Toplum Yaşam

Kurêşan Ocağının, Kızılbel Derwêşlerinden Bava Rıza Arca ile Muhabbet

Söyleşi: Erdoğan Yalgın

Derwêş topraktır. Toprak her şeydir. Toprak neleri örtmemiş ki? Kimler toprağın üzerinde yürümemiş, tepinmemiş, savaşlar-barışlar yapmamış ki? Kimler toprağın altında çürümemiş ki? İşte Derwêş’de bu topraktır. Derwêş sabırdır! Derwêş malsız-mülksüz, çıplak bir insan-ı kamildir! Herkes Derwêş olamaz!

Giriş:
20.yüzyılın ortalarına kadar, Dersim’de hatırı sayılır bir Derwêşler (derviş) topluluğu ve bunların öncülüğünde gelişen bir Derwêş geleneği yaşanmaktaydı. Bundandır ki, Dersim toprakları; “Herdê Derwêşan / Herdu Derwêş” kutsiyetiyle hep anılmıştır. Bu dervişler; aşiretin bağlı olduğu ocağın belli başlı ermiş şahsiyetleridirler. Bunlar kendi mühitlerinde, bağlıları arasında en az ocak pirleri kadar saygı/hürmet görürlerdi. Dersim merkezli İtiqatê Rêya Heq Ocak hiyarerşisinde Rêber, Pir, Mürşid’in yansıra bir de Derwêş makamı vardır. Hatta 12 kutsal ocak dizgesinde, Derwêş Gewr ve Derwêş Cemal ocaklarının banilerinin Dervêş ünvanları, yolun köklü geleneksel tarihine işaret etmektedir. Bugüne kadar gelişen inanç literatüründe, maalesef fazlaca üzerinde durulmayan Derwêşlik geleneği; aslında otantik dönemde, inancın temel ayaklarından birisini teşkil etmekteydi. Ocak içindeki Derwêşlik geleneği ve kutsanan makamı, aynı zamanda Ocaklar üstü bir konuma sahip olup, ruhani bir takdise şayandı. Örneğin yakın zamana kadar Dersim’de bilinen popüler Derwêşlerden bazıları şunlardır: Hesen Efendi Başikoyi (Başköylü Hasan Efendi), Bava Baki / Bava Duzgunê Tasniye (Tasniyeli Bava Duzgın), Dewreso Derg (uzun derviş), Dewrêşê Paxê Hevik (Havik Paxlı Derviş). Bunlara eklememiz gereken bir diğer Dewrêş ailesi ise Şıx Delil-i Berxêcan Ocağının Derwêşidir. Dersim merkeze bağlı Pilvank (Dedeağaç) köyünde Sêy Yadigar’ın (Derwêşi Hesê Garê) oğlu Silemanê Dewreşî (Derviş Süleyman Güntaş) olarak tanınan, Silêmanê Derwêş Güntaş’tır (1900-1983)

‘‘Derwêş’’ sözcüğü; Farsça ve Kürtçe‘de bir tasavufi tanımdır. Buna göre doğru yazılış ve okunuşu şöyledir. Kurmanci dilinde; “der-wêş” yazılışıyla sözcük ‘‘der’’; dışarısı, kapı, ‘‘wêş’’ wêşandın -Weşartın < saklanmak / saklamak sözcüğünün köküdür. Böylece iki sözcüğün bileşimiyle türetilen bir kavram olarak derwêş‘in, morfolojik tanımlamaları arasında; “Fakir, zavallı, dünyadan el-etek çekmiş, kendisini sofu felsefeyle bütünleştirmiş, belli bir mekânı ve zamanı olmayan, sürekli dışarıda gezen insanlar/ talipler topluluğuyla halleşen / dertleşen ve tarik-i yol da bazı görevleri olan kimse. Diğer bir tanımıyla; “hırkasının içinde kendisini, kendi içinde de mülksüz bir dünyayı gizleyen yol ereni.’’

Otantik dönemde; Dersim merkezli Kürt aşiretinde / Ocaklarda doğaüstü hallerde bulunan saygın insanlara “Ew Derwêş e” derlerdi. Derwêşlik hırkası giyen, toplum nezdinde bazı nişânelerle keramet ehli olan ulu erenlerin, toplum içinde yürüttükleri bazı özel hizmetleri vardı. Bunlar arasında özellikle şu başlıklar ön plana çıkmaktadır. Derwêşler ipe bakar, nazar değen çocukların başında tuz çevirir, dualar okurlar. Yeni evlenenlere nasihatler verir ve onların dini nikahını (emrê Heqi) kıyarlar. Yeni doğan bir çocuğun kırkı çıkarıldığında Derwêş çağırılır ve yıkanan çocuğa Gulbanglar (Gılbang / Gılvanglar < doğaçlama dualar) okur. Bebeği kucağına alan derwêş, havaya fırlatarak sever. Böylece kırkıncı gününü geride bırakan bebek, o andan itibaren dünyaya, eve ve yola kabul görür. Bazı hastalıklarda, rahatsızlık duyulan vücuttaki bölgelere (genellikle sırt ve kemik hastalıkları) eliyle, satır /derhe yada asasıyla dokunarak gılbanklar okur. Hakka yürüyenlerin kırkı çıkarıldığında, ailenin yanında olur ve gılbanglarıyla, Hakka göçen câna / cânik’e, son uğurlama merasimlerini yapıp, bu dünyadaki ilişkisi kesin olarak tamamlandığını, mezarı başında dile getirerek melekelerine bildirir.

Nitekim Dersim merkezli Kürt Rêya / Raa Heqi itikatının Ocaklarında Derwêşlik geleneğini yürüten bazı aileler günümüze kadar gelmiş ve Ocakları içerisindeki yetkinlik alanlarını halen devam ettirmektedirler. İşte bunlardan birisi de Kurêşan Ocağının kutsal mekanlarından (hewş) biri olan Kızılbel köyünde ikamet eden derwêş aileleridir. Kurêşan Ocağı içinde asırlardan beri takdis edilerek  günümüze kadar gelen bu ailenin son temsilcilerinden olan

Bava Rıza, Erdoğan Yalgın (2016)

Bava Rıza’yı, Paris’de yaşayan yeğeni Pir Hasan Ulucan ile birlikte gidip, Antalya’daki evinden ziyaret ettik.1988‘d Kızılbel köyünü terkeden Derwêş ailesi, önce Erzincan’nın Mertekli köyüne, iki sene sonra da Xandisi köyüne yerleşmişler. 1993 yılındaki Erzincan depreminden sonra ailenin gençleri Antalya‘ya gelmiş ve akabinde ise ailenin büyükleri, 1997‘de Erzincan’ı tamamen terk edip Antalya’ya yerleşmiş. Ailenin bütün fertleri bağlama / tenbur çalıp, Kırmancki / Dımılki nefesler / ayetler (Kılamê Heqiyê) terrenüm ediyor, cem bağlıyor ve talipleriyle geleneksel ilişkilerini hala sürdürüyorlar. Daha fazla uzatmadan sözü, Bava Rıza’ya bırakalım:

Erdoğn Yalgın: Pirim, sizi daha yakından tanımak için, biraz kendinizden bahseder misiniz?

Bava Rıza: Ben Bava Rıza. 1934 Kızılbel doğumluyum. Kurêşan Ocağının derwêş ailelerindendim. Atalarımdan sözlü kanaldan edindiğim bilgiler dahilinde bizim Kızılbel köyünde sadece bizim ailemiz, yani derwêş aileleri yerleşikmiş. Bizim soyumuz, Kurêşoğlu Dızgın’a dayanır. İlk ceddimiz, Duzgın’dan sonra gelen Derwêş İlyas-ı Deriki’dir. Uzunca giden bir soy şeceresinden sonra, Derwêş Gaji benim büyük dedemdir. Kurêşan Ocağı içinde
bizim ailemize Kurêşu Gajiyan / Gajiu derler. Bana da, Bava Rızaê Garşê derler.

Yalgın: Pirim, siz Kırmancki / Dımıli konuşursunuz değil mi?

Bava Rıza: Biz de Kürtçenin her iki dili de konuşulurdu. Bütün büyüklerim; Kırmancki / Dımıli ve Kurmanci / Kırdaşi dilini konuşurlardı. Ben de her iki dili konuşurum. Yalnız Kılamê Heqiyelerimiz, hakka çağırılarımız, yani dualarımız sadece Kırmancki / Dımıli dilinde yapılırdı. Bazı büyüklerimiz gittikleri taliplerinde Kurmanci beyitler, dualar da okuyorlardı.

Yalgın: Peki Gaji, Gajiyan adının anlamı nedir? Bu isimi kimler, neden size vermişler?

Bava Rıza: Anlatım odur ki; Duzgın Bava zamanında Gaji’nin babası, Derwêş Mustafa sır olur. Kırdaşi / Kurmanci (Kürtçe) konuşan talipleri, yetim kalan ve çok ağlayan bu çocuğa / bebeğe isim vermişler. Demişler ki; ‘‘Wa zarok çima gazî gazî (gajî gajî) dike – bu çocuk neden böyle ağlıyor / bağırıyor?’’ O günden sonra bu isim, bizim dedemizin lakabı olmuş. Kurêşan Ocağının bir ezbeti de Gajiu, Gaju, Gajiyan ezbetidir. Derwêş Gaji’nin üç oğlu varmış. Ahmet, Hüseyin ve Mustafa. Ben, Derwêş Mustafa’nın çocuğuyum.

Yalgın. Biraz da köyünüz hakkında bilgi verir misiniz?

Bava Rıza: Benim ata köyüm, Kızılbel yani (Tawıra Qızılbeli) olarak bilinir. Atalarımız bu köye, Düzgün Dağının altında yer alan Dewa Khuresu adlı köyden çıkıp gelmişler. Kızılbel köyünü bizim atalarımız kurmuşlar. Kızılbel köyümüz, Pülümür ilçesine bağlı Kırdım köyüne ait bir kom, pag. Mezradır yani. Köyümüze; Balaban deresinin Sansa mevkiinden ulaşılır. Orası yalnız bizim için değil, başta tüm Kurêşan mensuplarının ve çevre köylerin
kutsadıkları bir kutsal mekandır, Hewştir. Kurêyşan Ocağının ikinci önemli mekânıdır. Benim atam olan Derwêş Davud’un oğlu Dervêş Süleyman’ın (Dewrês Sılêma) kutsal yatırı (Hews) Kızılbel köyündedir. Burası taliplerimiz ve çevre aşiretler tarafından kutsanmaktadır. Burada yaz aylarında yüzlerce kurban kesilir ve Cemler / Civatlar, erkânlar bağlanırdı.

Yalgın: Derwêş Süleyman hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Bava Rıza: Derwêş Sılêman, derwêşlik vasıflarının tümünü yerine getiren, gerçek bir erenmiş. Erdoğan bey, atalarımız derler ki, Dersim’de ve özellikle de Duzgın Bava muhitinde Avdel Musa’nın (Abdal Musa) askerleri, yani görünmeyen o askerler (!) varmış. Bizimkiler Kızılbel’e yeleştikten sonra Avdel Mısa’nın bu askerleri; bizimkilere tebelleş olmuşlar. Bizimkilerle bu askerler arasında bir çok kavga-savaş çıkmış. En son nitekim Derwêş Sılêman’ın oğullarından olan Derwêş Mustafa, Avdel Mısa’nın askerleri tarafından vurulur. Uzun savaşlar-çarpışmalar yaşanır. Derken sonunda bizimkiler kazanır ve Avdel Musa’nın askerleri bu memleketi, Dersim‘i terk edip giderler. Kızılbel de bizimkilere kalır. Tabi bütün bu anlatımlar içinde bâtıni sırlar vardır. Avdel Mısa’nın askerleri bâtın askerleridirler. Hiç kimse bunlara karşı duramaz! Bir tek bizim Kızılbel’deki Derwêşlerimiz Avdel Mısa’nın askerlerini yenmişlerdir. Bu askerler, evlere girer. Evlerdeki yemekleri yer, evin xêr-bereketini kaçırırlar, yok ederler.

Yalgın: Peki Pirim, neden size derwêş demişler? İsterseniz biraz Dewrêşlik hakkında konuşalım?

Bava Rıza: Erdoğan bey, sende bilirsin ki Derwêş topraktır. Toprak her şeydir. Toprak neleri örtmemiş ki? Kimler toprağın üzerinde yürümemiş, tepinmemiş, savaşlar-barışlar yapmamış ki? Kimler toprağın altında çürümemiş ki? İşte Derwêş de bu topraktır. Derwêş sabırdır! Derwêş malsız-mülksüz, çıplak bir insan-ı kamildir! Herkes Derwêş olamaz! Derwêşlik hırkasını giyemez herkes! Derwêş saz ile, söz ile konuşur! Kefş-i keramet sahibidir! Bâtıni ilmini, nefsini körelterek elde etmiştir. İnancımızda Derwêşlik makamı haktır! Derwêş hakikatin kapısıdır! Bizim Kurêşan Ocağının pirleri kendi taliplerine giderler. Onlarla halleşirler. Cem-Cemaat yaparlar, çıralığını / haqullahını alırlar. Fakat onların sorgularını yapmazlar. Onlara derler ki “Varsa sorgu-sualleriniz; gidin Kızılbel’deki Dewrêşlere görünün.’’ Yani taliplerin sorgularını, bizim Kızılbel derwêşleri yapar. Yani ocak içinde, sorgu suali biz yaparız. Hakkı hukuku biz sağlarız. Bizim adaletimiz şaşmaz. Talipler kendilerini, bizim adaletimize rızalıkla teslim ederler. Erkân tarıkini hakkaniyetle kullanırız. Aslında bu adalet anlayışı, bütün Dersim Ocaklarında, pirlerinde vardır. Adalet ve vicdan, inancımızın şah damarıdır. Yeter ki tarikten / yoldan çıkılmasın. Erkâna teslim olunsun. Xızırın tariki doğru tutulsun.

Yalgın. Sizin ailenizden herkes tenbur çalar ve beyit / nefes söyler mi?

Bava Rıza: Evet, Kızılbel‘de hemen hemen herkes tenbur / bağlama çalar ve kendi ayetlerini çağırır. Her derwêşin bir makamı, perdesi vardır. Ayeti / sözü vardır. Bu alan bir ulu deryadır, tabi ki bilene. Her kuşağın, herkesin kendine has ayrı bir perdesi vardır. Biz buna Derviş Dıl (Dewrês Dıl) perdesi, Dewrês Hesenê Deri perdesi, Kekê Dewrês Wusıv’i perdesi, Dewrês Hesenê Tızvaz’i perdesi ve daha bir çok perde, bizim derwêş ailemize aittir. Bizim perdelerimizi bizden başka kimse vuramaz! Çünkü bunlar bizim kendi anadilimizde hakka
çağırma dualarımızdır. Yani hakka çağırma dualarımızı biz perdelere dökmüşüz. Sazla, perdeyle dile getiririz. Turnanın avazı bizim dilimizdedir. O dil Xızırındır!

Yalgın: Cem-i cıvatlarınızı nasıl yapardınız?

Bava Rıza: Kızılbel Seyitleri, derwêşleri cemlerimizi kendi evlerimizde, taliplerimizin evlerinde yapardık. Böyle Cemevleri yoktu. Bu Cem evleri yeni yeni uyduruldu. (…?) Tabi bu da normaldir. Çünkü her birimiz bir yere dağıldık. Yol-Erkân dağıldı. Talip bir yana düştü, Pir bir yana. Yeni nesli artık tanımaz olduk. Oysa eskiden bu böyle değildi. Anasından doğmuş olan talibimizi, kundaktan hakka yürüyüşüne kadar biz pirler tanır, onlarla sohbet eder, yolun gereğini onlara anlatırdık. Çünkü onlar, bizim gözbebeğimizdir. E şimdi yaşlı taliplerimizi bile görmeyeli unutmuşuz. Erdoğan bey, bu çok acı bir durumdur, ama gerçek böyledir. Cemlerimizi biz on iki perde ile çalıp-söylerdik. Biz buna kendi dilimizde Kılamê Heqiyê deriz. Yani hakka olan dualarımızı dileklerimizi Türkçe değil, kendi ana dilimiz olan Kırmaci / Dımıli dile getirirdik. O hakla buluşma anı, başka bir andır. O an, ateşle buluşma anıdır! Yani telli saz eşliğinde dualar yapardık. Dualarımızı, gulvanglarımızı perde vurarak hakka çağırırdık. Yolumuzun istikameti, 1980’lerin sonundan itibaren kesintiye uğradı. Köylerde bağladığımız o Cem-i cemaatlerimiz artık yok! Pir-talip ilişkisi kesildi! İşte bütün bunlar; istemeyerek de olsa insanlarımızın kendi tarihine, yoluna yabancı olmasına sebep oldu.

Yalgın: Kılamê Heqiyê’de en çok neleri dile getirirsiniz, kime niyaz edersiniz?

Bava Rıza: Kılamê Hekiyêlerimizde en başta Xızırı anarız. Wayirlerimize yakarırız! Ya Kurêşi, ya Duzgın diye devam ederiz. Dersim evliyalarını anardık. Zaten onlardan başka da kimimiz var ki? Bizim Kılamê Heqiyêlerimiz ağlamaklıdır. İçlidir, dertlidir! Hakka çağırırken nefesimiz titrer. İnleyerek kendimizden geçeriz. Tewt‘e düşeriz, ateşe düşeriz. Ne bileyim işte, o an..

Bava Rıza’nın 3 Telli Curası

Yalgın: Sizin üç telli ve siz şelpe tekniği ile çalıyorsunuz?

Bava Rıza: Evet ben üç telli Cura ile hakka çağırırım. Parmaklarımla çalarım. Ben Curamla aynı ruh ve nefes olurum. Hakkı ve kutsal atalarımızı bu üç telle ararım. Diğer büyüklerim de değişik perdelerle çalarlar söylerler, hakka çağırırlardı. Şimdi çocuklarım da kendi perdeleriyle hakka çağırırlar. Onlar karşısında mutluluk duyarım, sevinirim.

Yalgın: Eskiden pir-talip ilişkileri nasıldı, biraz o günleri anlatsanız?
(Bu soru üzerine Bava Rıza’nın gözleri buğulandı ve o bariton sesine kırgınlık düştü konuşurken..)

Bava Rıza: Pir; bir köye taliplerine gittiği zaman talipler, karşılamak için yollara dökülürdü. O ne biçim bir alakaydı, Erdoğan bey inanın anlatmak zor. Çala-çocuk yaşlı-genç köylerine giden Pirini karşılarlardı. Atının üzengisi ni, yularını tutmak için talipler kendi aralarında yarışırlardı. Çünkü herkim ki önce atın yularını tutarsa,

Kurêşanlı Bava Rıza (1934)

Pir, o evin misafiri olurdu. Piri misafir yapmak için talipler, bazen kendi aralarında tartışırlardı. Sonunda bir ev konak tutulurdu. İşte o ev bir Cemxane olurdu. Herkesi bir heyecan sarardı. Kurbanlar kesilir, lokmalar yapılırdı.Bizim itikatımızda post, “Pir postu’’ diye bir şey yoktur. Bu kelime bize ait değildir. Bizde ‘‘Pir döşeği’’ vardır. Pir talibine gidince hemen ona yatacağı bir yatak / döşek serilir. Pir, o döşekte oturur. Talipler gelir, muhabbet edilir akşama da cem / cemaat yapılırdı. Pir o evde gittiğinde, pirin yattığı o döşek aynı yerinde üç gün öylece kalır, daha sonra toplanılırdı. Bu süre içinde, köyde hasta olan yada zayıf çocuklar varsa o döşekte yatılırdı. Döşek kutsaldır.

 

Yalgın: Sizi tanıdığıma çok mutlu oldum, çok teşekkür ederim Pirim!

Bava Rıza: Sağ olasın, Haq raji bo!

Kurêşan Ocağının, Kızılbel Derwêşlerinden Bava Rıza Arca ile yapılan bu söyleşi Semah Dergisi’nin 26. Sayısında (Mart-Nisan 2016) yayınlanmıştır.

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı