İnançKöşe Yazıları

Kurban’ın Tarihsel Kökeni ve Alevilikteki Yeri

Erdoğan Yalgın yazdı:

İslam aleminde “Kurban, Kurbanlık evlat (İsmail mi, İshak mı?), Kurban vacip mi, değilmi?“ ve benzeri temel konular; öyleki 21.asırda bile helen tartışılmaktadır. Kanlı Kurban fikri, Yahudilikle yada İslamiyetle ortaya çıkmamıştır. Biribiriyle çelişkili İbrahimi mitik anlatılarsa, antik çağlarda var olan Kurban tradisyonun sadece son halkasını oluşturmaktadır. Son yıllarda, asimilasyonun en acımasız kıskacında olan Aleviler arasında da İslami gelenekleriyle tartışılan Kurban olgusunun bazı tarihsel kökenlerine ve Alevi inancındaki asli konumuna, bu makalemizde özetle dokunmaya çalışacağız.

Kurban Kelimesi

Öncelikle Mezopotamya’daki “Kurban” kavramı ve alakalı değerlendirmeleri kısaca aktaralım. Eski Mezopotamya’da Tanrıların gelecekle ilgili verdikleri kararları vahiy ya da çeşitli yollar ile insanlara ulaştırdıklarına inanılırdı. İnanışa göre bu yazgı, dua ve benzeri uygulamalı ritüellerle değiştirilebiliyordu. İnsan topluluğu, Tanrıların hoşnutluğunu kazanmak, başlarına gelecek olan kötülüklere engel olmak, bir başka ifade ile kötü yazgılarını değiştirmek, Tanrılar tarafından cezalandırılmamak amacıyla, Tanrılara törenler düzenlemişler ve kurbanlar sunmuşlardır.

Kurban kelimesinin Akadca karşılığı “qerēbu” (qarābu) dur. Yani “yakın olmak” asli karşılığındaki kelime hayvan keserek “Allah’a daha yakın olmayı” ifade eder. Ayrıca Babilce telaffuzu ile “qerbu“, Asurca karşılığı ile “qurbu” yakın anlamındadır. Kur’an’daki k-r-b kökü, hem Kurban ve hem de akraba yada yakınlaşma olarak ifade edilir. Tevrat’ta da “yaklaştıran yakın kılan” anlamında “gorban” tanımıyla birlikte sheh, zebah terimleri de kullanılmaktadır. Dikkat edileceği gibi kavramın ait olduğu Akadça ve Asurca’daki anlamları daha sonraki dillere-dinlere aynen geçmiştir. Yani Kurban kelimesi; Akadça ve Asurca’dan Arapçaya geçmiştir. Kürtçe dillerinde Kurban “Kır-wan/ban, Kurvu, Qurban, Koçek, Cangori” ve benzeri kavramlarla anılmaktadır. Özellikle Cangori kavramı sevilen bir kimse yada küçük çocuklar için kullanılmaktadır. “Kurban, Kurban olayım, Kurbanım, Qurban a de me! Qurbané!“ gibi sevgi ifadesinin karşılığıdır. Öte yandan Kurban sözcüğünü Türkler çok sonraları kullanmışlardır. “İslamiyet’in Türkler arasında yayılmaya başladığı 9.10. Yüzyıllarda Türk boyları arasında kullanılmaya başlandığı yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır” (Erginer, 1997: 16). Fakat ne var ki günümüzde Kurban, en çok Diyanet tarafından maddi ve siyasi çıkar elde etmek için istismar edilmektedir. Kurban derilerini toplamak maksadıyla da tarikatlar, cemaatler; kendi müritlerini, toplumu hayvan kesmeye özendirmektedirler.

Kutsal Kitaplarda Kurban Kavramı

Toplamda 39 kitapta oluşan Eski Ahit/Tevratta yaklaşık 300 yerde dolayımlı olarak Kurban kelimesi geçer. Yakınlaşma amacıyla “Tanrı’ya sunulan Kurban”;  Kur’an ayetlerinde üç ayrı yerde geçer: Ali İmran Suresi, ayet: 183. Maide Suresi, ayet: 27. Ahkaf Suresi, ayet: 28. Meselâ Ali İmran Suresi, ayet: 183’de “Doğrusu, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir Peygamber’e inanmamak üzere Allah bize ahid verdi!” diyenlere, sen ey Muhammed! de ki: “Benden önce peygamberler size belgeler ve dediğiniz şeyi getirdi. Doğru sözlüyseniz niçin onları öldürdünüz? !“ der ki; bu ayetin içeriği ve anlam karşılığı üzerinde yığınla tartışmalar yürütülmüştür. İncil’de ise 60 kadar farklı anlatılarda kurban kelimesi geçmektedir. Fakat İncil’deki şu anlayışa kimseinin bir itirazı olmasagerek “Mar.12: 33 İnsanın Tanrı’yı bütün yüreğiyle, bütün anlayışıyla ve bütün gücüyle sevmesi, komşusunu da kendi gibi sevmesi, bütün yakmalık sunulardan ve kurbanlardan daha önemlidir.“

Avesta’da toplamda 720’den fazla kurban kelimesi geçer. Fakat buradaki kurbanın hayvan kesimi ile alakalı bir yorumu açıkca ifade edilmez. “Biz kurbanımızı Mahya’ya, ayinsel düzenin kutsal efendisi yeni aya, sönmekte olan aya (içteki aya), geceye ışık saçan dolunaya taparız“ (Avesta,2010:193). Yine Avesta’da (Yasna/9); “Ve biz bütün su kaynaklarına, aynı  zamanda akan sulara, büyümekte olan bitkilere, orman ağaçlarına, bütün yere ve gökyüzüne, bütün yıldızlara, aya ve güneşe, hatta (rotalarında) başlangıçları olmayan bütün ışıklara kurban sunarız!..“ (Avesta, 2012: 289). Yine Zerdüşt’ün öğretisine göre, her kişi kurbanlarının miktarı yerine, ahlaki erdemlerine göre elde edebileceği cennette olmayı umut edebilir. Bir at bakıscısı olan Zerdüşt; Arya topluluklarında var olan Kurban kesimine karşı çıkarak, besi havanlarını koruma altına almıştır.

Kurbanlık Evlat İsmail mi İshak mı? Tartışmaları!

Sümer ve Mezopotamya metinlerinde elde edilen bilgiler ışığında Kurban geleneği; bilinen tarihiyle en az Antik çağlara (MÖ. 3000-MS. 300) kadar uzanır. Geleneğe göre ailenin ilk erkek çocuğu, kutsal tapınaklara “yakmalık“ yada “kesmelik kurban“ olarak adanır- sunulurdu. Genel anlamda Harranlı Avram, İbrarahim tarafından bu geleneğin bozulduğu hep anlatılagelmiştir. Farklı versiyonlarla gelenekselleştirilen doneleriyle İbrahim, İslami anlatımıyla Hacer’den olan oğlu İsmail’i (-Melek), Tevrat’taki yazılımıyla eşi Sara/Saray‘dan (-kraliçe, perenses) olan tek varisi İshak’ı (-Güldüren) Tanrı‘sına, Rab’ine kurban olarak sundu, adadı. Kur’an’da çocuğun adı bellirtilmeden “Rabbi İbrahim’e kesmelik için bir hayvan gönderdi“ der. Ancak Tevra’ta ise çocuğun adının İshak olduğu ve Yahve/Tanrının kesmelik için değil yakmalık için İbrahim’e bir koç gönderdiği yazılır (Çiğ, 2006: 101). Kurbanlık Koç yada Koyun; Tevrat metinlerine, Sümerlerden geçmiştir. Çünkü Sümer metinlerinde; “Koyun, insanlığın vekilidir; insan yaşamı için bir koyun vermelidir, insan kendi başı yerine bir koyun başı vermelidir” (Leonard Woolley’den aktaran, Erginer, 1997: 82) türünden ilahi dizeleri, bu gerçeği kanıtlamaktadır.

Örneğin Kur’an da İsmail’in adı zikredilmemekle birlikte, Kurban olgusu için Sâffât Suresinin, 101-111. Ayetleri referans alınır. Buna göre; “Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik. Çocuk kendisinin yanı sıra yürümeye başlayınca, ‘Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken, seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?’ dedi. ‘Ey babacığım! Ne ile emrolunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin!” dediği aktarılır. Yeri gelmişken tam da burada hatırlatalım: Türkiyede kendi öz çocuğunu mağaralarlara götürüp boğazlayan babaların ilgili ayete istinaden bu eylemlerini gerçekleştirdikleri anlaşılacaktır. Mesela; “Erzincanlı Müslüm Koca, 52 günlük oğlu Mirzap’ı diri diri keserek Allah’a kurban ediyordu. Müslüm Koca, 1962 yılında bir iftiraya uğramıştı ve kurtulunca ilk doğacak oğlunu Allah’a kurban adamıştı. Müslüm Koca bu ilhamını, acaba hangi emirlerden almaktaydı?” (Dursun, 1994: 59) devam edelim;

Kur’an’da kurbanlık çocuğun adı verilmezken Kitab-ı Mukaddes’in Yaratılış kitabının 22. kısmında konu deşifre edilir. Burada, kısacası şu tanımlama ortaya çıkar: “İshak’ı, sevdiğin biricik oğlunu al. Moriya bölgesine git! Orada sana göstereceğim bir dağda, oğlunu yakmalık sunu olarak sun!“ (Sitchin, 2002: 232, 233). Kutsal kitaplardaki biribiriyle çelişkili bu türden kutsal metinleri şimdilik bir kenara bırakalım. Üzerinde bunca tartışmalar, mitik aktarımlar yürütülen, özellikle Yahudiler ve Müslümanlar tarafından sahip çıkılan İbrahim Peygamber’e dönelim.

Kimdir İbrahim ve Adının Etimolojisi

Esas itibariyle İbrahim; bir Sümer şehir devleti olan Ur kentinin bir rahibiydi. Babası Tevrat’ta, Put ustası Tarah/Taru olarak geçerken, Kur’an da ise Azer olarak yer alır! Adının değişik toplumlarda ve dillerde etimolojik açıdan birçok verisel teorileri, açılımları bulunmaktadır. Bunlardan bazılarına değinmek gerekirse, kısaca şunları aktarmamız yerindedir. İbrahim adı, Tevrat’ın bazı bölümlerinde (Tekvîn, 11/26-17/4) Nehemya (9/7) ve I. Tarihler’de (1/27) Avram (Abram), Ahd-i Atîk’in diğer yerlerinde Avraham (Abraham) olarak geçmektedir. Tevrat’a göre İbrâhim’in adı önce “ulu ata” mânasında Abram iken daha sonra “milletlerin babası” anlamında Abraham’a dönüşmüştür. Arapçadaki İbrî kelimesi İbranî anlamındadır. İbranicede ab “baba” ram “yüce” Abram “yüce baba” anlamına gelmektedir. Kürtçe de ise Kardeş anlamına gelen “Bıra, Bra ye min, Brayem“ olduğuna vurdu yapılır ve hatta İbrahim’in Kürt olduğu yada Annesinin, eşinin Kürt olduğu dillendirilir. Yine Arya halkları arasında İbrahim’in; Zerdüşt olduğu da edebi kaynaklarda yer almıştır.

Sümerli İbrahim 75 yaşındayken; yaklaşık MÖ. 2123 yıllarında Harran’ın küçük Ur kentinde ikamet etmekteydi. Tanrısı Yahve Ona; “Avram; ülkeni, baba evini bırak, sana gösterceğim ülkeye (Kudüs’deki Kenan bölgesi) git“ dedi. Ve İbrahim yollara düştü. İç içe geçmiş uzunca hikayelerden sonra, kendisine vadedilmiş kutsal topraklar için bir hayli mücadeleler verdi. Ve fakat Eşi vafat ettiğinde, Kenan (Filistin) bölgesinde eşini gömdüğü toprak bile kendisine ait değildi. Toprağın asıl sahibi gelerek bu duruma itiraz etmişti. “İginç olanı, İbrahim’in Tanrı’sı, bütün söz vermelerine rağmen, Onu bir türlü toprak sahibi yapamamıştır. Bu, İncil- Resullerin İşleri Bap 7’de, “Şimdi oturduğumuz memlekete Tanrı onu getirdi ve orada kendisine miras olarak ayak koyacak yer bile vermedi” şeklinde belirtilmiştir.” (Çiğ, 2006: 14). Evet bu konu İncil’de şöyle ifade edilmiştir: Elç.7: 5 “Burada ona herhangi bir miras, bir karış toprak bile vermemişti. Ama İbrahim’in o sırada hiç çocuğu olmadığı halde, Tanrı bu ülkeyi mülk olarak ona ve ondan sonra gelecek torunlarına vereceğini vaat etti” Anlaşıldığı gibi kutsal metinlerde ve sözlü anlatılardaki çelişkiler yumağı, her alanda büyüyerek devam etmekte. Zira bilimsel sorgulamalar, dinsel doğmalar karşısında hep kazanıştır.

