DersimEditörün SeçimiGüncel

DERSİM’E MİSYONER AKINI

Mesut Özcan yazdı:

Dersim’de üniversite açıldığından beri özellikle bir takım cemaatlerin/tarikatların örgütlenmesi hız kazandı. Oysa üniversite açıldığı için, Dersimliler sevinçliydi. Zaman geçtikçe sevinçleri kursağında kaldı. Şimdi ise tam bir hayal kırıklığı yaşıyorlar. Öyle ya, bir üniversite bir kentin başına bela olabilir mi? Bir üniversite bir kentin geleneğini göreneğini, inancını, tarihini yok sayarak yeni bir tarih, yeni bir inanç, yeni bir kimlik dayatabilir mi? Her şeyden önce bir üniversite, hem de Dersim gibi bir yerdeki bir üniversite tarikatlarla, cemaatlerle birlikte çalışabilir mi? Bulunduğu kente tarikatları, cemaatleri birlikte getirebilir mi?

Peki, bugünlere nasıl gelindi?

Yavuz’dan Abdülhamid’e Dersim ve Aleviler

1937 yılında yazılan bir resmi raporda, “Yavuz Sultan Selim’in gazabı olmasaydı bu gün güzel Türkiyemizde tek bir Sünniye tesadüf etmek imkanı belki de mümkün olmayacaktı. Eğer Yavuz’un garazı Dersim’in yalçın dağları içine girebilmiş olsaydı her halde Dersim’i de bugün maddi ve manevi başka bir yol üzerinde görürdük,” denir.

  1. Abdülhamid döneminde ise “tashih-i akaid” yoluna, yani yanlış bir inanca sahip Dersimli Kızılbaşların inançlarının düzeltilmesi yoluna gidilerek bu yöntemlerle Kızılbaşların Sünnileştirilmesi amaçlandı.

Cumhuriyet döneminin yöneticileri de Dersim ve Aleviler konusunda, Osmanlı’dan devraldıkları yöntemleri uyguladılar. Bu gün de o dönemlerden kalan yol ve yöntemlerle, ama o dönem yapılan hatalara düşülmeden ince bir işçilikle yürütülüyor bütün çalışmalar. Her dönemde yapılanlar aslında bir misyonerlik çalışmasıydı.

Kenan Güven’in çabalarını, çalışmalarını da bu faaliyetlerden saymak gerekiyor. Yine Munzur Üniversitesi’nin ve Dersim merkezde bulunan Cemevi’nin çalışmaları da misyonerlik faaliyetleri olarak değerlendirilmelidir bizce.

1937’den 43 Yıl Sonra: Yıl 1980

Dersim’de dinci örgütlenmenin kaynağı esasında 1980 Darbesi’nden hemen sonrasına rastlamaktadır.  Evet, 1937-1938’de topyekün bir katliamla Dersim’de binlerce Alevi çocuk, kadın, genç-yaşlı insan katledildi. Çünkü Yavuz’dan Abdülhamid’e değin yapılan bütün Sünnileştirme çabaları tutmamıştı. Bu yüzden toptan bir katliamla bu Kızılbaşlar’dan kurtulunabilirdi ancak… Katlettiler ama yine kurtulamadılar bu Kızılbaşlardan. Bugün kalınan yerden çalışmalar devam ediyor…  Fakat bu gününün dünden bir farkı var: Dersim’de, ciddi bir tarikat/cemaat örgütlenmesiyle karşı karşıyayız ve bunun başarılı olması halinde getireceği sonuçların 1937-1938’den çok daha acı olacağı kesindir.

