Anneler Gününüz pîroz be

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Milat öncesi zamanlardan günümüze dek açıklanamayan bazı göksel sırlar; asırlardan beri tek Tanrılı dinlerin kutsal metinleriyle ve sözlü anlatımlarıyla izah edilmeye çalışıldı. Fakat bütün bunların bir öncesinin olduğu,  19. yüzyılda ortaya çıkarılan arkeolojik kazılarda elde dillen buluntularla kısmen anlaşıldı. Örneğin Semah ve Yerkürenin (Herd u Asman) kozmik sırları; Sümer kaynaklı Babil’li (MÖ.18000) Ozanların, 7 adet kil tableti üzerine yazdıkları farklı versiyonlardaki çözümüyle; “Yükseklerdeyken” bir diğer çevirisiyle “Gökyüzünde” anlamına da gelen “Enuma Eliş” destanında şöyle anlatılmıştı:

“Yükseklerde Gök henüz isimlendirilmemişken,

Ve aşağıda, Dünya çağrılmamışken,

Boş ama başlangıçta mevcut olan APSU (Tanrı-Tatlı su-yaradılıştan beri var olan), 

Vücuda getiren onları

MUMMU (doğmuş olan) ve 

TİAMAT (Tuzlu su- Tanrıça-Yaşamın kızı) hepsini doğurandı O!

Birbirine karışmıştı suları

Saz bitmemişti, bataklıklar ortaya çıkmamıştı 

Tanrıların hiç biri vücuda gelmemişti

Hiç birinin adı yoktu, kaderleri belirlenmemişti; 

İşte tam ortalarında Tanrılar şekillendi. 

Absu ile Tiamat’ın Suları birbirine karıştı…. 

Tam ortalarında Tanrılar şekillendi: 

Tanrı LAHMU (Mars-Erkek, İlkel var olan) 

ve Tanrıça LAHAMU (Venüs-Kadın, İlksel var olan) doğdu; Bu adlarla çağrıldılar.“

 

Aslında yazıya geçirilen bu bilgiler, Babillerden de önce Mezopotamya’nın Paganik Arya topluluklarında var olan kadim bilgilerdi. Metindeki “suların birebirine karışımı“ metaforu, bâtıni manada Alevi inancının temel felsefesinin farklı mecazlarla dile getirilişinden başka bir şey değildi! Zira bu anlatımla “doğuma“, bir “var oluşa“ işaret edilir. Bu metin; inancımızın kurulum mitinin bir başka versiyonudur. Enume Eliş‘in ilerleyen satırları  ise bakınız şöyle akıp gider:

“Tiamat’ın başını (dünya) konumuna koyarak

Onun üzerine dağları yükseltti

Pınarları açtı, şiddetli akıntılar boşaldı. 

Gözlerinde Dicle ve Fırat’ı saldı 

Memelerinden ulu dağları biçimlendirdi. 

Kuyular için, taşınacak sular, pınarlar deldi…“ dizeleriyle…

 

Görüldüğü gibi bu dizeler; Mezopotamya topraklarını (dağları, suları, ovaları vs.) kutsal Anayla betimler. Aslında bu periyodik dönem (MÖ.12 binler); henüz tek Tanrılı dinlerin icat edilmediği, tarıma dayalı, kominal bir yaşam sürdüren insan-doğa eksenli tarım toplumunun Yukarı Mezopotamya’da/Zagroslar’da yarattığı Neolitik (yeni taş) devrimin evirilerek geldiği son aşamadır. Bundan yaklaşık 40-50 yıl öncesindeki bozulmayan haliyle, farklı isimler altında yaşatılan Alevilik; Mezopotamya’nın işte bu Ari kültürel değerlerinden beslenmiştir. Konuyu çalışan bütün dostların, bu Mezopotamya hakikatinden asla ayrılmamaları gerekir.

Şimdi gelelim Sümerlerin, farklı köksel isimlerle anılan baş Tanrıçası İnanna’ya (İni, İnin, Ninni, Anni). İnanna’nın, eşi Dumuzi (Temmuz) tarafından yer altına gönderilmesi ve orada unutarak eşini umursamaması; aslında kutsal metinlerindeki Hava’nın, Adem karşısındaki pasif konumunu mesajlar. Dahası tek Tanrılı dinlerle sosyal yaşamın gerçekliğinde Kadın, erkeğin yamacında ötelenen bir cin/jin pozisyonuna düşürüldü. Bu topraklarda yaratılan bütün kültürel değerlerde gözde olan Kadın Ananın; egemenliği ele geçiren erkek tarafından ikinci plana atılmasına zemin oluşturdu. Mevzu uzun, fakat biz kutsal metinlerdeki Kadın Ananın konumuna kısaca bakalım: !

Örneğin Tevrat’ta “Kadın, eksik ve hor görülürken; erkek çok üstündür!“ Bu durum Yaşaya, 54/5 babında şöyle açıklanır; “Çünkü kocan, seni yaratandır! (Rab Allah) Kadına dedi: Zahmetini ve gebeliğini ziyadesiyle çoğaltacağım; ağrı ile evlat doğuracaksın! Ve arzun kocana olacak, o da sana hâkim olacaktır…!“ 

İncil’de “Kadınlar! Tanrıya boyun eğdiğiniz gibi kocalarınıza da boyun eğiniz!“ derken; Kur’an’ın Nisâ suresinin 34. Ayetinde “Allah’ın bazısını bazısına üstün kılması nedeniyle ve mallarından harcamalarından ötürü erkekler, kadınlar üzerinde hüküm sahibidirler.“ Ve bu liste uzar gider! Şimdi bu etaptan sonra, yukarıdaki Enuma Eliş’in dizelerini, bir kes daha okuyunuz lütfen! Orada eşitlik vardır, Alevilik inancında olduğu gibi.

Bütün bunlara karşın; Tarım toplumunun Neolitik kültüründen beslenen Alevi inancındaki Kadın’a “kendinden veren, doğuran < Dayé/ Da yé“ kutsiyeti ile yaklaşılması, aslında günümüzde saygıya şayan bir yaklaşım olsa gerektir! Bütün Semitik dinlerde adeta “yok sayılan” Kadın Ana, Alevi inancında baş köşeye oturtulmuştur. Ocağın (soyun), Yolun, İnancın felsefi temeli Onunla başlatılmış ve şekillendirilmiştir! Bu vesileyle Onun doğurduğu, eğittiği erkek çocuğuna ocağın-soyun devamcısı olan “Ocaxzâde” denilmiştir. Bu eğitsel kültürün ana kaynağı, tekrar edelim ki; Dicle-Fırat’ın sularıyla beslediği “iki nehir arasında” kalan, tufanların yaşandığı  “Mezopotamya” topraklarıdır. 

İşte burada yaratılan arı-duru, insan-doğa eksenli Aryenik kültürün son halkası ise “kendinden veren” Êzda/Êzdân/Yézda < Alevi inancıdır. Dolayısıyla Alevi inancına erkekten çok, Kadın Ananın sahip çıkması, kundağa sardığı ve üzerine titrediği “kız bebeği” gibi sahiplenmesi gerekmektedir. Geleceğin eğitimli Dayé < Anaları, bu Ocaklarda tutuşturulan kutsal ateş gibi söndürülmemelidir. Kanımca Anneler gününe, bir de bu bağlamda bakılmalıdır. Anneler; Gününüz Pîroz Be!

Hak ile kalın!

Anneler Gününüz pîroz be
Giriş Yap

Dersim Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin
BEDA