100 Yıllık Cumhuriyet’in Kısa Bir Masalı

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

 

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde halbur saman içinde, develer pire iken, pireler berber iken. Dedem beni beşiğimde tıngır-mıngır sallar iken. Az gittik uz gittik, dere tepe düz gitmeden, bir de baktık ki; Bir imparatorluk yıkılmış, yerine Cumhuriyet kurulmuş! Şimdi hep beraber bakalım da görelim, bu 100 yıllık Cumhuriyet’te neleeer de neeler olmuş!?

Hilafet için savaştıklarını söyleyen Osmanlının General Jön Türkleri; Cumhuriyeti kurup Osmanlı halifesini, ailesiyle birlikte sürgüne gönderdiler!

Başlarda (1919) “Emperyalizme karşı savaştıklarını” dillendirdiler. Düze çıkınca İzmir İktisat Kongresiyle (1923), genç Cumhuriyetin ekonomisini Emperyalizmin tekeline sundular.

Osmanlının fetva makamı olan Şeyhülislam kurumunu, 1924 te lağvedip, yerine bugünkü Diyanet İşleri başkanlığını kurup, Müslüman Hanefilerin emrine verdiler.

Yerli ve milli Türk-İslam Laikliğini (1924) usulüne uygun bir şekilde Alevilere müjdelediler. Yıllar boyunca bu kesimleri, sürekli bir birbirilerine hep vuruşturdular. Ancak daha çok Alevileri, el birliğiyle türlü kıyımlardan geçirdiler.

İşe başlarken 1919 da, Hacı Bektaş Veli Dergahının yardımını aldılar. 1924 yılına gelindiğinde dergâhı kapatıp, mal varlığına el koydular. Buna karşın; Konya’daki Mevlevi dergahına hafiften dokunup, dergahı kurumsal bir müzeye çevirdiler.

“Türkçülüğün Esaslarını” Bektaşi-Kürt Ziya Gökalp’e (1876-1924) yazdırdılar. Gökalp’i, İstanbul’daki Fransız hastanesinde başucundaki haç’la ve 18 yaşından beri kafasında taşıdığı intihar kurşunuyla ölüme terk ettiler.

Ermeni Agop Martayan’a (1895-1979), M. Kemal tarafından “Dilaçar” soyadını verdiler. Onu, Türk Dil Kurumu’nun ilk genel sekreteri yaptılar. Yetmezmiş gibi günümüz Türkçesine Onun sayesinde kavuştular. 1935 deki soyadı kanunuyla M. Kemal’e “Atatürk” soyadına Ermeni Agop Dilaçar sayesinde kavuştular. Belki de bundandır; kendilerinden olan Agopları hep sevdiler, soydaşları olan Hay’lı Ermenileri kıyımlardan geçirdiler.

“İstiklal Marşını”, M. Akif Ersoy’a (1873-1936) yazdırdılar! Sonra Ku’ran’ı Kerim’i  Türkçe ’ye çevirmediği için Onu, taa Mısır’a sürgüne zorladılar.

Anzavur-Çerkez ayaklanmalarını (1919-1921) soydaşları olan Çerkez Ethem’e (1886-1948) ezdirip bastırtırdılar! Sonra Çerkez ve yakın arkadaşlarını “vatan haini” ilan ettiler. Bu zevâttan bazıları ipten kurtulmak için Ürdün’e sığındılar ve Amman’da zorunlu sürgünde perişan hallerde öldüler.

Paris’te siyasal bilgileri okuyan ve Rusya’da Komünist parti çalışmalarını yürüten Laz Mustafa Suphi’yi (1883-1921), Kemalist kadrolar Ankara’ya çağırdılar. Yine soydaşı olan Laz kayıkçılar kâhyası Yahya Kaptan’a, 38 yaşındayken Karadeniz açıklarında hunharca boğdurttular! Suphi’nin Rus asıllı eşini de, katili Yahya’ya  hediye verdiler.

İlk Türkiye Komünist Partisini (1920-1921), hiç aklınıza gelir miydi ki; Dersim soykırımcılarından Bulgar göçmeni Celal Bayar’a (1934-1986), kurdurttular! M. Kemal’in kız kardeşini bile bu partiye üye yaptılar. Sovyetlerden yardımı kaptıktan 3 ay sonra da elitlerin partisi olan bu Türkiye Komünist Partisini kapattılar.

İsmet İnönü’yü istifaya zorlayıp, Dersim soykırımını (1938) Bayar’a yaptırdılar! Daha sonraları Cumhurbaşkanı Bayar’ı, idamla (1961) yargıladılar. Séy Rıza’nın (1862-1937) yaşını küçültüp, oğlunun yaşını büyüterek (!) asarlarken (15 Kasım 1937), yaş haddini bahane ederek, Bayar’ı ipten aldılar!

Dersimli Hasan Hayri (Kangozâde) Bey’i (1881-1925), Lozan oyunları için 1. Mecliste, Kürt kıyafetleriyle konuşturdular! Daha sonra “Kürtçe konuştuğu, Kürt kıyafetleri giydiği, Şıx Said’e (1865-1925) destek verdiği ve dolayısıyla Kürtçülük yaptığı?” gerekçesiyle, 1925 yılında o güzel insanı idam ettiler.

Diyap Yıldırım‘ı (Diyap Ağa 1852-1932), I. TBMM‘sinde Dersim milletvekili (1920-23) yaptılar. Yaylı arabalarda, birlikte resim çektirdiler. Ankara’da işi bitince; harcırahını (maaş), emekliliğini vermeyip, “Kürtçülük“ ve 1925’de Şeyh Said’e yardım ettiği suçlamasıyla, önce Diyarbakır’a, sona Sivas Divriği’ye sürgüne yolladılar.

Ermeni Matild Manukyan (1914-2001) ailesine, İstanbul’daki Genelevleri açtırdılar! Onu, yıllarca vergi rekortmeni yaptılar. Manukya’nın binalarını İstanbul’da “Adliye Saraylarına” çevirip, Türkiye Cumhuriyeti Adaletini içinde kiracı tuttular.

Trabzon Mebusu Laz Ali Şükrü Bey’i (1984-1923), Giresunlu soydaşı çete başı Laz Topal Osman’a (1883-1923), başkent Ankara’da kurşunlattılar! Daha sonra Koçgiri katili Topal Osman’ı da önce öldürtüp, sonra da 1. Meclisin önünde ayağından astılar.

Said-i Kurdi’yi (1878-1960) meclis kürsüsünde konuşturup (1922) alkışladılar! Sürgünlere tabi tutup, öldüğü halde yıllar sonra mezarından çıkarıp (1960), tekrar “idam” cezasını kestiler.

Türk usulüne göre; Kadınlara seçme-seçilme hakkı (1930) verdiler! Zira meclise, hep erkekleri doldurdular.

Adnan Menderes’i (1899-1961) 5 kere başbakan yaptılar, gözünün yaşına bakmadan en sonunda 1 kerede astılar.

Kıbrıs’a, Osmanlı oyunlarıyla “barış gücü” olarak (1974) girdiler! Maksat hasıl oldu ve orada devletleşmeye gittiler. Müslüman kardeş ülkeleri tarafından bile tanınmadılar. Fakat yavru vatan psikolojisiyle ezilip, her nedense bir türlü ergen (2023) olamadılar.

Kenan Evren ve silah arkadaşlarına; Atatürk ilkelerini korumak için darbe (1980) yaptırdılar! Netekim, Atatürk’ün partisi CHP yi ve onun kurduğu meclisi bile, 38 ay kapalı tuttular.

Turgut Özal’ı müsteşarlıktan Başbakanlığa, oradan da Cumhurbaşkanlığına, Çankaya’ya yolladılar. O da olmadı kariyerini yarıdan kesip, bir meçhule yolladılar.

Demirel’i, 7 kere şapkasını eline verip meclisten dışarı attılar, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın yerine, Demirel’i tek celsede Cumhurbaşkanı (1993) yaptılar.

Kürtler içinde devşirdikleri, bazı unsurları yıllarca kravatlı-silahlı korucu yaptılar ve bunları evlatlarına-akrabalarına karşı hep savaştırdılar.

Son deminde Erbakan’a başbakanlık yaptırdılar! Sonra da “zimmete para geçirdin” diye hesabına ceza kestiler. Vicdanları sızladığı için bu defa da ev hapsine yatırdılar! Suç ortağı suçlamasıyla Abdullah Gül’ü, önce başbakan ve sonrasında, yargılamadan Cumhurun başı olarak Çankaya’ya yolladılar!

Erdoğan’ı belediye başkanlığından (1994) alıp, cezaevine (1999), oradan da Baykal kanalıyla (2003) başbakanlığa getirdiler. Baykal’ı, deniz ortasında don-gömlek ortada koydular!

Kemalist Gazetecilere, Proflara, Emekli Askerlere, İşadamlarına, bilcümle Ayakçı takımına; Yıllarca “Kürt, Demokrat, solcu, Türban düşmanlığı” yaptırdılar. 2009 yıllarında, bunlar düşman statüsüne konulup, Silivri’de tutuldular.

İsterseniz, şimdilik burada bir soluklanalım. Ama unutmayalım ki; Bu masal henüz bitmedi.

Hak ile kalın!

100 Yıllık Cumhuriyet’in Kısa Bir Masalı
Giriş Yap

Dersim Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin