EğitimKöşe Yazıları

Dersim’de Munzur Üniversitesi merkezli tarikat örgütlenmesi: Gülencilerin başlattığını devraldılar

Esra Çiftçi

Dersim’de Gülen Cemati’nin “Kızılbaş/Alevi” inancına karşı başlattığı asimilasyoncu örgütlenme 15 Temmuz 2016’dan sonra farklı tarikatlar eliyle sürdürülüyor.

Gülen Cemaati’nin henüz “FETÖ” olmadığı dönemlerde Fethullah Gülen’in Dersim ve Dersimliler için söylediği “Onlar Müslümanlıktan uzak sapık bir inanç sahibidirler. Dersim Kızılbaşları tarih boyu devletimize sorun çıkarmıştır. Onun için de onları mutlak dönüştürüp İslam’la buluşturmalıyız” sözünü şiar edinen Gülen Cemaati’nin Dersim’de başlattığı asimilasyonu 15 Temmuz sonrası diğer tarikatlar devraldı.

Gülenciler Dersim’de kreşler, yurtlar, cemaat evleri üzerinden örgütlenirken en önemli üsleri Munzur Üniversitesi’ydi. Munzur Üniversitesi halen diğer tarikatlar tarafından Dersim inancının asimilasyonu için bir merkez olarak kullanılıyor. Dersim’de Süleymancılar, Munzur Eğitim ve Kültüre Hizmet Derneği, Menzilciler, Ehlibeyt Sevenler Eğitim Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Derneği adı altında örgütlenirken bir yandan da Ensar Vakfı Tunceli Şubesi, Birlik Vakfı Tunceli şubesi, İlim Yayma Cemiyeti Tunceli Şubesi, TÜGVA Tunceli Temsilciliği ve Milli Beka Hareketi Derneği gibi yapılar çalışmalarını son hızla ve hiçbir engelle karşılaşmadan sürdürüyor.

Sünni İslam’ın temsilcisi olan bu tarikatlar bir yandan “Munzur”, “Ehlibeyt” gibi Alevilere cazip gelen isimler altında örgütlenirken son olarak Tunceli Müftülüğü “Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi” adı altında bir merkez kurdu. Munzur Üniversitesi öğrencilerinin büyük tepkisiyle karşılaşılan ve kısaca “Genç Ofis” olarak nitelenen bu merkez, doğrudan iktidar partisinin gençlik örgütü gibi çalışıyor. Merkeze karşı çıkan öğrenciler ise önceki gün yaygın bir gözaltı operasyonuna maruz kaldı. Dersim’deki tarikat örgütlenmelerinin geldiği aşamayı, Dersim’de bulunan sivil toplum örgütü temsilcileri ve öğrencilerle konuştuk.

‘DERSİM’E YÖNELİK ASİMİLASYONUN BİR PARÇASI DA TARİKATLAR’

Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) Genel Başkanı Selman Yeşilgöz, Munzur Üniversitesi’nde uzun süredir örgütlenen İslami cemaat ve vakıflara şimdi de Diyanet’in el attığını söylüyor. Üniversitenin kampüsünde müftülüğe bağlı “Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi” açılışının yapıldığını söyleyen Yeşilgöz, yine Munzur Üniversitesi’nde bulunan Gençlik Merkezleri’ne bağlı Genç Ofis’in AKP ile olan ilişkisinden dolayı öğrenciler arasında rahatsızlık yarattığını belirtiyor. Bunun uzun yıllardır devam eden Dersim’e yönelik asimilasyonun bir parçası olarak gördüklerini söyleyen Yeşilgöz, Dersim Araştırmaları Merkezi olarak 2019 yılında yaptıkları saha çalışması sonrasında vardıkları sonucun devletin kuruluşundan bu yana bildik politikasının devam ettirdiği yönünde.

“Bilim yuvası olması gereken üniversitenin akademik kadrosunun çoğunluğu bu yapılanmaların yöneticisidir. 1980’lerde faşist cuntanın valisi Kenan Güven’in Dersim’de inanç asimilasyonuna yönelik uygulamaya koyduğu politikalar aynen devam ediyor. 90’ların ortasından sonra da FETÖ’nün devam ettirdiği bu politika bugün de AKP eliyle farklı cemaat ve vakıflar yoluyla devam ettiriliyor. 1980’de yapılan ve âtıl olan camiler tekrar faal hale getiriliyor. Karakollarda açtıkları mescitler yoluyla 5 vakit ezan okutulmakta. Yine yakın zamanda Pülümür Kırmızı Köprü ’deki cami kapalı olmasına rağmen merkezi sistemler aracılığıyla 5 vakit ezan yayını yapılmakta.”

Yapılan bu çalışmaları bir bütün olarak Dersim’in diline, kültürüne ve inancına karşı tahammülsüzlük olarak gördüklerini söyleyen Yeşilgöz, Dersim’de ve Munzur Üniversitesi’nde sürdürülen bu asimilasyon uygulamalarını reddettiklerinin altını çiziyor.

‘ALEVİ KENTİ OLAN DERSİM’DE DİNİ FAALİYETLERİN HALKA DAYATILMASI KABUL EDİLEMEZ’

Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Hüseyin Kasun, Türkiye’de özellikle AKP iktidarı döneminde okulların eğitim öğretim kurumları olmaktan çok dini faaliyetlerin, MEB, Diyanet İşleri Başkanlığı dini vakıf ve cemaatler eliyle örgütlenmeye çalışıldığı mekanlar haline getirildiğini söylüyor. Türkiye’de uzun yıllardır laiklik ilkesinden uzaklaşılması ve eğitimin dinselleştirilmesinin, okullar ve öğrencilere yönelik çeşitli dini faaliyetlerin yürütülmesi sürecini beraberinde getirdiğini Dersim’in de bundan bağımsız olmadığını belirten Kasun Dersim’de cemaat yapılanmasının bir karşılığının olmadığını da ifade ediyor.

“Son günlerde diyanet üzerinden ilimiz Dersim’de müftülük eliyle açılan ve AKP’nin “Genç ofis” ve “Gençlik Merkezleri” üzerinden örgütlenmesi, bir Alevi kenti olan Dersim’de dini faaliyetlerin halka dayatılması, demografisi nedeniyle siyasal açıdan başarısız oldukları bu kenti bir hedef ve çalışma alanı olarak belirledikleri açıktır. Burada sadece bahsettiğim merkezlerin dışında, kente dışarıdan atanmış kamu çalışanları arasında da benzeri bir örgütlenme var. Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti, kamusal eğitimi ve toplumsal yaşamı örgütlerken bunu dini kurumlara, dini kurallara, söylemlere ya da referanslara göre yapamaz.

Laik bir ülkede devletin ve ona bağlı olması gereken kurul ve organlar olan, Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın inanç alanına girmemesi gerektiğini söyleyen Kasun, şu ya da bu biçimde elindeki olanakları kullanarak eğitim alanını belli bir dinin ya da inancın, Türkiye’de olduğu gibi belli bir mezhebin savunucusu ve destekçisi durumuna düşmemesi gerektiğini de önemle vurguluyor.

‘TARİKAT ÖRGÜTLENMELERİ 90’LI YILLARDA PODYUMA ÇIKTI’

Ağuçan Ocağı’ndan Pir İnanç Dolu, Dersim’de tarikat örgütlenmelerinin FETÖ’nün kreş ve kolejleriyle beraber 90’lı yıllarda kent merkezlerinde podyuma çıktığını, bunun temellerini ise 12 Eylül askeri darbesinin başlamasıyla atıldığını söylüyor. İnanç Dolu, Cumhuriyetin ilanından sonra planlı programlı bir şekilde 1925 yılında yürürlüğe giren Şark Islahat Planı, Tekkeler ve Zaviyeler Kanunu ile kendisinden olmayanı kendisine benzetme programı başlatıldığını belirtiyor. Bu zihniyetin devam ettiğini, sonrasında 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu Kararı ile yasal statüye kavuşturulan Dersim Tertelesi’nde hayatta kalıp sürgün edilen Dersim’in çocuklarının da ötekileştirildiğini, öteki bırakıldığını ifade ediyor.