Aradan geçen 43 yıl sonra, 1980 Darbesi’nin gerçekleşmesiyle birlikte Dersim’den yaklaşık 5 bin Alevi çocuk toplanarak Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Kuran kurslarına gönderildi. Gönderilen çocuklar yine Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı yatılı yurtlarda kaldı. Dış dünyayla iletişimleri kesildi. Bu çocukların adı kullanılarak, kimi cemaatlere ait dernekler yardım topladı, bağış aldı.  Örneğin, İstanbul’a Kuran kurslarına gönderilen çocukların kaldığı yurtların önemli bir bölümü İlim Yaymı Cemiyeti’ne aitti. Dönemin valisi Kenan Güven’e göre, Dersimliler topyekün dinsizdi ve “topyekün dinsizliği din etmiş bir toplum” yoktu. “Dinsizlik” bir milli güvenlik sorunuydu.  Bu yüzden Kenan Güven, Dersimlileri müslümanlaştırmaya geldiğini açık açık söylemekteydi.

Binlerce çocuk ailelerinden “okutulmak” üzere alınarak Kuran kurslarına gönderildi. Alevi köylerine camiler yapıldı.  Kenan Güven’e göre, Dersimliler, inanç olarak bir boşluktaydılar ve bu boşluğu doldurmak devletin göreviydi.  Dönemin devlet yönetimi, Diyanet İşleri Başkanı ile, İrşad heyetleri ile Dersim’i mesken tutarlar. Tesadüfe bakın ki, dönemin Diyanet İşleri Başkanı 1960’lı yılların sonlarında askerliğini Dersim’de yapan Tayyar Altıkulaç’tır. Toplanan çocuklar otobüslerle İzmir, Ankara, İstanbul, Bolu, Kırıkkale, Kocaeli gibi illerdeki Kuran kurslarına gönderilir. Çocukları toplayanlar arasında bulunanlardan biri de, yıllar sonra; 2002 seçimlerinde AKP’den milletvekili olacak olan Prof. Dr. Hikmet Özdemir’dir.  Hikmet Özdemir, Kenan Evren döneminde Milli Eğitim Bakanlığı Din Eğitimi Genel Müdürüdür ve Dersim’e gelip irşad çalışması yapanlar arasındadır. Hikmet Özdemir, 350 Dersimli çocuğu alarak İstanbul’a döner.

1990’lı Yıllar… Yanan-Yakılan Köyler

1990’lı yıllar ise Dersim için felaket yıllarıdır; köyler yakılmakta, insanlar yerinden yurdundan edilmektedir, gıda ambargosu uygulanmaktadır ama öte yandan Fetullah Gülen Cemaatinin Dersim’e ilgisinin de arttığı yıllardır bu yıllar. O zamanki adıyla Gülen Cemaati, Dersimli yandaşlar eliyle özellikle zeki çocukları Dersim’den alarak büyük şehirlerde kendi dersanelerine götürürler, kendi yurtlarında yatırırlar ama aynı zamanda dini eğitim de verirler. Bu yandaşların özellikle Cemevi’nde bulundukları iddia edildi o yıllarda. Yani Cemaatle Dersimli çocukların iletişiminin o yıllarda Cemevi’nde bulunanlarca sağlandığı iddia edildi hep. Kenan Güven’in aslında devletin gücünü kullanarak yaptıklarını, Gülen Cemaati, yandaşlar bularak gönüllü bir şekilde uygulamaya koyuyordu. Gülen Cemaati daha sonra, bununla da yetinmeyerek Dersim’e yerleşir ve eğitim kurumları da açar.

Bu yıllarda Dersim’de açılan Cemevi de cemaatin ilgi alanındadır.  Gülen Cemaati’nin açtığı eğitim kurumlarının düzenlediği etkinliklerde, yayın organlarında dönemin cemevi yöneticileri boy göstermekte, açıklamalarda bulunmakta, söyleşiler yapmaktadırlar. Örneğin, Muharrem Orucu’nda, Cemaat, Cemevi’nde iftar yemeği düzenleyebilmektedir. Aşure gününde, cemaat Cemeviyle birlikte aşure dağıtabilmektedir.

2000’li Yıllar… Üniversiteli Yıllar

Ensar Vakıf Tunceli Şube Başkanının Tunceli Milli Eğitim Müdürü'nü ziyareti
Ensar Vakıf Tunceli Şube Başkanının Tunceli Milli Eğitim Müdürü’nü ziyareti

2000’li yıllara gelindiğinde ise, bütün bunlara bir de, Munzur Gözeleri’nde yapılan Kirvem Mehmetçik törenleri eklenir. Böylelikle Dersim inancında çok değerli bir yeri olan kirvelik kurumu, aslında yerle bir edilir bu törenler eliyle. İçimizi sızlatan ise, o dönemin Dersimli bazı siyaset adamlarını, günümüzde Dersim adına siyaset yapan kimi kişileri de bu törenlerde görmemizdir ve bu kişiler eliyle bu törenlerin organize edilmesidir.

2008 yılında Tunceli Üniversitesi kuruldu. Aslında kurulur kurulmaz, üniversitenin bu kentte neler yapacağı az çok belli oluyordu. İktidarın borozanlığını yapacaktı ve misyonerlik faaliyetlerinde bulunacaktı… Resmi olarak adı üniversiteydi fakat yapacağı iş başkaydı, hedefi başkaydı…  Kurulduğunda, o dönem yapılan açıklamalara bakılırsa Gülen Cemaati’nin kontrolündeydi, bugün ise başka tarikatların, cemaatlerin kontrolü altında…

Üniversite, 4 Şubat 2016 günü bir senato kararı gereğince Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Enstitüsü kurmayı kararlaştırır. Senato kararında bu enstitünün kurulma gerekçesi anlatılırken, yazılanlar tam bir rezalettir. Çünkü bu rapordan anlaşıldığı üzere, bu enstitü bilimsel araştırmalardan ziyade belli bir siyasi misyonu yüklenecekti. Alevilik-Bektaşilik tekçi ve katı bir biçimde tanımlanarak tamamen İslam dini içinde, sınırları net bir biçimde çizilmişti ve bu tanıma katılmayan, uymayan her türlü anlayış ise “dejenere”, “ideolojik”, “ülkemize karşıt”, “birliğimizi ve beraberliğimizi tehdit eden düşünce ve girişim” şeklinde tanımlanmaktaydı.

Bu haliyle bu senato kararı aslında Osmanlı’nın Dersim’e yönelik tarihsel “izale-i vahşet”, “tashih-i itikad” ve “tasfiye-i Ezhan” siyasetinin bir devamıydı.

Bu enstitünün başına getirilecek kişi de bulunmuştu: Coşkun Kökel isimli bir akademisyendi bu. Hakkında birçok iddia vardı. Bu iddialar kentte dolaşmasına karşın, hakkında her hangi bir işlem yapılmadı. Özellikle Cemevi, bu zatın arkasında durdu. Kendisi bir Bolulu olmasına karşın ve Alevi olmamasına karşın, Cemevi Başkanı onu “akrabası” olarak tanıttı hep.  Coşkun Kökel, kendisini “Müslüman gençleri ötekileştirip gruplaştırmadan birlik olmayı hedefleyenlerin cemiyeti” olarak tarif eden ve örneğin “Büyük Doğu Düşüncesi ve Necip Fazıl Kısakürek’in Eserlerinde İdeal Türk Gençliğinin Nitelikleri” konulu bir etkinlik de yapan Birlik Vakfı’nın Elazığ’da düzenlediği bazı etkinliklere, Tunceli Üniversitesi’nden bazı kişilerle birlikte gidip gelmekteydi.

Üniversitenin rektörü Ubeyde İpek, Alevilik Bektaşilik Araştırmaları Enstitüsü’nün başına getirdiği Yrd. Doç. Dr. Coşkun Kökel ile 18 Aralık 2015 günü Ordu’da bir televizyon kanalına konuk olurlar. İpek, burada enstitüyü neden kurduklarını anlatırken söyledikleri, kendisinden 30-35 yıl önce gelen vali Kenan Güven’in söylediklerine benziyordu. Şöyle diyordu Ubeyde İpek:

“… kendisini Alevi hisseden ama Alevilikten uzaklaşmış insanların olduğunu görüyorsunuz. Benim izlenimim şu. Tabii ki bir boşluk oluşmuş. Alevilikle ilgili bir şekilde bir toplum bir şekilde inancından şöyle veya böyle uzaklaşmış. Uzaklaşınca bu sefer başkaları o alanı doldurmuş. (…) Ama devletimiz bu son zamanlarda gerçekten Tunceli deyince çok hevesli bir şekilde çalışıyor. Alevilikle ilgili her projemize destek olunuyor, biz bunun rahatlığı içindeyiz.”

Üniversitenin Destekçisi Cemevi

Munzur Üniversitesi akademisyeni Tahsin Hazırbulan'ın Sivas Nizam Derneğini ziyareti
Munzur Üniversitesi akademisyeni Tahsin Hazırbulan’ın Sivas Nizam Derneğini ziyareti

Munzur Üniversitesi’nin en büyük destekçisi kuşkusuz ki merkezde bulunan Cemevi yönetimidir. Bu yönetim, sonradan ortaya çıktı ki aslında her sene Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığla Türkiye dışına irşad çalışmalarını organize etmekte, buraya “dede” göndermekte, “gönderilecek dede” önermekteydi.  Masrafları Diyanet İşleri Başkanlığı’nın karşıladığı iddia edilmekte ama başka bir iddia daha vardı. O da, giden bazı “dedeler”den, yurt dışına gönderildikleri için bazı kişilerce para alındığı ya da Diyanet’in ödediği paradan pay alındığı iddiasıydı.

Cemevi Başkanının bir dedeyi başbakana ihbar etmesi de yine bu tarihlere denk gelmekteydi. Cemevi Başkanı, “kendisinin Anadolu’yu Türkleştiren bir soydan geldiğini” söylemekte, bütün gücüyle hükümetin yanında olduğunun altını görünür şekilde çizmekteydi. Oysa Cemevi Başkanı, Dersim’de Sarı Saltık gibi önemli bir Alevi ocağının da mensubuydu. Şikayet ettiği kişi de kendi piriydi, yani Ağuçan ocağı mensubuydu. İşte gri pasaportlu bu ‘’dede’’ Alevi Ocak Dedeleri tarafından da düşkün ilan edilmişti.

Munzur Üniversitesi’nde Çalışıp Tarikatları Örgütleyenler

Birkaç örnek vermek isterim.

Birlik Vakfı’nın önceki Tunceli Şube Başkanı Elazığlı Ahmet Zülfü Türkoğlu idi. Rektör Ubeyde İpek’in de danışmanıydı o dönem. Birlikte bir hayli ziyaretleri var. Birkaç yıl önce hakkında çıkan bazı taciz iddiaları yüzünden, başkanlıktan ayrılmak zorunda kaldı. Yerine, yine Munzur Üniversitesi’nden bir başka akademisyen, Bülent Kar getirildi.

Birlik Vakfı’ndan sonra Dersim’e yerleşen Ensar Vakfı’nın Tunceli şubesinin başkanı da yine Munzur Üniversitesinden biriydi: Hikmet Esen. Esen, Mühindislik Fakültesi Dekan Vekiliydi ve Rektör Ubeyde İpek’in de yardımcısıydı.

İlginçtir, görünürde herhangi bir vakıf olan Ensar Vakfı’nın bir şube başkanı, Dersim’de, neredeyse bütün devlet kurumlarını gezip çalışmalar hakkında bilgi alabiliyor.

Örneğin Hikmet Esen ve beraberindeki Ensar Vakfı heyeti İl Milli Eğitim Müdürü Gürsel Ekmekçi’yi ziyaret edip istişareler yapabiliyor.

Yine Ensar Vakfı Başkanı ve Munzur Üniversitesi Rektör Yardımcısı Hikmet Esen, Tunceli Müftüsü Şevket Dilmaç’ı, Tunceli Gençlik ve Spor İl Müdürü Feyzi Aytar’ı ziyaret edip çalışmalar hakkında karşılıklı olarak birbirlerinden görüş alıp verebiliyorlar.

Munzur Üniversitesinde sadece bazı tarikatların ve cemaatlerin örgütlenmesinde açık bir biçimde yer alanlar bulunmuyor. Örneğin üniversitenin bazı akademisyenleri, yine bazı vakıflarda konuşmalar yapıyor, bilgilendirmelerde bulunuyor.

İşte bunlardan biri de Tahsin Hazırbulan’dır. Tahsin Hazırbulan Munzur Üniversitesi öğretim görevlisidir. 29 Ocak 2019 tarihinde, Dersim’den kalkıp Sivas’taki Nizam Derneği Sivas İl Temsilciliğine gidiyor ve burada Erbakan Vakfı Salı Toplantılarına katılıp “Erbakan ve Yeni Bir Dünya Fikri: Müslüman Topluluklar Birliği” konusunda konuşma yapıyor.

Aynı Tahsin Hazırbulan, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinin 556. Yıldönümünde bu kez Erzurum’da karşımıza çıkıyor. Burada Üniversite Komisyonu Başkanı Tahsin Hazırbulan, yaptığı basın açıklamasında İstanbul’un fethinin Türk-İslam medeniyetinde önemli bir yere sahip olduğunu özellikle belirtiyor.

Üniversitede kurulan Alevilik-Bektaşilik Araştırma ve Uygulama Merkezi’nden ve onun başına getirilen kişiden de yukarıda zaten söz etmiştim…

Tarikat ya da cemaat yapılanmasındaki birçok ismin Munzur Üniversitesinden çıkması bir tesadüf olamaz. Çok açıktır ki Munzur Üniversitesi bünyesinde bulunan kimileri bir misyoner gibi çalışmaktadır. Üniversite yönetimi, olanları görmezden gelmekte, hatta çalışmaları teşvik etmektedir. Bu anlamıyla üniversitenin Dersim’e verdiği hiçbir şey yoktur, tersine götürdüğü, götüreceği çok şey vardır.

Misyonerlik, her hangi bir dini öğretiyi yayma faaliyetidir. Bu amaç doğrultusunda; başka inanca mensup insanları, toplulukları kendi dini öğretilerine ikna etmeye çalışan, çaba harcayan, bu öğretiye çekme amacı güden kişilere de misyoner deniyor. 2008 yılında Tunceli Üniversitesi adıyla kurulan, daha sonraki yıllarda ise adını Munzur Üniversitesi olarak değiştiren, böylelikle Dersim’de Aleviler içerisinde kutsal Munzur ismini kullanarak kendine yer edinebileceğini sanan Munzur Üniversitesi, bilimsel çalışmalar yapmak yerine farklı bir yola girmiştir.

Dersim Araştırmaları Merkezi’nin de (DAM), açıkladığı gibi Dersim’de bulunan cemaat ve tarikat dernekleri şunlardır:

Munzur Eğitim ve Kültüre Hizmet Derneği (Süleymancıların), Ehlibeyt Sevenler Eğitim Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Derneği (Menzil Tarikatı), Ensar Vakfı Tunceli Şubesi, Birlik Vakfı Tunceli şubesi, İlim Yayma Cemiyeti Tunceli Şubesi, Tügva Tunceli Temsilciliği ve Milli Beka Hareketi Derneği.

Bu dernekler Dersim’de bazı ticari işletmeler de açarak örgütlenmektedirler.

Yukarıdaki derneklere, Dersimli olduğunu söyleyenlerce kurulan ve fakat yine Dersim inancıyla bir ilgisi olmayan, Dersim inancına Munzur Üniversitesi’nin yaklaştığı biçimde yaklaşan, birlikte çalışan, onlardan bir farkı olmayan dernekleri eklemeyi de unutmamak gerekiyor. Örneğin Tunceli İnanç Yerlerini Koruma ve Geliştirme Derneği gibi, örneğin merkezdeki Cemevi’ni de elinde bulunduran Tunceli Hacı Bektaşı Veli Kültürünü Yayma ve Yardımlaşma Derneği gibi… Benzer şekilde çalışan ilçelerdeki bazı dernekleri de yine unutmamak gerekiyor.

Etiketler

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı