Güncel

DEVLET-MAFYA-SİYASET

Av. Gürsel Meriç yazdı:

Dünyanın en ünlü mafya lideri Kolombiyalı Pablo Escobar olmalı. Kitaplara, filmlere konu oldu, oluyor da hala. Çok can yakmıştı ama yoksullara da yardım eden ilginç bir karakterdi. Uyuşturucu baronu ve kartel haline gelmişti. Kokain kralı olarak nam salmıştı. 1993’te öldürüldü ve cenaze törenine 25 bin kişi katıldı. Çok parası vardı. Dünyanın 7. zengini idi. Öldüğünde servetinin yaklaşık 30 milyar dolar olduğu illeri sürülmüştü. Parasını kullanarak, uyuşturucu vb yasadışı işlerden kazanç sağladığını gizliyordu. Elbette en büyük kozu bol bol dağıttığı rüşvetlerdi. Rüşvet ile gücünü tahkim ediyor, devlet ve siyasette etkinliğini kuruyor ve koruyordu. Bu gelenek tüm mafya organizasyonlarında hala kullanılmaktadır. Türkiye yakın zamanda Reza Zarrab’ın başta bakanlar olmak üzere hükümet içinde nasıl rüşvet dağıttığını ibretle izledi. “Halkbank Davası” olarak bilinen dava hala ABD’de sürüyor ve AKP’li üst düzey yöneticileri tehdit ediyor.

Mafya; İtalyanca ‘’delitto de Mafia’’ olarak ifade edilir. Bu isim ilk kez Sicilya’ya gelen Napoli Kralı IV. Ferdinand, Fransız Devrimi’nden sonra olası bir Fransız işgaline karşı savaş çağrısından esinlenerek kullanılmıştı. İtalya polis kayıtlarına 1865 yılında geçmiş. Daha sonra İtalya Ceza Yasası ve Oxford Sözlüğe geçip, uluslararası literatüre de girmişti.

Mafyanın temel etmenlerinden biri güçtür. Bu güç çoğunlukla silahlı insanlardan oluşsa da bazen de devlet bürokrasisi içinde yer alan kişilerin hamiliği de güç olarak kullanılabilmektedir. Ama her koşulda yasadışı mal ve hizmet üretimi yapmak zorundadır. Bu üretim biçimi onun varlık nedenidir aynı zamanda. Onun için “gangster kapitalizmi”, “haydut kapitalizmi” olarak da ifade edilmektedir.

Türkiye’de mafya daha çok 12 Eylül 1980 askeri darbesi ve akabinde gelen Turgut Özal hükümetlerinin uyguladığı neoliberal ekonomik politikanın yarattığı toplumsal, siyasal düzen içinde palazlanmış ve kurumsallaşmaya başlamıştır. 1980 öncesi de elbette “kabadayı” vb isimler altında faaliyet sürdüren suç yapılanmaları mevcut ancak Özallı yıllardan sonra uluslararası boyut kazanacaktır. Keza Türkiye her yönü ile dışa açılıyordu.

Abdullah Çatlı gibi “özel” aparatları saymazsak, daha çok Ülkücülerin başını çektiği çek-senet mafyası, gelişen kentleşmeyle birlikte ‘otopark mafyası’ , “gecekondu mafyası” sıfatını da kazanıp, oradan da iç savaşın yarattığı puslu iklimden nemalanan paramiliter yapılar içinde, vatan savunması altında çok sayıda yasadışı yapılanmaya ulaşacaktı.

Bu yıllarda tohumları atılan devlet-siyaset-mafya yapılanması 1990’lı yıllarda toplumda şok etkisi yaratacak faaliyetlerle gündem olmuştu.

PKK ile sürdürülen düşük yoğunluklu iç savaşın yarattığı yasal boşluklardan ‘’Benim memurum işini bilir’’ anlayışı ile hareket eden kimi askeri personelin de karıştığı “çete” oluşumları bu yıllarda daha belirgin olacaktı. Örneğin panzerler ile uyuşturucu taşıyan “Yüksekova Çetesi” hafızalarda tazeliğini korumaktadır. Yine bu süreçte uyuşturucu ve tarihi eser kaçakçılığı yapan “Kürt mafyası” ile ilişkilenecek olan bu “vatan evlatları”, aynı unsurlarla uluslararası uyuşturucu trafiğini de yöneteceklerdi. Ünlü uyuşturucu kaçakçısı Hüseyin Baybaşin, Mehmet Ağar’ın  bizzat kendisine sahtepasaport yaptırdığını’ itiraf edecekti.

Türkiye, pandemi, ekonomi ve siyasi kriz ile baş etmeye çalışırken yeni bir devlet, siyaset, mafya üçgeni toplumun gündemine oturdu. Halk her sabah Netfilix dizisi izler gibi suç örgütü lideri olarak tanınan Sedat Peker’in ifşalarını büyük bir heyecan ile izliyor artık.

Sedat Peker’in 2 Mayıs 2021 tarihinden bu yana yayınladığı ve dizi film gibi bir sonraki video kaydı, kamuoyunda merakla beklenen; sistem içi, ekonomik ve siyasi çatışmaların delili olarak sunulan; cinayet, el koyma, gazete baskını, gazeteci dövdürme, milletvekili dövdürme, uyuşturucu ticareti, ‘çökme’ gibi hususlar içeren açıklamalar üzerine, kamuoyunda aydınlar, siyasetçiler, gazeteciler nezdinde yaygın olarak tekrar 1990’lı yıllarda Susurluk’ da meydana gelen trafik kazası ile ifşa olan devlet-siyaset-mafya üçgeninde yaşananları tekrar gündeme getirmiş ve kamuoyu mevcut ifşayı, “1990’lı yıllara dönüş”, “yeni Susurluk” şeklinde yorumlayarak yoğun tartışmalar başlamış durumda.

Videoların açıklanmasına neden olan olay, her ne kadar kişisel gibi görünse de görünmeyen neden sistem içi, ekonomik ve siyasi çatışma, iktidar alanı paylaşımı olduğu açıktır. Çatışan güçler, illegal şekilde elde edilen ekonomik gücü siyasi güç ile devam etmek için kendi içlerinde gelinen aşamada çarpışma yaşamaktadırlar. Kimse dışlanmak istememektedir. Dışlanmayı kendilerine haksızlık saymaktadırlar. Çünkü aralarındaki ilişki sevgi ilişkisi değil, ekonomik ve siyasi güç, iktidar ilişkisidir.

Her ne kadar yaşanan bir iç güç çatışması ise de bu demek değildir ki; ifşa olan olayların görmezden gelinmesi ve üzerinde durulmaması anlamı da çıkmamalıdır. Her ifşa olan olayının üzerinde titizlikle durulmalı ve kamuoyuna olması gerektiği gibi yansıtılmalı ve bu güçler teşhir edilmelidir.

Peki, video kayıtları ile ortaya çıkan bu açıklamalar dikkate alındığında; 1990’lı yıllara tekrar bir dönüş mü yaşanıyor? Yeni bir Susurluk’la mı karşı karşıyayız? Ya da bitmeyen bir Susurluk mu bu olanlar? Soruları çoğaltmak mümkün. Bir olayın, durumun ortadan kalkması için anılan olay ve duruma neden olan sosyal veya siyasal sürecin bitmesine bağlıdır. Sürecin bitmesi ise anılan olay veya durumun ortadan kalkması ile mümkündür. Bu mümkünat ise ancak olayın, durumun doğuşuna neden olan sosyal ve siyasal nedenlerin ortadan kalkmasına bağlıdır.

Susurluk sürecinde ortaya çıkan ve devlet-siyaset-mafya bütünleşmesine neden olan sosyal, siyasal süreç ise Kürt Sorunun varlığına bağlı olarak, şiddeti temel alan Kürt Siyasi hareketinin güçlenmesi ve diğer sol hareketlerinin kıpırdanmaya başlaması ile 1980 darbesinde sonra boy vermeye başlayan demokratik hak mücadelesidir. Anılan demokratik hak mücadelelerinin önünün kesilmesi için 1990’li yıllarda yaygın uygulama haline gelen hukuksuzluk, hukuk dışılık, cezasızlık, yargısız infaz, köy boşaltmaları gibi keyfilik içeren uygulamaları devlet-siyaset-mafya bileşenlerinin yeniden oluşmasına ve bunlar elli ile anılan yöntemler ile engellenmeye çalışılmıştır. Bu sürecin bitmesi demek olan; cezasızlık, koruyuculuk gibi hukuk dışı uygulamaların bitmesi ile olabilirdi.

Kamuoyunda video ifşaatlarını “1990’lı yıllara dönüş” , “ Yeni Susurluk” sürecine indirgenmesi eksiklik ve sona ermeyen bir durumun sona ermesi gibi bir algıya neden olur ki, bu da yanlıştır.

Devlet-Mafya-Siyaset bileşimi 1990 da başlamamış ve Susurluk süreci ile de sona ermemiştir. 1990’lı yıllardaki nedenler ve oluşum bellidir. Keza anılan oluşum farklı bir nitelikte 1990’lı yıllardan önce de vardı. Bu şartlarda yarın da olacaktır. İfşa olan ise, iç ekonomik ve siyasi güç çatışmasıdır.

Devlet-Mafya-Siyaset bileşimini basit anlamda bir hukuk dışılık olarak nitelersek; devletin doğuşu ve gelişimi ile birlikte her dönem farklı nitelikte bu bileşenler olmuştur. Soğuk savaş yıllarında bu yapılanmalar Komünizmin gelişmesinin ve diğer ülkelere yayılmasının engellenmesi için NATO ülkelerinde oluşturulan GLADYO yapılanmalarıdır. Türkiye’de başta “Maraş katliamı” olmak üzere birçok tertip yapılmış ve sonuç olarak, solun koordine ettiği toplumsal muhalefetin önü 12 Eylül Askeri Darbesi ile kesilmişti. Bu oluşumlar her ne kadar Soğuk Savaş yıllarının sona ermesi ile birlikte, NATO üyesi ülkelerin bir kısmında Gladyo yapılanmaları çözülmüş ise de mutlak sona ermesi söz konusu değildir.

Dolayısıyla bu gün tekrar ifşa olduğu belirtilen devlet-siyaset-mafya ilişkisi ne 1980’den sonra filizlenip, 1990 da yükselmiş, ne de Susurluk Kazasında sona ermiştir. Aksine hala devam etmektedir. Devlet-siyaset-mafya ilişkisinin bir başka tabirle hukuk dışılığın sona ermesi ancak devlet-siyaset- mafya bileşiminin şartlarının ortadan kalkması ile ancak mümkündür. Ülkede antidemokratik uygulamalar, ekonomik sorunlar, Kürt sorunu, demokratik ve hak ve özgürlükler sorunu olduğundan, hali ile bunlara karşı bir muhalefet gelişmekte ve bu muhalefeti sindirme amaçlı olarak Devlet-Mafya-Siyaset bileşimi canlılığını korumaktadır. Yani her dönemin sosyal ve siyasal tehdit(!) algısına göre bu yapılanmalar, kendilerine göre sistemi tehdit(!) unsurları ortadan kaldırma amaçlı olarak görev yaptıkları inancı ile hareket ederek oluşmakta(bu şekilde kendilerine meşruluk(!) alanı yaratmakta) ve tarihsel varlıklarını sürdürmektedirler. Bu amaç çerçevesinde kendilerine her şeyi mubah görmektedirler. Amaç, tehditti (!) bertaraf etme gibi bir durum olunca, kayıt dışılık temel ilkesi ana ilkeleri olmaktadır. Bu yapılanmada kayıt dışılık her anlamada ekonomik güce , ranta dönüşmekte ve paylaşım zorlaşmakta, paylaşımdaki pay oranı süreç içinde iç çatışma ve birbirine elemeye neden olmaktadır. Bu bileşenlerin her bir parçası kendi içinde ekonomik güç ve iktidar olma gücü yaratır. Ancak sistemin bileşimi iki gücü kaldırmaz ve doğal olarak bir güç egemen olmaya başlar, elenen ya da elenmeye başlayan güç ise “vardım”, “var olacağım” düşüncesi ile egemen güce savaş açar ve ifşaatlar bu şekilde olur. Bu günde olan budur.

Etiketler

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı