tescil etmişti: hekim olan Saydam, bu tür gazların savaşta düşman askerlerine bile uygulanmasına karşı olduğunu Fevzi Çakmak’a yazmış, olup bitenden utanç duyduğunu belirtmişti.3
Fakat tüm bu belge ve haberlerde gazın cinsi ve kaynağı belirtilmiyordu. Bu yazının yazarlarından Nesimi Aday, “Karga Bülbül Olmaz” (Dersim Gazetesi, 2015) ve “Dünya Kan Akan Munzur’un Sesini Duymadı” (PİRHA, 2018) başlıklı yazılarında, “Türkiye, Dersim Tertelesinde kullandığı gazları Almanya’dan almış olabilir mi?” sorusunu ısrarla sormuştu.4 Çünkü Naziler bu zehirli gazları Türkiye aracılığıyla test etmiş olabilirdi; buna dair yoğun anlatımlar vardı. O günlerde bu sorunun cevabını verecek belge elimizde yoktu; soruyu çoğaltmaktan başka yol da kalmamıştı.5
Almanya’nın dahli konusundaki askerî bir geçmişin varlığı şüphelerimizi besliyordu keza. Osmanlı’dan bu yana süregelen askerî ilişkiler biliniyor. Alman General Colmar von der Goltz’un Osmanlı ordusuna verdiği eğitimler, hatta Goltz Paşa’nın Abdülhamit’e Dersim’i asimile etmek için bölgeye çok sayıda Müslüman yerleştirilmesi önerisinde bulunduğu rivayeti gibi bilgiler, bu askerî iş birliğinin Dersim 37-38’de de sürdürüldüğüne işaret ediyordu.
Yine İngiliz arşivlerinden çıkan 24 Mayıs 1938 tarihli bir belgede Türkiye’nin İngiltere’den gaz uzmanı istediği, İngilizlerin ise en erken 1939’da uzman gönderebileceklerini bildirdiği görülüyordu. Bu belge dikkati İngiltere’ye çekse de kuşkular ağırlıkla Almanya üzerinde yoğunlaşıyordu.
Bu arada Dersim yerelinde de gazların kullanıldığına dair bir tanıklık var: Seyid Rıza’nın, 17 Ağustos 1937 Laçinan Deresi katliamından sağ kurtulan kızı Leyla, farklı farklı silahların kullanıldığını, son bir silahın ateşinden sonra öldürülen çocukların masmavi kesildiğini anlatmıştı. Bu tanıklığın da referansıyla Nesimi Aday, “İşte o çocuk cesetleri üzerindeki mavi boyanın Chloracetophenon (kloroasetofenon – CN) ve İperit gibi gazların izleri olduğunu şimdi anlıyoruz” yorumunu yapmıştı.
Gazlar Almanya’dan, uçaklar Amerika’dan
Bu sorunun cevabını 2019’da, bu yazının diğer yazarı Mahsuni Gül, Hüsnü Gürbey ile birlikte vermişti. Dersim Gazetesi’nin Mayıs–Haziran 2019 tarihli 83. sayısında “Zehirli Gaz Belgelerini Açıklıyoruz: Gazlar Almanya’dan, Uçaklar Amerika’dan” başlığıyla bir dizi belge yayımlamış, Almanya’dan alınan gaz belgelerini kamuoyunun bilgisine sunmuşlardı.6 Belgeler kısa sürede birçok yayın organında iktibas edildi, tarihçiler ve siyasetçiler arasında tartışma yarattı.
Belgelerin çizdiği akış ise şöyleydi: Dördüncü Umumi Müfettiş General Abdullah Alpdoğan, Başvekâlete çektiği telgrafta Tayyare Alay Kumandanlığından yangın, Millî Müdafaa’dan da yakıcı ve boğucu gaz bombaları istediğini bildirmişti. Millî Müdafaa Vekâleti 26 Temmuz 1937 tarih ve 871 sayılı tezkeresiyle harekete geçmiş; Maliye Vekâleti 5 Ağustos 1937 tarih ve 3930 sayılı mütalaanamesiyle onay vermiş; İcra Vekilleri Heyeti kararı 7 Ağustos 1937’de onaylanmıştı. Kararnamenin altında da Reisicumhur olarak Kemal Atatürk’ün imzası vardı.7
Kararnamenin içeriği ise şöyleydi: Hava silahlanma programının tahakkukunu temin bakımından muhtelif cins tayyare bombaları için alınması gerekli, muhtelif evsaftaki Chloracetophenon, İperit ve saire gibi gazlardan 20 ton kadar ve bunların bombalara konmasına mahsus komple otomatik doldurma tesisatından bir adet; Berlin Büyükelçiliği emrinde olarak Vekâletin gaz mütehassısı ile Berlin ateşemiliteri veya hava ateşesinin Almanya’da yapacakları incelemeler sonucunda verecekleri karar üzerine tayin edilecek olan Alman firmalarından; tahmini tutarları olan 150 bin lirayı aşmamak üzere; 2490 sayılı kanunun 46. maddesinin (K) fıkrası mucibince; söz konusu Büyükelçilik vasıtasıyla ve kliring yoluyla satın alınacaktı.
Aynı dönemde gazı taşıyacak araçlar da temin edilmişti. 1937’de ABD’den Marten (Martin) bombardıman uçakları alınmış; Hava Müsteşarlığı’nın 20 Ekim 1937 tarihli yazısına göre uçakların büyük bölümü yurda gelmiş, bir yıllık malzeme için 200 bin dolar öngörülmüştü. 12 Mayıs 1938 tarihli, Reisicumhur Atatürk ve Vekiller Heyeti imzalı bir başka kararnameyle de Heinkel bombardıman uçakları için muhtelif cins ve ebattaki bombaların, bedeli 300 bin lirayı geçmemek üzere İstanbul Zeytinburnu’ndaki Nuri Killioğlu demir eşya fabrikasından pazarlıkla satın alınmasına izin verilmişti.
Peki tesisat gerçekten alındı mı, hangi firmadan?
Görüldüğü gibi 1937 kararnamesi bir izin belgesidir: gazların bombalara konmasına mahsus komple otomatik doldurma tesisatının Alman firmalarından alınması belirtilmektedir. Geriye iki soru kalıyordu:
Peki bu gaz doldurma tesisatı Alman firmalarından alınmış mıdır? Alındı ise hangi Alman firmasından alınmıştır?
Bu yazıyla ilk kez yayımladığımız, Dışişleri Bakanlığı Türk Diplomatik Arşivi’nde bulunan belge bu soruların yanıtını veriyor.8 Söz konusu belge 20.08.1938 tarihlidir ve belgenin gizliliği 20.11.2020 tarih ve 79910398 sayılı karar ile kaldırılmıştır.
Belge Millî Müdafaa Vekâletine gönderilmiştir ve Hava Müsteşarlığı İkinci Şube ifadesi ile alınan 19 Nisan 938 (1938) tarihli ve 445/131 sayılı yazının cevabıdır. Fakat 445/131 sayılı yazıya, yapılan taramalar sırasında ne yazık ki ulaşılamamıştır.
Belgede yer alan bilgilere göre:
“Kiel’de Hagenuk firmasından satın alınacak gaz doldurma tesisatı bedelinin kliring yoluyla tesviye edileceği” Alman alakadar makamlarının işarına (yazıya) atfen Berlin Büyükelçiliğinden bildirilmiş ve mezkûr (adı geçen) firma ile hemen temasa geçilmesi iltimas (rica) olunmuştur.
Anımsamakta yarar var ki satın alınan bombardıman uçakları da kliring yoluyla temin edilmişti.
Kiel’deki firma: Hagenuk
Hagenuk, adını “HAnseatische Apparatebau-GEsellschaft Neufeldt und Kuhnke” unvanının baş harflerinden alan, Kiel merkezli bir elektroteknik firmasıdır. 1899’da mühendis Hans Neufeldt ile tüccar Carl Kuhnke tarafından kurulan şirket; deniz teknolojisi, makine telgrafı, telsiz ve telefon cihazları, radyo alıcıları ve zırhlı dalgıç donanımları üretmiş, İkinci Dünya Savaşı’nda ise mayın, bomba ve Kampfstoffe (kimyasal savaş maddeleri) imal etmiştir. Firma 1936–37’de bugün bilinen adını almıştır. Alman Federal Arşivi’nde firmaya ait dosyaların Alman Havacılık Bankası (Bank der deutschen Luftfahrt AG) fonu içinde yer alması, şirketin 1930’lu yılların hava silahlanma ekonomisiyle kurduğu bağa dair ayrı bir izdir.9 Belgenin işaret ettiği adres, artık soyut bir “Alman firması” değil; sicili, bilançoları ve arşivi bulunan somut bir kuruluştur.
Berlin’in kaçamak yanıtı ve bundan sonrası
2019’daki belgelerin ardından konu Almanya Federal Meclisi’ne taşınmıştı. Sol Parti (Die Linke) milletvekilleri Ulla Jelpke, Dr. André Hahn ve Gökay Akbulut’un girişimiyle verilen soru önergesinde, Dersim’de kullanılan Alman yapımı gazlara ilişkin ayrıntılı sorular yöneltildi. Angela Merkel başkanlığındaki Federal Hükümetin 15 Temmuz 2019 tarihli yanıtı ise kamuoyunu tatmin etmedi: Hükümet, kurbanların ve yakınlarının acısını anladığını, ancak tarihî ve siyasi çalışmanın Türkiye’de yapılması gerektiğini bildirdi; medyadaki haberler dışında ayrıntılı bilgiye sahip olmadığını, belgelerin tarafsız biçimde incelenmesinin ancak bilimsel bir çalışmayla mümkün olacağını savundu.10
Nitekim hikâye 2019’da bitmedi. Almanya Federal Meclisi’nin Bilimsel Servisleri, 22 Haziran 2026’da tamamladığı ortak raporda Dersim 1937/38’i hem tarihsel hem de uluslararası hukuk açısından ele aldı.11 Raporun “Alman-Türk ekonomik ilişkileri çerçevesinde silah teslimatları” başlıklı bölümü konumuz açısından belirleyicidir: Almanya’dan Türkiye’ye yapılan silah sevkiyatının zehirli gaz kullanımına yönelik silah ve savaş tekniğiyle donatımı da kapsadığı, ancak ilgili askerî arşivler serbestçe erişilebilir olmadığı için konunun bugüne dek çok az araştırıldığı ve yalnızca birtakım tarihsel kaynakların (çoğunlukla Türkçe) medya haberleri aracılığıyla kamuoyuna ulaştığı tespit ediliyor. Meclisin kendi uzmanlarının bu noktada kaynak gösterdiği çalışmalardan biri, 2019’da yayımlanan o belgelere dayanan yazıdır.
Rapor, Federal Hükümetin 2019 yanıtından da şu satırları aktarıyor: Mayıs 2019’da ilk kez Dersim Gazetesi tarafından yayımlanan, o güne dek bilinmeyen belgeler, dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün 7 Ağustos 1937’de 20 ton kimyasal savaş maddesi ile Almanya’dan bir otomatik doldurma tesisatı sipariş edilmesine dair gizli bir kararnameyi imzaladığını gösteriyor; Berlin Büyükelçiliği üzerinden satın alınan maddeler hardal gazı ve kloroasetofenondur. Yani “otomatik doldurma tesisatı” ifadesi Alman parlamento literatürüne çoktan girmiş durumdadır. Bu yazıyla ilk kez yayımladığımız belge ise o tesisatın adresini veriyor: Kiel’deki Hagenuk.
Raporun hukuki bölümü ihtiyatlı ama açıktır. 1948 Soykırım Sözleşmesi’nin 1937/38 olaylarına geriye dönük uygulanabilirliği konusunda ciddi kuşkular bulunduğu belirtiliyor; buna karşılık sözleşmenin uygulanabilir sayılması hâlinde, II. maddedeki nesnel ve öznel koşulların gerçekleşmiş olduğuna dair dayanak noktalarının mevcut olduğu sonucuna varılıyor. Korunan grup bakımından değerlendirme nettir: Dersim bölgesi nüfusunun, üyeleri hem Kürt etnik aidiyeti hem de Alevi inancıyla birbirine bağlı ve çoğunluğu Türk-Sünni olan nüfustan belirgin biçimde ayrılan, korunan bir grup olarak nitelendirilmesi için güçlü gerekçeler bulunuyor. Zehirli gaz kullanımı da, cinsel şiddet ve hayatta kalanlarda kalıcı travma ile birlikte, sözleşmenin II/b maddesindeki “ağır bedensel veya ruhsal zarar verme” fiili kapsamında sayılıyor. Rapor son bölümünde bir kapı daha aralıyor: Federal Meclis’in bir olayı siyaseten soykırım olarak tanımasının önünde hukuki bir engel bulunmadığı, nitekim Holodomor, Ermeni Soykırımı ve Sinti-Romanlara ilişkin kararların da Soykırım Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmesinden önceki olaylara ilişkin olduğu hatırlatılıyor.
Kısacası 2019’da “bu tarihî ve siyasi çalışma Türkiye’de yapılmalıdır” diyerek konuyu geri iten Berlin, yedi yıl sonra kendi parlamentosunun uzmanları eliyle işi önüne almış durumdadır.
Şimdi elimizde, o yanıtın arkasına sığındığı boşluğu dolduran bir ad ve bir kent var: Hagenuk ve Kiel. 2019’da Alman parlamenterlere yapılan çağrı bugün çok daha somut bir zemine oturuyor: “…belgelerde bahsedilen zehirli gaz ve bombardıman uçaklarının alımıyla ilgili soru önergesi versinler. Böylece sivil insanlara karşı yapılmış bu katliama dahil olmuş kişi ve kurumlar açığa çıkarılabilir.” Yahudi ve Roman soykırımlarıyla yüzleşmiş Almanya’nın bu konuda da şeffaf davranması beklenir.
Kiel’den Dersim’e uzanan bu hattın izini sürmek artık yalnızca bir arşiv meselesi değildir; ne olduğunu bildiğimiz bir suçun, kimlerle birlikte işlendiğini de bilme hakkının meselesidir.
NOTLAR
Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin dün akşam saatlerinde entegrasyon sürecinin tamamlandığını ve…
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan İstanbul’da “Demokratik Cumhuriyet için Özgür ve Örgütlü Toplum”…
8 şiddetinde depremin yaşanabileceği belirtilen Kanîreş’te 108 adet jeotermal sondaj yapılmak isteniyor. Bu girişim bölgede…
Dersim’in Hozat ilçesinde 2017 yılında otomobilinde silahla vurulmuş halde bulunan 25 yaşındaki Onur Sefer’in ölümüne…
Suriye Demokratik Güçleri Genel Komutanı Mazlum Abdi, Şam’daki Halk Sarayı’nda düzenlediği basın toplantısında “Suriye Demokratik…
İstanbul 2. İdare Mahkemesi, Üsküdar Belediye Meclisi’nin 5 Ağustos 2026 tarihinde gerçekleştirdiği ve Sibel Tan…