‘TÜRK VE İSLAMCI BİR ANLAYIŞ GELİŞTİRİLDİ’

“1937-38 sonrasında ise Dersim’de okulların açılması ile tamamen Türk ve İslamcı bir anlayış geliştirildi. Alevi olmalarına rağmen kendilerini Türk ve İslam görüp, kendi dillerini unutup, hangi mezhebe dahil olacaklarını bilmeden büyüyen insanlarımız oldu. Yine yatılı okullar sürecini unutmamak lazım. Bir taraftan tek kelime Türkçe bilmeyen, diğer taraftan da Alevi olup Hanefi ya da Şii olarak yaşamak zorunda kalan bireyler yetiştirilmeye başlandı. 2000’li yıllarda ise Munzur Üniversitesi’nin açılmasıyla beraber Dersimli olup başka üniversitelerde görev yapan akademisyenlerle ilk start verilmişse de gecikme olmadan dönüşüm başlamış şehirde kurulan cemaat dernekleriyle ilişkili akademisyenler ve kamu görevlilerinin atamaları gerçekleşmiştir. Yine şehre dışarıdan gelen öğrencilerin yardımıyla, öğrenciler ve gençlik arasında da tarikat ve cemaat çalışmaları devam etmiştir”

Dersim’in inançsal yapısıyla bölge de önemli bir yer teşkil ettiğini söyleyen Dolu, Alevi Ocaklarının varlığıyla Erzincan, Erzurum, Sivas, Bingöl, Muş, Adıyaman gibi Alevi nüfusunun olduğu bütün illerle bağlantılı olduğunu söylüyor. Etnik ve inançsal asimilasyon çalışmalarının devam ettiğini söyleyen Dolu, Dersimlilerin coğrafyası, dili, inancı ile kültürel olarak dıştan bağımsız yaşamaya alışık bir halk olduğunu, cemaat örgütleyicilerinin yerli halktan destek göremeseler de bazı silik, düşkün, çıkarcı kişiliklerle ilişkili olduğunu ifade ediyor.

‘ALEVİLER TANZİMAT FERMANINDAN BU YANA OSMANLININ HEDEFİ OLMUŞTUR’

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, hafızası silinmiş, kendi hakikatinden koparılmış egemenlerin tarihini kabullenmiş bir toplumsallığın kendi tarihsel hafızasında bölük pörçük kalan bilgileriyle geçmişi bugüne bağlamanın ne kadar zor olduğunu söylüyor. İnsanlığın ilk ayağa kalkıp sesi söze dönüştürdüğü gün evrene ve yaşadığı dünyadaki döngüye, nesneye isim ve mana yüklediğinden bu yana var olan Alevi hakikati ve yaşamının 1500’lü bir tarih kesitine sıkıştırmanın zaten bir tarihsel ve toplumsal hafızanın katledilmesini olduğunu söyleyen Kulu, Alevilerin Tanzimat fermanından bu yana Anadolu ve Mezopotamya’da direk Osmanlının hedefi olduğunu belirtiyor: “Başta Hacı Bektaşi Veli Dergâhı olmak üzere Alevi dergâh ve Ocaklarına Nakşibendi kayyumların atanması ve dergahlara el konulması büyük kırılma noktası olmuştur. Bu tarihten itibaren adım adım Türk-Müslüman-Hanefi mezhebini hâkim kılmak, böylece Osmanlının topraklarındaki Alevi ve Kürt toplumsallığı gün be gün asimile edilmesi devletin esas vazgeçilmezi olmuştur.”

Kemalizm’i Osmanlı zulmünden kurtarma olarak hissetme ya da inanma halinin, yeni bir sürecin başlangıcı olduğunu söyleyen Kulu, 1924 Anayasası ile bütün farklılıkların inkarının bizzat Mustafa Kemal emriyle kurulan Diyanet İşleri’nin artık bir inanç ve kimliğin tarihsel olarak bitirilmesi esasını taşıdığını söylüyor. Kemalist tekçi yapıdan sonra gelen her iktidarın veya darbe döneminin daha katı bir şekilde bu yok ve asimile etme projelerini sürdürme konusunda rolünü oynadığını söyleyen Kulu, bugünkü AKP-MHP zihniyetinin de 12 Eylül’ün devamından başka bir yorumunun olmadığını ifade ediyor. Kulu konuşmasını şöyle noktalıyor:

“Dersim’de 12 Eylül sonrası zorla Kuran Kursu ve İmam Hatiplere gönderilen çocuklar bugün Dersim’de cenaze erkanı ve ritüellerini İslami ruhla sürdüren misyoner görevi görüyor maalesef. Alevilik adına söz söyleyen Pir ve kurumlarda diyanetten pay alma, dedelere maaş bağlanması, elektrik-su faturasının ödenmesi gibi akıl ve vicdandan uzak bir beklentiye girmesi bizim açımızdan zulüm ve asimilasyonu kabullenmedir. Alevilik evreni hak bilir, kendine has özgün bir inançtır. Bir başka inancın ve dinin bir parçası veya mezhebi olarak görmek Aleviliğin inkârı demektir. Bugün yaşanan inkâr ve asimilasyon geriye dönüşü mümkün olmayan bir süreçtir.”

ÖĞRENCİLER NE DİYOR?

Munzur Üniversitesi’nde Yüksek Lisans Öğrencisi olan Yusuf Akın, lisansını da tamamladığı Munzur Üniversitesi’nde 6 yıldır öğrenci olduğunu, bugün Türkiye’de üniversitelerin demokratik ve özerk olması gerekirken tarikat, cemaat ve vakıfların tekeline konulmak istendiğini söylüyor. Özellikle Fethullah Gülen cemaatinin tasfiyesi sonrası kurumlarda oluşan boşlukların, bugün diğer cemaat ve tarikatlar tarafından doldurulmaya çalışıldığını söyleyen Akın, bu alanlardan en önemlilerinden birinin de üniversiteler olduğunu belirtiyor. Milyonlarca öğrencinin bilimsel tahsilini tamamlamak adına yerleştiği üniversitelerin bu vakıf ve cemaatler tarafından kuşatıldığını söyleyen Akın, bu durumun Munzur Üniversitesi’nde 2021-2022 eğitim-öğretim yılı dönem başında başta Türkiye özellikle de Dersim’de yaşanan barınma sorunuyla biraz daha ortaya çıktığının altını çiziyor.

Akın, üniversite içerisinde Gençlik Merkezleri’ne bağlı Genç Ofis ve TÜGVA gibi direkt iktidar ile ilişkili kurumların, öğrencilerin ağır bir şekilde hissettiği ekonomik krizi de fırsata çevirip ücretsiz etkinlikler ve yardımlarla öğrencileri habersiz TÜGVA’ya üye yapıp, yine habersiz konser adı altında Adana’da Ak Gençlik mitingine götürdüklerini söylüyor. Buna karşı üniversite öğrencilerinin bunu protesto etmek istediklerini söyleyen Akın, 11 arkadaşlarının gözaltına alındığını, Munzur Üniversitesi öğrencileri olarak bu yobaz ve gerici kuşatmayı kabul etmediklerini, demokratik, özerk ve özgür üniversite taleplerinde ısrarcı olacaklarını ifade ediyor.

‘TARİKATLARI KABUL ETMİYORUZ’

Munzur Üniversitesi öğrencilerinden Betül Şakak, AKP ve TÜGVA gençlik merkezlerinin ve Genç Ofisi’nin paravan şeklinde kullanılarak öğrencileri kandıran kuruluşlar olduğunu söylüyor. Üniversite’de ders yılı daha başlamadan öğrencilere ulaşıp geziler, konserler vb. etkinlikler dahilinde toplu bir şekilde ücretsiz etkinlikler düzenlediklerini söyleyen Şakak, whatsapp grupları kurulduğunu ve bu grupların kadın ve erkek gruplar olarak ayrıldığını, burada bile bir ayrıştırma söz konusunu olduğunu belirtiyor. Bu gruplarda genelde AKP ve TÜGVA yanlı söylemler yapıldığını söyleyen Şakak, buna itiraz eden öğrencilerin her türlü saldırılara maruz kaldığını ifade ediyor.

“Öğrencilere “sizleri konsere götüreceğiz” diye AKP’nin mitingine götürdüler ve öğrenciler mağdur oldu. Bu Genç Ofis’te çalışan kişiler kadın arkadaşlarımıza tacizci söylemlerde bulundular. Biz öğrenciler dün ve bugün bu kuruluşları eleştirmek için toplandık ama engellendi ve arkadaşlarımız gözaltına alındılar.”

Bu yazı +GERÇEK’ten alınmıştır.

Etiketler

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı