Ekoloji

Dersim’de Doğa Tahribatı ve Hazırcılığın Toplumsal Sonuçları

SABRİ ASLAN

1990’lardan itibaren uygulanan politikalar, Dersim’de üretim kültürünü zayıflatırken doğayla kurulan kadim ilişkiyi de derinden sarstı. Bugün hem toplumsal yaşamda hem de doğal ekosistemde yaşanan tahribat, yıllara yayılan bu dönüşümün ağır sonuçlarını ortaya koyuyor.

Bugün Dersim’de görülen hazıra konma, üretmeden varlık sahibi olma, kolay para kazanma ve bir nevi asalak yaşam biçimi, 1990’lardan bu yana bölgede ilmik ilmik örülen politikaların sonucudur. Bunu daha net açıklayacak olursak; 1990’lardan önce bölge halkı gücünü üretimden alıyordu. Hayvancılık, arıcılık, tarım ve meyvecilik başlıca geçim kaynaklarıydı. Köylerde, ilçelerde ve Dersim merkezinde her aile mutlaka aktif biçimde üretime katılıyordu. İnsanların büyük çoğunluğu kamu kurumlarından ya da benzeri yapılardan herhangi bir destek almıyordu.

Toplum içinde “pars” toplayan belli kişiler vardı. Aslında herkes onları tanır ve değer verirdi. Çünkü bu insanlar misafir oldukları evlerde becerilerine göre işler yaparlardı; kurşi örer, el aletlerine sap takar, kar küreği yapar, yün eğirir, hiram açarlardı. Ayrıca hoş sohbet insanlardı. İnsanlar etraflarında toplanır, onları can kulağıyla dinlerdi. Gezici oldukları için bir bakıma küçük çaplı seyyahlardı. Gittikleri her evden kendilerine bir şeyler verilirdi; ancak bu yardımlar asla dile getirilmezdi.

1990’larla birlikte köyler yakıldı ve boşaltıldı. Ambargolar uygulandı. İnsanlar ya göç etti ya da ilçe merkezlerine ve Dersim merkeze taşındı. Üretim tamamen durdu. Tam da bu süreçte devlet, “tarım desteği” adı altında insanlara bir nevi haraç dağıttı. Sistem şöyle işliyordu: Arazi tapusunu ya da muhtardan alınmış imzalı arazi beyanını götüren kişilere dönüm başına ciddi miktarlarda ödeme yapılıyordu. Tek şart tapu veya muhtar onaylı belgeydi. Fiiliyatta ne ekildiğinin ya da ne biçildiğinin hiçbir önemi yoktu. Zaten ekip biçseniz bile ürünün pazarı yoktu. Bu nedenle insanlar hazıra ve kolaycılığa yöneldi. Neredeyse bütün araziler işlenmez hâle geldi. Hayvancılık ve arıcılık ise büyük ölçüde yok oldu.

Bu durum yaklaşık 10-15 yıl sürdü. Devletin verdiği tarım destekleri birçok aileyi tamamen geçindirmese de ekonomik olarak rahatlattı. Ancak bu süreç, insanları hem üretim arayışından uzaklaştırdı hem de hazırcılığa alıştırdı. Devlet son on yıldır bu destekleme politikasından büyük ölçüde vazgeçti. Kamu kurumlarından yardım almaya alışmış insanlar ise ya yeni yardım arayışlarına yöneldi ya da kolay para kazanmanın başka yollarını aramaya başladı.

Tam da bu süreçte bazı kişiler, doğada kendiliğinden yetişen bitkilerin parasal değerini keşfetti. Bunların başlıcaları; sarımsak (şiri koy), ışkın (rıbes), aygülü (gulıngı/savılı), kiriş (gulık), kenger, salep soğanı, sumak ve hatta ters laledir. Bu saydığım ve sayamadığım birçok bitki kökünden sökülerek, üstelik zamanı gelmeden toplanarak büyük bir tahribata uğratıldı.

Somut bir örnek verecek olursak; Ovacık ilçesinde ilk ışkınlar (rıbes), Elbaba Köyü civarında çıkardı. Tarların hemen bitişiğinden başlayıp Munzur Dağları’nın neredeyse zirvesine, yani Kırkmerdivenler’e kadar uzanırdı. Nedense en lezzetli ışkınlar da bu bölgede yetişirdi. Bugün ise neredeyse ilaç niyetine arasanız bulamazsınız.

Xawaçur’da ise vadinin başlangıcından İliç ve Eğin (Kemaliye) sınırına kadar yukarıda saydığım tüm bitkiler doğanın ve yaşamın ayrılmaz parçalarıydı. Geçmiş zaman kullanıyorum; çünkü bugün bu bitkiler bazı alanlarda tamamen yok edilmiş durumda. Özellikle aygülü (gulıngı/savılı) çiçek açtığında dereler ve yaylalar rengârenk olurdu. Kırmızının tonları doğaya hâkim olur, bal arılarının ve yabani arıların sesiyle küçük kuşların yuvaları bu güzelliği tamamladı.

Tahribat yalnızca bitkilerle sınırlı kalmadı. Baharın gelişiyle birlikte hayvanlar ürer ve yumurtlar. Ancak bu aylarda doğa, insan denen zalimin istilasına uğruyor. Haftalık yoğunluk düşünüldüğünde, abartısız şekilde neredeyse iki metrekareye bir insan düşüyor. Öyle ki insanların basmadığı tek bir toprak ya da kaya parçası kalmıyor.

Bu doğa istilası sonucunda avcı kuşlar artık bölgede yuva kurmuyor ve uzun süre kalmıyor. Yavrulu memeli hayvanlar aşağılara inemiyor. Üstelik Munzur Dağları’nın yüksek kesimleri o dönem hâlâ kar altında olduğu için beslenme sorunları da yaşanıyor. İnsanların bulunduğu alanlarda yaşayamayan porsuklar ise büyük ölçüde kaybolmuş durumda. Vahşice koparılan bitkilerin arasında, üstünde ya da dibinde yuva kuran küçük kuşlar ve sürüngenler de ciddi tehdit altındadır.

Daha da vahimi, bazı kişiler hayvan yumurtalarını topluyor. Özellikle bıldırcın ve keklik yumurtaları yoğun şekilde toplanıyor. Endemik türlerden biri olan Munzur Dağları’nın urkekliği (zerecıhind) ise artık yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Eskiden Dersimliler bu bitkileri toplarken kökünden koparmazdı. Bir bölgede az yetişmişse ona hiç dokunulmazdı. İnsanlar yalnızca günlük ihtiyaçları kadar toplardı. Üstelik bu durum süreklilik de arz etmezdi. Örneğin bir yerde on bitki varsa en fazla üçü alınırdı. Yabani hayvanları öldürmek ya da yumurtalarını almak ise büyük günah sayılırdı. Bir yabani hayvanın yuvası varsa o bölgeye gidilmezdi. Kuş yuvası başakların arasındaysa o başaklar biçilmezdi.

Bugün belki Dersim’de avcılık eskiye göre azalmış olabilir; ancak yabani yaşam üzerindeki tehdit ve yok oluş çok daha büyük boyutlara ulaşmış durumda.

Xawaçurlular, bu doğal yaşam tahribatını fark ettikleri günden beri doğa nöbeti çadırı kuruyor. Ancak bunu tek başlarına engellemeleri mümkün olmuyor. Bu yıl da 24 Mayıs 2026 tarihinde saat 13.00’te Xawaçur Vadi Girişi’nde çadır nöbeti başlatıyoruz. Haziran ayının sonuna kadar nöbeti sürdürmeyi hedefliyoruz.

Duyarlı kurumları ve vicdan sahibi herkesi bu doğal yaşamın yok oluşuna karşı birlikte ses çıkarmaya çağırıyoruz. Çocuklarımıza bırakılan bu emaneti hakkıyla koruyalım.

Dersim Gazetesi

Recent Posts

Özel’den kapalı grup toplantısı sonrası açıklama: Grup toplantılarına başkanlık edeceğim

Mahkemenin mutlak butlan kararıyla CHP Genel Başkanlığı görevinden alınan Özgür Özel, Genel Merkez’de gerçekleştirilen kapalı…

42 dakika ago

Gülistan Doku soruşturması: Umut Altaş ABD’de gözaltına alındı

Gülistan Doku soruşturmasında hakkında kırmızı bülten çıkartılan firari şüpheli Umut Altaş, ABD güvenlik makamları tarafından…

42 dakika ago

Sakîna Têyna’nın yeni albümünün ilk şarkısı yayınlandı: Sûret

Kürt müziğinin özgün kadın seslerinden Sakîna Têyna’nın yeni albümü “Sûret’in ilk şarkısı yayınlandı. Albümle aynı…

42 dakika ago

DEM Parti Sözcüsü Doğan: ‘Mutlak butlan’ kararı süreci gölgelemeye dönük bir adım

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, ‘tedbirli mutlak butlan’ kararın süreci gölgelemeye dönük bir adım olduğunu…

43 dakika ago

Pervin Buldan: Barışı adaleti gerçekleştirerek sağlayabiliriz

Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve sorumluların yargılanması için Cumartesi Anneleri, 1104’üncü haftada da Galatasaray…

43 dakika ago

İmralı Heyeti 24 Mayıs’ta Abdullah Öcalan ile görüşecek

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Grup Başkanvekili ve Mûş Milletvekili Sezai Temelli, İmralı…

45 dakika ago