Kürt Geleneğinde İbrahim Anlatıları

Dersim özelinde İbrahim ile alakalı hikayeleri ve ritsel uygulamaları-doğaçlama duaları burada anlatmamızın imkansızdır. Fakat Fars edebi kaynaklarının verdiği bilgiler arasında Zerdüşt’ün, İbrahim Peygamberle özdeş-aynı olduklarına, yada “Onun torunuolduğuna“ dair bazı anlatılar bulunmaktadır. Luğat-i Furs’ta, “Vestô, Zend’in tefsiri; Zend; İbrahim’in sayfalarıdır, derken, Burhôn-ı Katı (yaz. 1062/1652): “Zend, İbrahim Zerdüşt’ün kendisine gökten indirildiğine inandığı kitabın adıdır. Bazılarınca o İbrahim’in sahifeleridir” kaydına yer vermektedir. Mesudi (ö. 346/957), Murücu’z-zeheb adlı eserinde, “Farslar o zamanda (Erdeşir-i Babekan dönemi) bu kitaptan başkasını okumazlardı. Daha sonra Zerdüşt inanırları bu kitabı anlamakta birtakım zorluklarla karşılaşınca Zend tefsiri ortaya çıktı,” ifadelerine yer verir“ (Yıldırım, 2012: 285). Bununla birlikte Adil Öksüz; Zerdüşt’ün Hz. İbrahim ile aynı şahıs olduğunu iddia edenlerin ve hatta bu görüşü savunanlara göre, Zerdüşt, Hz. İbrahim’dir, Kur’an-ı Kerim’de geçen “Suhuf-i İbrahim”in de Avesta olduğu iddia edildiğini bellirtir (Öksüz, 2013: 130). Öte yandan Kürtler, İbrahim’i kendi ataları olarak anarlar. Ona, 2. Zerdüşt nisbesiyle “İbrahim Zerdeşt” derler. Annesi Uşa’nın, Avesta’daki kutsal “Aşa” olduğuna ve dolayısıyla Aşa/Uşa’nın, bir Ari Tanrıçası olan ”sabah ışığı” manasıyla değerlendirilir. Ayrıca eşlerinden Ketrua’dan olan oğlu Medan, Medyan’ın Kürtlerin atası olduğu kabul edilir (Dağlı, 2013: 202, 203). Her ne olursa olsun, tarihsel gerçeklik ise kendi hakikatinden asla vazgeçmemektedir.

Müslüman Aleminde Kurban

7.yüzyılın ortasında Peygamber Muhammed’in elçiliğiyle önce Arap yarımadasının çevresine son yıllarda ise fetih yoluyla dünyaya yayılan İslamiyetten önce de Arap toplumunda Kurban olgusu hep vardı. Putlara kurban kesen soylu Arap aileleri arasında Muhammed Peygamberin büyükleri de yeralmaktaydı. Sadece Kurban değil, Kur’an’da geçen diğer İslami vecibelerin de aslında İslamiyetten önceki Arap toplumunda aynen yerine getirildiği bilinmektedir.

Meselâ ”Ünlü Arap soybilimci İbnü’l-Kelbi (ö. 8 l 9), “Kitiibu’l-Esniim” (Putlar Kitabı) adlı kitabında, İslam öncesi Araplarda, Kabe ziyaretinin, “hacc”ın, “umre”nin “Arafat’ta ve Müzdelife’de vakfe”nin, “kurbanları sunma”nın, “hacc ve umre” sırasında “lebbeyk” (buyruğundayım Ulu Tanrı!) diye çağırmanın ve benzeri “ibadet”lerin bulunduğunu yazar (Dursun, 1994/V: 19). İslamdan önceki Araplarda şahıslar veya kabileler, tapacakları Tanrı’ya, bir kurban töreniyle kan bağı şeklinde bağlanırlarmış. Böylece o kabilenin Tanrısı veya atası olurmuş (Çiğ, 2006:134).

Yine Bakara Suresinin 196. Ayetinde; “Başladığınız haccı ve umreyi, Allah için tamamlayın. Alıkonulursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, yerine ulaşıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan varsa, fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir.” der. Bu noktadan haraketle; İslami kurallara göre kurban kesen Alevilerin, bu süreyi bir kez daha okumaları, nerede yanlış yaptıklarını bir kes daha bilince çıkarmaları gerekmektedir. Bir diğer Ayette ise “Öyleyse Tanrı’n için namaz kıl! Ve kurban kes! (Kevser Suresi, ayet: 2) emri için Turan Dursun; “Hadis’lerin desteğiyle de oluşan kanı odur ki, burada geçen “namaz”, “Kurban Bayramı namazı’dır. “Kurban”da, bu bayramda kesilen “kurban”dır (Dursun, 1994/III: 249).

Antik Çağlarda Kurban

Mezopotamya metinlerinde ve gelenek-göreneklerinde denebilirki; Fi tarihinden beri kurban olgusu hep vardı. Bütün antik çağ uygarlıklarında Kurban en önemli bir ibadet şekliydi. Sümerlerde, Hititlerde, Hurrilerde, Mısırlılarda, Asteklerde, Mayalarda, Urartularda, Romalılarda, Yunanlılarda, Medlerde vs. Kurban ritleri hep yaşatılagelmişti. Buna göre ilk erkek çocukların kurban edilişiyle başlayan ve zaman içerisinde kanlı hayvan kesmelerine- yakmalarına kadar gelen bir uzunca yolun olduğu bilinmektedir. “Batı Samilerinde oğullarını Tanrı Baal’e kurban etme geleneği vardı. Finike şehirlerinde dinsel çılgınlıklar halinde bu törenler yapılıyor. Hatta bazen memede olan yüzlerce çocuk kurban olarak yakılmış. İsrail’de de böyle kurban var” (Çiğ: 2006: 101). Bu türden uygulamalar, tüm Antik Çağ topluluklarında bulunmaktaydı.

Yani İbrahim peygamberden de çok önceleri gerçekleştirilen bu ritüel, Onun şahsında kutsal metinlerle mitik anlatılara dönüşmüştür. Fakat görülüyor ki; bu gelenek, İbrahim’den çok önceleri var olan bir gerçekliktir. En bellirgin haliyle, yazılı tabletlerde elde edilen bilgiler dahilinde Sümerlerde; tapınaklara kurbanlar götürülürdü. Yeni yapılan tapınaklarda kurbanlar kesilirdi. Aleviler de kutsal gördükleri yeni ev yapımlarının temellerinde kurban keserler. Ocak Evliyalerinin ilk kurdukları evlere/ziyaretlere kurbanlar götürürler. Yüzlerce Tanrıça ve Tanrısı olan Sümerlerde en çok kurbanı hak edenler ise ilk dört tanesi olan gök-tanrısı An, hava-tanrısı Enlil, su-tanrısı Enki ve büyük ana-tanrıça Ninhursag’dı. Örneğin; Enlil’e adanan 170 dizelik en önemli ilahilerden birinde; “Adımını attığı her yabancı ülkeyi yerle bir eden, Şerefine her yerden içkiler saçarak, Ağır ganimetlerden kurbanları, getirdi; ambarlarda, Görkemli avlularda sunularını bölüştürdü; (Kramer, 2002: 124) diye yazar. Tıpkı Sümerlerde olduğu gibi Kürt Alevileri de bağlı oldukları Ocakların evliyalarına bânilerine kurbanlar adarlar. Meselâ Dızgın Babaya, Munzur Babaya, Axucan’a, Bamasır’a Quryş’e Berxécan’a kurbanlar keserler. Sumerlerde kurban edilen hayvanın ciğerlerine açılıp bakılırdı. Bu yöntemle Kurbanı kabul eden Tanrının, fikir ve amacını gösterdiğine inanılırdı. Karaciğerine bakılarak kehanette (Omen) bulunulacak hayvanın sağlıklı ve lekesiz olması gerekiyordu“ (Mutlu, 2014: 208). Yine Tufan kahramanı Ziusudra/Nuh’un; tufan sonrası güneş tanrısı Utu’nun önünde yerlere kapanıp ona kurbanlar sunar (Kramer, 2002. 191, 192). Babil metinlerinde ise adı Utnapiştim olan Nuh; Gılgamış’a “tanrıların sırları”nı anlatırkenOna; gemiden çıktıktan sonra, “bir kurban sunup dağın zirvesinden dökmelik sunu akıttığını anlatır (Zitchin, 2007: 123). Yaratılış Kitabında ise Yine Nuh’un bir sunak dikip üstünde hayvanlar kurban ederek güzel kokudan hoşnut olan” Yahveh’ye şükranlarını sunduğu anlatılır (Zitchin, 2007: 384). Rahiplere günlük kurban sunularıyla ilgili talimatlar veren bir başka Uruk metninde; büyük ilahlardan Anu ve Antu’ya, “Jüpiter, Venüs, Merkür, Satürn ve Mars gezegenlerine; yükselen Güneş’e ve göründüğünde Ay’a boynuzları ve toynakları kesilmemiş, yağlı, temiz koçlar kurban edilmesini bellirtir “ (Sitchin, 2006). MÖ. 2450 yıllarında yaşadığı sanılan Sağaş’ın ve Sümerlerin en popüler rahip Kralı, Boğa ile de özdeşleştirilen Gudea, yaptırdığı görkemli tapınaklarda Öküzler ve oğlaklar kurban edip” ilahi muradı arardı … (Sitchin, 2006: 163, 185).

Antik topluluklarından Hurrilerin bir kolu olan ve Van’ı başkent edinen Urartulardan kalan metinlerde anlaşılacağı üzere Kurban ritüellerine çok önem verilirdi. Urartularda özellikle en başta yeni yapılan tapınaklar için kurbanlar kesilirdi. Bununla birlikte Yapı faaliyetleri için, Sulama kanalları açıldığında, Sefere çıkıldığında, Ölüler için kesilen kurbanlar, istisnasız Tanrı Haldi’ye (Xaldi) bir boğa, Tanrıça Arubani’ye de kurbanlar kesilirdi (Batmaz, 2013: 809). Dikkat edileceği gibi bütün bu pratik uygulamaların tümü (-sefer hariç) Kürt Alevilerinde de mevcuttur. Konuya ilişkin bir diğer metinde; “Efendisi Tanrı Ḫaldi’ye, Sarduri oğlu İšpuini ve İšpuini oğlu Menua bu kapıyı inşa ettiler ve Güneş Tanrısı ayında bir ayin yapılmasını buyurdular: Tanrı Ḫaldi’nin, Tanrı Teišeba (Teşibâ), Tanrı Šiuini ve tüm tanrıların …Tanrı Ḫaldi’ye altı oğlak kurban olarak kesilmelidir” (Batmaz, 2013: 808). buyruğu yer almaktadır. Örneğin Büyük İskender/Aleksander (MÖ. 356-323) 332 yılında Mısır’a giderken, ilk yaptığı iş; Ra tapınağına gidip, orada kurban kesmişti (Yalgın, 2018: 49). Antik çağlara ait bu kurban ritüellerini çoğaltmak mümkündür.

Alevi İnancında Kurban Uygulamaları

Alevilerde Kurban olgusu iki uygulamayla karşımıza çıkmaktadır. Bunları, kanlı kurban ve kansız kurban, adak/niyaz olarak ele almak gerekir. Kansız adaklar genellikle lokma/niyaz dediğimiz yeme-içme türünden tarımsal gıdalardır. Diğeri ise genellikle Koç/Keçi/Horoz gibi hayvansal ürünlerdir. Kürt Alevilerinde; Horoz kurbanı ile alakalı bir çok ritsel uygulamalar bulunmaktadır. Fakat bu kanlı kurbanların toplumsal anlamda topluca ve özellikle de Müslümanların Kurban bayramında yapılmadığını da hemen bellirtmeliyiz. Hele Kur’an da ifadesini bulan ve yukarıda da verdiğmiz Ayetlere uygun bir şekilde yerine getirilmediğini hatırlatmamız gerekir. Bir bütün olarak Alevilerin pratik uygulamalarında öğretilerinde, yukarıda kısaca vermeye çalıştığımız versiyonları referans alınarak, “Kurban geleneği“ ve “Kurban bayramı“ diye kodlanan böylesi bir olgunun olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Her yılın bu günlerinde, eti yenilen hayvanların topluca bıçaklanmasına, Alevi ritleri arasında kesinlikle yer verilmemiştir. İnancın felsefi yapısına da terstir. Buna karşın, coğrafi ve zamansal peryodların zorunlu etkileşimi dahilinde, Alevilik içinde belli bir zamanı olmaksızın birysel kurban sunumları, varolan süreli lokma sunumlarıyla birleştirilmiştir. Bu türden kurbanların özelde bireysel olduğu ve belli bir adak sonucu ortaya çıktığı görülmektedir. Anadoluda Alevi toplumundaki özel Kurban ritüellerinin farklı uygulamalarının olduğunu biliyoruz. Fakat Dersim’de Kürt Alevilerinin (Réya/Raa Heqi menupları) Kurban merasimlerine çok önem verdikleri görülmektedir.

Alevilik’te Kurbanlık Hayvan da Bir Candır!

Alevi inancında “doğadaki görünümde olan bütün herşeyin bir Canının olduğu” inancı, temel bir kabüldür. Nitekim Kurbanlık hayvanın da bir Canının olduğu ve ona da değer verilmesi gerektiği bilinci hep vardır. Bu vesileyle Kürt Alevilerindeki Kurbanlık hayvan, önceden bellirlenir ve özel bir besiye-bakıma alınır. Yani Kurbana ayrıcalıklı bir ilgi gösterirlerdi. Onu renkli boncuklarla ve çeşitli takılarla süsler, belli yerlerine kınalar/boyalar sürerlerdi. Derken kesime hazırlalan kurbanlık hayvanın kesiminden sonra tıpkı Sümerlerde olduğu gibi ciğeri, ve dalağı ortadan kesilerek içine bakılırdı. Bununla kurbanı kesinin (sahibinin) kalbinin ne denli temiz olup-olmadığı yada kurbanının kabul görülüp görülmediği yorumlanırdı. Yine kesilen kurbanın kesik başından tutularak ağzından/çenesinden ikiye ayrılırdı ve böylece hanenin hamile olan yada hamile olacak kadının erkek mi, kız mı doğracağı sonucu çıkarılırdı. Herodot (MÖ. 484-425); Perslerin; Putlara tapmadıklarını, Tanrı heykelleri bilmediklerini, Kurbanlarını dağ başlarında kestiklerini, Güneşe, aya, toprağa, ateşe, suya ve rüzgâra da kurban adadıklarını bellirtir. Yine Kurban kesenin; Tanrısal yardımı, yalnız kendisi için istemeye hakının olmadığını, tüm Persler ve kral için dualar ettiğini, kurban kesme anında mutlaka bir din görevlisinin (Mağ) orada hazır bulunduğunu belliritir (Herodot, 1973:92/881). Herodot burada her ne kadar Perslerden söz etse de, aslında Kürtlerin de (Medlerin) aynı gelenek ve görenekleri yaşattıklarını bilmekteyiz. Dolayısıyla Herodot’un anlatımlarını günümüzde (-krala dua bölümü hariç) Kürt Alevileri bu ayinsel törenleri aynen uygulayarak yaşatmaktadırlar. Oysa son yıllarda “Niyaz: Tunceli’de Kansız Bir Kurban Geleneği” başılğı altında, Antik çağlara ait Dersimdeki Kurban ritüellerinin; Orta Asyadan alındığını- benzeştiğini vs. hokkalı cümlelerle, sözde akademik makaleler ışığında vermeye çalışanların gerçeği nasılda manipüle ettiklerine maalesef şahit olmaktayız. Şimdilik bunları geçelim!

Bâtıni Alevilik (İtiqat é Réya / Raa Heq Kürt Aleviliği) içinde toplumsal bir karşılığı olmayan Kurban ve Kurban bayramı; Dersim soykırımından sonra ve özelliklede 1950’lerden beri İslami öğelerle zorunlu bir asimilasyonun getirisi olarak Aleviliğin içine monte edilmiştir. Bakınız hukukçu ve folklorcu Ali Rıza Önder (1918- 1960), 1942-1945 yıllarında Dersim’in Pertek ilçesinde Cumhuriyet Savcılığı görevinde bulunmuştu. Önder, 1949 yılında “Pilvenk’lilerde Oruç ve Bayram” adlı makalesini, Kayseri’deki Erciyes dergisinde yayınlamıştı. Bu makalesinde Önder, Dersimlilerin; “Xızır orucunu“ ve “Qavut aşı“ ile sonlandırılan inanç ritüellerini, bir bayram olarak ele almış ve Dersimlilerin (Réya Heq bağlılarının) Xızır ve Qavut geleneklerini; “Bizim Kurban Bayramlarında yaptığımız gibi dini bir borcu ödemiş olurlar” tanımıyla açıklamıştır. 1945’li yıllara ait bu belirleme, oldukça dikkate şayandır! (Yalgın, 2014, 26.9.15).

Burada görüldüğü gibi, hiç şüphe yok ki Önder; kültürel-inanç noktasında bilerek bir ayırıma gitmiştir. O, “Bizim Kurban bayramı” tabirini kullanarak, “Kurban bayramı”nı; Bâtıni Aleviliğinin (Réya Heq itikatının) kansız kurbanı olan “Qavut ve lokma sunumu” ile eşdeğer görmüş ve bunları iki ayrı kültürel inançlara ait, iki ayrı köklü gelenek olarak ele almıştır. Dersim genelinde, tarihsel bir gerçeklik olarak ele alabileceğimiz 1950’lerden, 1990’lara kadar eş-dost arasında Kurban bayramının dahi kutlanmadığı, özellikle bu bayram gününde kurbanların niyaz edilmediği bilinmektedir. Önder’in yazısında ilgili bölüme dair ana tema, Müslümanlarda kabul gören “Kurban bayramı ve ritüelleri”, Réya Heqi itikatında “Qavut yemegiyle, Xızır ve bireysel lokmalarla” anlamlandırılmıştır. 1945’lerde, bölgedeki sosyo-kültürel-inançsal yaşayışda, Kurban bayramının yerinin olmadığı; Müslüman/ Sünni bir aileye mensup ve hem de bir Cumhurriyet savcısı tarafından açığa çıkıp, ispata gelmiştir. Özellikle 1990’lardan sonra, örgütlenen Alevilerin ve Bektaşilerin temel gündemlerinde “Qavut, Xızır” ve bireysel lokma kültleri gevşetilerek, bilerek toplumsal hafızadan unutturulmuştur! Bâtıni Aleviliğinin temel felsefesinde avlanmanın dahi, bir doğa-insanlık suçu olarak kabul gördüğü bilinmektedir. Fakat ne vahimdir ki; hem de bugünümüzde, Aleviler arasında da artık topluca hayvan kesilmekte ve kurban kutlamaları-şenilikleri yapılmaktadır. Dahası, benzeri bir yaklaşımla bazı bölgelerde, kurban bayramı tarihlerinde Cemevlerinde, derneklerde seyirlik “Kurban Cemleri, Kurban-bayramı namazları” bile tertip edilmektedir.! Son tahlilde, Batıni Alevilerdeki inanç bazındaki bu hızlı değişimin varacağı son noktanın, doğrusu şimdiden bireyler nezdinde merak-ı hedef konusu seçilmesi yerinde olacaktır.!? İnançsal alandaki benzeri kültürel çıktıların (yeni), bir kar topu gibi yuvarlanarak büyümesi ve zaman içinde ana gövdeyi istilah etmesi uzak bir ihtimal olmasagerektir! Dolayısıyla başta Alevi kurumları olmak üzere, Bâtıni Ocaklarının bağlıları (talipleri) Réberleri, Pirleri, Piripiranları; Kurban olgusunu yeniden ele almalı, çağımızın sosyal ve kültürel gereklerine uygun bir şekilde haraket etmelidirler. Hurefaları, masalsı anlatıları sorgulamalıdırlar. Alevi felsefesinde bireyler, şahsiyetler kutsal değildir. Kutsal olan İnsan ve tüm doğa canlılarıdır! Asimilasyon politikları sadece eleştirilerek, asimilasyonun önüne geçilemiyeceği artık bilince çıkarılmalıdır. Hak ile kalın!

Kaynakça/Bibliografya

AVESTA/Zerdüşt,(2012) Avesta Yay, İst.
BATMAZ, Atilla, (2013) “Urartu Dininde Kurban Kavramı Ve Kurban Uygulamaları” belleten dergisi, sayı: 280, sayfa: 801-832).
ÇİĞ, Muazzez İlmiye, (2006) “İbrahim Peygamber-Sümer Yazılarına ve Arkeolojik Buluntulara Göre”Kaynak yayınları, İst.
DAĞLI, Faysal (2013) Kutsal Kitaplar ve Mitolokide Kürtler, Aram Yay., İstanbul.
DURSUN, Turan, (1994) “Din Bu I“ Kaynak yayınları ist.
DURSUN, Turan, (1994) “Kur'an Ansiklopedisi- III“ Kaynak yayınları ist.
DURSUN, Turan, (1994) “Kur'an Ansiklopedisi- V“ Kaynak yayınları ist.
ERGİNER, Gürbüz, (1997) “Kurban “Kurbanın Kökenieri ve Anadolu' da Kanlı Kurban Ritüelleri” Yapıkredi,ist.
Herodot Tarihi,(1973) Çeviren, Müntekin Ökmen/ Azra Erhat, Remzi Kitabevi İst.
İncil, (1999) “Yunanca Aslından Çağdaş Türkçe’ye Çevrisi“ Kitabı Mukaddes Şirketi İstanbul.
Kur’an-i Kerim Meâli,(2011) Diyanet İşleri Başkanlığı. Hazırlayanlar Doç. Dr. Halil Altuntaş – Dr. Muzaffer Şahin
KRAMER, Samuel Noah,(2002) “Tarih Sümer'de Başlar”Kabalcı Yayınevi ist.
MUTLU , Suzan Akkuş, “Eski Mezopotamya’da Beddua ve Felaketlerden Korunma Ritüelleri“ Gümüşhane Üniversitesi Sosyal Bilimler Elektronik Dergisi Sayı 9 Ocak 2014
ÖNDER, A. Rıza, "Pilvenklilerde Oruç ve Bayram", Erciyes dergisi (1949) Sayı: 74/75, Sayfa: 7, 8, Kayseri
ÖKSÜZ, Adil, “Zerdüşt ve Avesta Üzerine Genel Bir Değerlendirme“Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2013/2, c. 12, sayı: 24.
SİTCHİN, Zecharia (2002)“Kozmik Tohum“ Ruh ve Madde Yayınları İstanbul, Çeviren: Yasemin Tokatlı
SİTCHİN, Zecharia (2006) “Zaman Başlarken“ “ Ruh ve Madde Yayınları İstanbul, Çeviren: Yasemin Tokatlı Tevrat, (2008) Druck, Wachtturm-Geselschaft, Delters Taunus /Germany
YALGIN, Erdoğan, “Dersim Réya Heqi İtikatında, Otantik Geçmişe Bir Yolculuk” Dersim gazetesi, Nisan 2014; Yıl: 4; Sayı: 3; sayfa: 4,5
YALGIN, Erdoğan, “Alevilerde Kurban” Özgür Politika gazetesi 26.9.15.
YALGIN, Erdoğan, (2018) ”Yol Bir Sürek Réya/Raa Heqi İnancı) Kürt Aleviliği” Fam yayınları ist.
YILDIRIM, Nimet (2012) “İran Mitolojisi“ Pinhan Yayl. Ist.

Etiketler

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı