İnanç

Kürtlerin, İslam Öncesi Gizemli Bilgilerinin Başlangıç ve Sonucu: SERENCAMNAME

Erdoğan Yalgın

Özellikle 90’lı yıllarda Türkiye ve Avrupa gündeminde görünüme çıkan Alevilik inancının yazılı metinlerinde sıkça bazı söylem dile getirilirdi. ”Kürt’ten Alevi olmaz! Kürt Alevi’si yoktur! Kendisine “Kürdüm” diyen “Aleviler” aslında Türkmen’dirler. Osmanlı zulmü karşısında dağlara sığınan ve sonradan, Farsça karışımı öğrendikleri bir dille konuşanlardır. Bu vesileyle  Alevi duaları, erkanları hep Türkçe yürütülür. Çünkü Alevilik bir Orta Asya yaratmasıdır. Alevilik Anadolu İslam’ıdır, Alevilik Anadolu Müslümanlığıdır, Alevilik Türklüktür!” ve benzeri gayri ciddi tezler üretildi, yazıldı, anlatıldı. Köylerden kentlere doğru gerçekleşen zorunlu göçlerle Alevilerin geleneksel hafızaları, bu yalanlarla kirletildi. Oysa söz konusu inancın bütün temel ve arkaik kavramlarının çoğu Kürt dillerine ait kavramlardı. İnancın temel ayinleri, yürütülen erkanları, bayram ve şenlikleri, kutsal günleri dahi tarımsal faaliyetlerin bir ürünü olarak, gelenek-göreneklerinin tümü, Mezopotamya topraklarında ortaya çıkmıştı. İnancın felsefi düşün dünyası, evrensel normlarla bezenmiş ve Kadın Anaya verilen değerler, türlü hurafelarla,  dogmatik masallarla asla uzlaşamazdı.

Yine bu topraklarda ekolleşen-okullaşan kadim Aryenik kültürel değerlerle şekillenmiş ve Kürt dilleriyle kavramsallaşmış bu inancın, nasıl da sözde bilimsel tezlerle ters-yüz edildiğine hep beraber tanıklık ediyorduk. Geldiğimiz bu noktada üretilen gayri ciddi tezlerin, o dönemde yazılan kitapların, söylemlerin tümü şimdi çöp oldu! Ağaca yazık!

Evet! Hemen yanı başımızda İran ve Irak Kürdistanın da yaşayan genel adlarıyla Yarasanların (Ehl-i Haqlar, Kakailer, Şebekler  vs..), kendi ana dilleri olan Kürtçe dilleriyle yazılmış bir çok eseri bulunmaktadır. Bunların en önemlileri arasında yer alan “Serencamname” kitabıdır. Serencam; İslam öncesi  kadim bilgilerin batıni yorumlarla gizlenen felsefi düşüncelerin kaynağıdır. Sîtav yayınları tarafından önce kitabın orijinali olan Kürtçe ve şimdi de Türkçe çevirisi yayınlandı. Dr. Sıdıq Sefizade (Borekeyi) tarafından hazırlanan-yorumlanan kitaba ön sözünü İsmet Yüce yazmış. Bu çalışmamızda, kitaba ilişkin bazı önemli konuları içeren kısa bir değerlendirmede bulunacağız. Farklı konuları karşılaştırmalı olarak ele alacak, var olan ip uçlarını birleştirmeye çalışacağız. Şimdi başlayabiliriz;

Serencam’ın Ertimolojik Anlamları

İslam fetihlerinden gizlenen-batıni kadim bilgiler, Kürdi diliyle  Serencamname’de toplanmış. Kürtçede Serencam kavramı iki ayrı isimden meydana getirilmiş. Ser < baş; –encam < son, sonu, sonuç anlamlarına geliyor. Yani, başı ve sonucu olan. Başlangıç ve sonuç!  Anlamlarına geliyor. Başlangıçtan, an’a kadar olan süreç. Başa gelen ibretli sonuç. Başlangıç ve sonuç! olarak da anlayabiliriz. Bir işin, bir olayın sonu, akıbet – Başa gelen bir durum veya olay!

Ehl-i Haklar (Yarésanlar) kendi dilleriyle bu kitaba Kelam yada Kelami Xezane, Defter-i Perdiveri diyorlar. Kitabın Türkçe versiyonu “Serencam Mektubu veya Hazinenin Kelamı” üst başlığıyla ve “Yarsanların (Ehl-i Hak) Eski Metinlerinden Biri” olarak alt başlıkla verilmiş. Kitabı araştıran ve yorumlayan: Dr. Sidîq Sefîzade (Borekeyî) olup, Kürtçeden Türkçe çevrisini  Mihemed Ronahî yapmış. Kitap, 26 Mart 2021 tarihinde vefat eden Prof. Dr. Kadri Yıldırım hocaya adanmıştır. Kitap, 645 sayfada oluşmaktadır.

Kitabın giriş bölümünde, bu hazine şöyle anlatılır: ”Serencam, son, sonuç netice gibi anlamlara denk gelir.  Bu kitap, 1133 yılında doğduğuna inanılan Sultan İshaq ve müritlerinin, hicri 8. yüzyıldan itibaren yazdıkları metinlerin tümünü içerir. Bu metinler bir çok ilahi, vird, dua, mesleki ve dini geleneksel ayinlerde okunan şiirlerden oluşmakla birlikte aynı zamanda kurban ve adak törenlerinde okunan niyazlardan müteşekkildir. Bu konulardaki metinler sözlü olarak korunmuş olup, nesilden nesile sözlü kültür aktarıcıları tarafından aktarılmıştır (s. 31)”

Kürtlerin eski inançlarının yazılı kaynaklarına işaret eden Serencam metinlerinin, dilden dile dolaşarak sözlü kültürle hafızalara kaydedildiği anlaşılmaktadır. Bu da gösteriyor ki; özellikle Kürtler arasında İslam dışı gelişen eski inançların günümüzdeki devamcılarının sözlü kültürü, sözlü hafızası oldukça güçlüdür. Bu durum; Dersim merkezli Réya/Ra Heqi inancında da aynen korunmuştur. Kürdistan’ın İran, Irak parçalarında genel adı Ehl-i Haq olan inancın Dersim merkezli Kürt Alevilerinin kendi Kürtçe dillerinde ise Réya/Raa Haq tanımı ile karşımıza çıkmaktadır.  İran ve Irak Kürdistanındaki Kürtler arasında Ehl-i Hak ve Kakai inancı ile Dersim merkezli Kürt Alevileri (Réya/Raa Heq inancı) arasındaki sosyal, kültürel, dilsel ve inanç (ocak) ritüellerinin biri biriyle ne denli paralel bir düzlemde seyrettiği açıkça görülmektedir. İnanç önderlerinin isimleri, evliyalara ait mitik aktarımlar, kutsal objeler, ziyaret mekanları ve daha bir çok veriler, İslam dışı bu merkezi inançların kökeninde, Kürtlerin antik Aryenik kültürel değerlerin olduğuna işarettir (Yalgın, 2019: 7-17).

Edmonds, ilgili makalesinde Minorsky’nin Ehl-i Hak’larla alakalı Rusça yayınlanmış çalışmaları arasında “Kürdistan’da Doğruya Tapanlar” isimli bölümden sözeder. Yani Minorsky, Ehl-i Haklar için “Kürdistan’da Doğruya Tapanlar” diye niteler (Edmonds, 1997: 514)“ Kısaca tanımlayacak olursak; Ehl-i Haq < doğrunun adamları manasına gelirken Réya/Raa Haq ise Doğru yol, doğru insanların yolu manalarını ifade eder.

Bu inancın bir diğer ayağını ise Şengal merkezli  Kürtlerin kadim Ezidi inancı oluşturmaktadır. Bu üç merkezli eski Kürt/Mezopotamya inancının bütünleyici tanımı ise Yarasan, Yarsanizim, Ezdan inancı olarak yazılı literatürde yer almaktadır. Bu kısa bilgiden sonra tekrar asıl konumuza dönebiliriz;

Evet, Serencam Kelamı toplamda 6 ayrı bölümden, bab’dan, kitaptan oluşmaktadır.  Bu metinlerin farklı asırlarda yazıldığı da anlaşılmaktadır. Serencam ortalama bilinen tarihiyle 7. (1203-1299) ve 8. (1299-1397) yüzyılda, Yolun Pirleri tarafından kaleme alındığı sanılmaktadır. Fakat diğer ilgili kitaplarda söz konusu Serencamda yer alan bilgilerin, geçmişi,  aslında taa hicri 528, miladi 1133-1134 yıllarına kadar geriye gider. Bu yıllarda Perdiver’de Şeyh İsa Berzenci’nin evinden yola çıkan Pir Sahib’in, hakikat dinini aşikâr ettiği görülmektedir (Soltani, 2017: 257). Bununla birlikte, Serencam’ın daha sonra Hacıbektaş Veli Velayetnamesine (1500’lü yıllar) ve yine Buyruk (1500) metinlerine kaynaklık ettiği anlaşılmaktadır. Serencamnamedeki  mitik  aktarıların, temel felsefi düşüncelerin değişik varyantlarının aynen bu eserlere de geçtiği gözlemlenmektedir (Soltani, 2017: 259).Yani HBV Velayetnamesinin ve gerekse Buyruk metinlerinin asıl kaynağı Ehl-i Haq (Yaresan) Pirlerinin antik çağlardan beri anlatılagelen bilgilerin kendi yaşadıkları zamanın ruhuna göre yeniden dizyan ederek Kürtçe dilleriyle kaleme aldıkları anlaşılmaktadır.

Kitapta adı geçen Arya coğrafyasında asırlar boyu anlatılan ve kendilerine kutsiyet atfedilen efsanevi şahsiyetlere yer verilmesi, bu inancın ne denli eski/ kadim olduğuna bir işarettir. Bir diğer tarafı ise bu inancın bir Mezopotamya inancı ve bu coğrafyada bir Kürt yaratması olduğunun kanıtıdır. Kitapta adlarına yer verilen  “Hoşengê Pêşdadî”, “Cemşîd ”, “Fireydûn ”, “Keykawus”, “Efrasyab”, “Keyxesrew”, “Nozer”, “Menuçehr”, “Qubad”, Sam “Feramerz”, “Sohrab”, “Behram”, “Zeware”, “Guderz”, “Gîw”, “Areş”, “Dara”, “Selem”, “Tûr” vb. gibi kahramanlardan Fîrdewsî’de, Ebû Reyhan Bîrûnî’de ve Taberî’de de çok kez bahsedilir. Aynı şekilde Zerdeşt, Mani ve Mazdek gibi eski peygamberlerin isimleri de burada çokça geçer (s. 64-71) Bunların hepsi Kürt ve Fars edebiyatında adlarına efsanevi anlatımlar örülmüş şahsiyetler, kahramanlardır. Yine Serencamname’ye daha sonraki asırlarda eklenen bölümlerde ise tek Tanrılı dinlerin peygamberlerinden de (Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed) kısa da olsa bazı atıflar yer almaktadır. Ki bu da aslında, dış taarruzlara karşı uygulanan korunma refleksiyle sadece bir takkiyeden ibarettir. Gayet normal ve anlaşılırdır!

Serencam Metinlerinde Geçen Şii-İslami Öğeler

Serencamname de İslami, Ehli beyit kavramlarına fazla yer verilmez. Mesela sadece  7-8 yerde Kerbela adı yer almışken, Ehl-i beyt kavramına hiç yer verilmemiştir. İmam Ali’nin eşi, peygamber Muhammed’in kızı Fatıma hiç yoktur. 12 İmamdan söz edilmez! Sadece 2-3 yerde Hz. Muhammed adına yer verilir, hepsi o kadar. Topluluk tarafından Sultan Sahak, İmam Ali’den üstün tutulur. Ki bu İslami şahsiyet ve kavramlar, inancın Kürtçe metinlerine çok sonradan eklenen bölümlerde yer aldığı açıkça gözükmektedir. Bu da gösteriyor ki, İslamiyet’in iyice yayılması ve devletleşerek kökleşmesiyle birlikte, İnanç topluluklarının kendilerini koruma amaçlı bir takkiye uygulamasına gittikleri açıkça görülmektedir. Bir diğer olasılık ise İmam Ali ailesine yapılan baskıcı, yok etme politikaları karşısında İnanç topluluğunun, siyaseten bu ailenin yanında yer almaları mümkün gözükmektedir. Aksi halde Serencamnamede yazılanların İslami kural ve kaidelerle ve özellikle de Kur’an ayetleriyle asla bağdaşmadığı görülmektedir.

Serencam’a ve İnancın Felsefesine Dair Bazı Görüşler

Kitap, Kürtçe Hewramani-Gorani lehçesiyle yazılmıştır. Serencam metinleri hakkında konunun uzmanlarından olan M. Reza Hamzehee, Zerdüştlerin kutsal kitapları olan Avesta’da anlatılanlarla Serencam ’da anlatılan felsefi bilgilerin, birbiriyle örtüştüğünü belirterek,  şu tespiti yapar:

“Serencam, muhtemelen en önemli Yaresan metnidir. Aynı şekilde Yaresan metinlerinin en eskilerinden biri olarak da düşünülebilir; Zira Yaresan dininin ilk merhaleleri hakkındadır. Bu metin Goranice, yani cemaatin dinsel dilinde yazılmıştır… Metin Gorani nesir biçiminde başlayıp nazım olarak devam eder. Yaresan şiirlerin çoğu, her bir mısrası on heceli beyitlerdir” (Hamzehee, 2009: 63, 64).

Bahoz Şavata, Yaresan inacının kökleri hakkında eski Arya kültürel değerlerine vurgu yapar;

“Zerdüşt inancı ile anlam kazanan yaratılış şekli bütün Mecusilerce benimsenmişti. Günümüz Kürdlerin bir kısmının “Ehl-i hak/ Yaresani” inancının Mecusi yaratılış inancı ile benzerliği gözden kaçmamıştır. İslamiyet sonrası gelişen bu inanca göre her şey tanrıdan gelmiş, her insan tanrıdan bir parçadır. Her şey ona dönecektir vs. Yine “Ehl-i hak” inancının Kürdistan orijinli olması bir tesadüf değildir” (Şavata, 2015: 249).

Diğer yandan Bazil Nikitin, incelediği yerli-yabancı kaynaklara da dayanarak Ehl-i Hakların, Kızılbaşların ve hatta Nusayrilerin Pagan olduklarını, Pagan ayinlerini hala bile icra ettiklerini bellirtir.

Fr. Cumont, Minorsky’nin eserini ele alıp özetleyen kitabında (Suriye, 1922, s. 262-263), Nusayrilerde ve Kızılbaşlarda olduğu gibi, Ehli Hak mensuplarında da “paganizmin çok eski âyin usullerinin muhafaza edildiğini” söylüyor. Bizim verdiğimiz şu kısa bilgiler okura Kürtlerin dinsel hayatının ne kadar zengin ve çeşitli olduğunu, ve hâlâ ne büyük bir araştırma alanı olma niteliği taşıdığını gösterebilirse çok mutlu olacağız. işte bir örnek:” (Nikitin, 1991: 427).

Ömer Uluçay’da ilgili eserinde inancın antik çağlardan süzülüp gelen ve her zaman diliminde ise kendisini çağa göre yenileyen  sistematik ve direngen bir inanç olduğuna vurgu yapar:  “Kürt klanlarının yarattığı Ehl-i Hak inancının temel değerleri, kadim Ortadoğu inançlarının üzerinde yükselmektedir. Anahita, Zerdüştlük, Zervanilik, Manicilik, İslamiyet, Hristiyanlık, Hindu inancı, Tevrat, Zebur, Kur’an, Suhuf ve benzeri bir çok inancın pozitif ilkelerininin harmanlandığı senkretik/ bağdaşımcı/ karma bir sosyo dinsel doktorin/ öğretisidir. İnancın, Kürtçenin Gorani/ Lori dilinde, Teolojisine ilişkin bazı yazılı kaynakları bulunmaktadır (Uluçay, 2010:51, 99,100).

Batıni Bilgilerin Saklandığı Kutsal Kelâm-ı Serencâm

Kelâm-ı Serencâm Kütçe-Gorani dilinde yazılmış ilahi bilgiler içermektedir. Şirsel bir üslupta yazılan bu metinlerin; farklı zamanlarda kaleme alan yolun Pirleri olsa da yaygın inanca göre, Tanrının Kelamı olarak da kutsanmaktadır (s. 46). Yine “Ehl-i Hak inancına sahip kişilerin çoğuna göre bu kitabın içeriği aslında vahiydir. Onlara göre bu kitap dini kitaplar arasında en kamil olanlardan biridir ve dünyadaki her şeye dair içeriğe sahiptir. Yani dünyanın bütün yönlerine dair özel bir emir ve ilkeler bütünü vardır içinde (s. 208). Oysa Müslüman dünyasında sadece Kur’an’ı Kerim; Cebrail tarafından İslam Peygamberi Muhammed’e indirilen ve hiç değiştirilmemiş olduğuna inanılan Tanrı kelamıdır. Bunun dışındakiler Tevrat ve İncil de dahil, diğer kutsal kitaplar değiştirilmiş yada tahrif edilmişlerdir. Müslümanlar (İslamiyet) ile Yaresanlar (Ehl-i Haklar, Kakailer, Ezidiler, Réya/Raa Heqi-Aleviler) arasındaki temel fark, zaten buradan kaynaklanmaktadır. Bir diğer ayrım ise sadece inanç kuramları üzerinden değil, aynı zamanda etnik kimlik üzerinden de ortaya çıkmaktadır. Arap, Türk, Fars halkları kendilerinden olmayan Kürtlerin sadece Müslüman olmayanlarını değil, tam aksine Müslüman olan Kürtleri de dahil etnik kimliklerinden ötürü dışlamışlar-yok saymış ve hatta toplu katliamlardan bile geçirmişleridir. Bu süreç, asırlık bir sorun olarak hala bile devam etmektedir.

Ehl-i Haklar Serancam’da yazılan manzum metinlerin Kelam-ı Serencam yani başı ve sonu belli olan. başlangıcı ve sunucu olan, son, sonuç“ anlamlarına geldiğini belirtmiştik. Yine Serencam; insanlık için en doğru yol olan Tanrısal nihai hükümler olarak bilinir. Ehl-i Haklara göre Serencam semavi, tanrısal bir kitaptır (s. 46).

Dersim merkezli Kürt Alevileri de (Réya/Raa Heqi) ozanlarının, filozofların anlam bütünlüğünü sağlayan ve kendi içinde bağımsız dize topluluğunu oluşturdukları nazım dizeli metinlerine “Kılam, Kelam, Nefes, Ayet, Dubeyt, Beyit, Deyiş“ ve benzeri tanımlarla sıfatlandırdılar ki Bu durum; İslamiyet’te ve Müslümanlar tarafından kesinlikle kabul görmemektedir. Onlara göre Kelam ve Ayet, sadece Kur’an-ı Kerim olup ve bunlar değişmez Tanrı sözleridir.

Öte yandan Serencam metinlerine ait bazı bölümlerin içeriği felsefidir, bu bilgilere ”yüksek ilim“ de denir. Bu bölümlerde Kürtçedeki  felsefi terimler kullanılmıştır. Nitekim bu felsefi terimler çoğu kirşlerce hala bile anlaşılmamaktadır (s.47). Burada daha çok batıni bilgiler ve felsefi düşünce teoremi işin içine girmiş oluyor. Dolayısıyla kitabın asıl içeriğinin herkes tarafından bilinip, bilince çıkarılmaması ve özlü bilgilerin sıradanlaştırılmaması, kirletilmemesi gerektiği aklılara geliyor. Zira, yine bir Kürt filozofu olan Sühreverdi (1151-1191) de Hikmet el İşrak  eserlerinde ortaya koyduğu “felsefenin herkes tarafından bilinmemesi gerektiğini” dile getirir (s.47). Kürt Alevilerin de sürekli neden yazılı bir tarihlerinin olmadığına dair eleştirel  yaklaşımları hep vardır. İşte bu sorunun temel cevabı bu felsefi yaklaşımda, bu batıni teoremde-kuramda yatmaktadır. Mesela Yolun Pirleri, filozofları; Müslümanlaşmamış Kürtlerin gerçek inançlarının İslamiyet olmadığını, İslamiyet’ten de önceki asırlarda yaşadıkları arkaik bir Aryenik kültürel değerlere işaret ettiğini, hangi dille ve yöntemle anlatabilirler yada yazabilirlerdi ki? Böyle bir hakikatin yazılması ve okunarak bunun söylem haline getirilmesi, Müslüman devletleri tarafından Alevi toplumuna karşı zaten var olan olumsuz tavırlar, daha da şiddetli bir düzeyde kendisini hissettirecekti. Bu vesileyle yolun felsefi bilgileri hep batıni normlarla ele alındı. İşin bir diğer tarafı ise inancın tek tipe bir formatla ilelebet aynen dinselleştirilerek devam edilmesinin, tabulaştırılmasının, atıl bırakılmasının önüne de geçilmiş oldu. Aksi halde bugün ”yolun bir, süreğin de bin bir olması” düşünülemezdi.

“Sultan Sahak Berzencî de; felsefi konuların üstü kapalı, yani imalı konuşulması gerektiğini belirtmiş ve felsefi konuların halka aktarımında mutlak anlamda kinaye yapıp direkt ve açık bir şekilde aktarılmaması gerektiğini söylemiştir:

“Raz nekeran faş, raz nekeran faş, Hana ey yaran raz nekeran faş, Î waçe we remz waçin perê taş, Neka Serencam puxte bin ne daş < Yani: Yarsan’ın sırlarını aşikâr kılmayın. Feryat ey mürit ve yarenler, Yarsan’ın sırlarını aşikâr kılmayın. Bu hikmeti yaranlara üstü kapalı anlatın. Ya da sonunda yaptıklarınızın tandırında pişin“(s. 47,48). Görüldüğü gibi oldukça anlamlı ve bir o kadar da sarsıcı ezoterik bir bilgi aktarımı ile karşı karşıyayız!

Aslında günümüzde karşılaştığımız bu içsel kaotik sapmaların nedenleri, işte taa buralarda aranmalıdır. Yani batıni, felsefi bir dille inancın asıl kaynağının İslamiyet olmadığı, ondanda önce Mezopotamya’da yaşanan neolitik çağdan beri (mö. 12 binler) Aryenik kültürel değerlerle beslenmiş İnsan-Doğa eksenli, insanın tanrısal bir güçle bezendiğini ima eden metinlerin günümüzde hala bile anlaşılır olmayışından kaynaklanmaktadır.

Yarasan Kavramının Etimolojik Kökenine İlişkin

Yarsan kelimesi “Yar” ve “San” olmak üzere iki kelimeden türer. Yar kelimesi Kürtçe ve Farsçada ortak, tanıdık, dost, âşık, arkadaş gibi kelimelere tekabül eder. Yar kavramının kökü olan Ya ise bir yüceltme sıfatı olarak kullanmaktadır. Buna göre Ya Xızır, Yarabbi, Yade (ana). Yine San kök kelimesi de Goranî lehçesinde ve eski Farsçada şah ve kral anlamlarına gelir. Serencam’a göre San ya da Şahlık demek; Allah’ın tecellisi (Allah’ın sıfatı, tanrısallık) demektir. Yani bu söz, Allah’ın aynası gibi yorumlanmış ve iki kelime birleşince de Sultan İshaq’ın inanları, takipçileri ve müritleri için kullanılmış. Bu yüzden de Sultan İshaq’ın yolundan gidenlere Yarsan denir. Onlar Allah’ın tecelli rütbesine inanmışlardır. Sultan İshaq hicri sekizinci yüzyılda, İrani eski inançlardan diğer ilkel inançlardan ve İslam öncesi ile İslami bütün yorumları meczederek kendi yol ve yöntemini oluşturup böylece Yarsaniliği ortaya koymuştur (s.48). Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus vardır. o da  Yar- San kavramların morfolojik açılımları içerisinde  Allah’ın tecellisi (Allah’ın sıfatı, tanrısallık) tamlamalarının yer aldığıdır. Bu istikamette, bilinçli olarak eski Mecusi-Zerdüşti Pir-i Muganların-bilginlerin İslamiyet’i-Müslümanları bölmek-parçalamak için İmam Ali’nin tanrısal bir yanının olduğuna ve Onun yolundan gidenlere Alevi-Şii dendiğinin retorik söyleminin asıl kaynağının işte bu Aryenik kadim inanç ve bilgilerden meydana geldiği açıkça ortadadır.

Yetmiş İki Pir

Serencam’ın “Barge Bargeh” bölümünde Sultan İshaq’ın müridi olan 72 Pir’ den söz edilir. Bu yetmiş iki Pir, farklı şehir ve bölgelerden Ona-yol’a hizmet etmek için gelmişlerdir. Bu kişiler rehberlik ve mürşitlik rütbesinde olup, dini törenler düzenlenirken onların inanç önderleri olan Delil’lerden daha özel bir konumu vardı. 72 sayısı, Yarsan ayinleri sisteminde Pirleri ifade eder. Ama bu sayı eskiden İranlılar (Aryan) arasında da kutsal bir sayıydı. Yasna yani Avesta’nın en önemli bölümlerinden biri de 72 bölümden oluşur. Aynı zamanda Zerdüşti’lerin bağladığı kuşak ta 72 iplikle örülür.

Yarsanilerde kutsal görülen bu sayı kaynağını Avesta’nın Yasna bölümünden alır. Serencam’ın en önemli bölümü olan Barga Barge de 72 şiirden oluşur ve 72 Pir tarafından yazılmıştır. Bu şiirlerin konusu genelde İran’da ve dünyanın farklı yerlerinde Allah’ın görünen işaretleriydi. Aynı şekilde bu şiirlerin bir diğer konusu da Allah’ın peygamberlerinin ve evliyalarının özellikleriydi (s.56).

Ayrıca Avesta da ve Zerdüştilerde 72 renkli  iplikle örülen ve ergenlik çağına gelen gençlerin beline bağlanan kuşakla-kemerbest ritüeliyle yola kabul edilme erkanı vardır. Bu inançsal-kültürel gelenek, geçmiş yıllarda Alevi toplumunda da aynen uygulanırdı. Ve özellikle erkekler ergenlik çağında bellerine bağladıkları bu kutsal kuşakları, hakka yürüyene kadar çıkarmazlardı. Bu uygulamaya kadın Analar da dahildi. Kemerbest törenleri, genellikle Newroz günlerinde yapılırdı. İlk baharın başlanğıcı olan Newroz; Zerdüşt‘ün kutsal Avestasında “Navjote“ olarak anılmaktadır. Navjote; “din’e giriş“ töreni olarak bilinen “yeni doğum“ anlamına gelmektedir. Bu günde, ayinler eşliğinde Zerdüşti ergen (7-15 yaş) çocuklar; beyaz yakasız gömlek/ sudre (iyi yol) giyer ve  yıldızlı kutsal kuşak (kusti/ kosti) bağlayıp yeni doğuma ayak basarlar. Bu ayinsel törenle Zerdüştlüğe, yani yola (iyi düşünme, iyi konuşma ve iyi davranış/iş yapma) erişirler (Taraporewala, 2002: 24, 79, 80; Yıldırım, 2012: 544).

Buradaki “yeni doğum“, Alevilerin toplanarak kadın-erkekli ölü girip-diri çıktıkları Ayin-i Cem’lerine işaret eder. Lakin bu etap, yeni bir doğumdur. Bu kuşak, 72 iple örüldüğünden, itikat süreğindeki “72 millet“ felsefesini vücuda getirmiştir. “72 millete bir nazarda bakmak!“ özdeyişinin başlangıç noktasını bu Zerdüşti bilgi oluşturur ki; Mezopotamya kökenli Aryenik  bir bilgidir. Burada matematiksel bir kavrayış da  söz konusudur. Yani bâtıni manada 1’in; 72’yi, kendi belinde/dünyasında tutmasıdır. Aynı zamanda burada, uzaysal bir gizemliliğe de işarete edilmektedir. Zira Alevilikteki “kemerbest/ tığbend“ olayı aynen yukarıda aktarıldığı gibidir. Ergenlik çağındakiler Newroz/ Navjote gününde, icra edilen Ayn-i Cem merasimiyle bellerine üç defa dolayarak taktıkları bu kuşağı, hakka yürüyene kadar bellerinden çıkarmazlar. Yine ergen kızların, evlendikleri zaman babaları yada kardeşleri tarafından sembolik olarak bellerine bağlanan kemer-kuşak da, aynı içerikteki verileri oluşturur.

Hani Yunus’un ağzından sıkça dile getirilen 72 Millete bir nazarda bakılması gerektiğinin sözü de işte bu Aryenik değerler neticesinde meydana gelmiştir. Dahası Müslümanlarca dillendirilen bir Hadist’te İslam Peygamberinin 72 fırka kuramının asıl kaynağının da yine burası olduğu böylece rahatlıkla anlaşılmaktadır.

Kırklar (Çilten)

Serencam metinleri arasında ”Kırklar (Çilten) Dönemi“ olarak yer alan Kırklar, zamanın Şairleri-filozofları tarafından eski anlatılar üzerinden en son 1300’lü yıllardan itibaren dillendirilmiştir.

”Serencam’ın dördüncü bölümü olan ve “Kırklar (Çilten) Dönemi” olarak bilinen bu kitap (s. 385), Yarsanların arif ve bilgeleri tarafından Kürtçenin şirin lehçesi Goranca ile yazılmıştır. Konularından bazıları eski İrani irfani metinler ile benzerlikler gösterir. Bu bölümün şairleri olağanüstü zeka, akıl ve derinlikleriyle bu kavramları kendi şiirlerine de aktarmışlardır (s. 385). Tanımına yer veren kitabı yorumlayan araştırmacısı Dr. Sidiq Sefizade (Borekeyi); Aryanların özellikle Zağros merkezli inançları içerisinden süzülüp gelen Zervan inancının Kürt Yarasanları (Ehl-i Hak, Réya /Raa Heqi, Ezidi e.y.)  arasında hala yaşatıldığının altını çizmektedir.

”(…) Karanlık ise kötülük, savaş, ve ölümdü. Hep aydınlığa karşı savaş içerisindeydi ve bu dünya da Az’ın elindeydi. Onun tek dileği Zerwan’a galebe çalmak idi. Fakat Allah aydınlığı sevdiği için Kırklar’ı aydınlıktan yarattı ve onlar sayesinde karanlık, savaş ve ölüm tanrısı Az’ da onlara yalvarıp kendi ülkesine dönmek zorunda kaldı” (s. 385).

Allah Kırklardan sonra bir kısım melek daha yarattı, sonra da gök, yer, yıldız, ay, güneş, gece, gündüz ve insanı yarattı. Amacı Yedileri, Yedilileri ve Kırkları yarattıktan sonra onların bu dünyada insanlara rehberlik yapmalarını sağlamaktı. Böylece hicri sekizinci yüzyılda onları insanların bedenine yerleştirip insanların doğru ve hak yolu bulmalarını amaçlıyordu. Bu inanç Manilerin inancına çok benziyor. Maniler de bu yaşamın iyilik ve kötülük, aydınlık ve karanlık üzerine kurulduğuna inanıyorlardı ve onların bir gün birbirinden ayılması gerektiği, eski hallerine döneceği düşüncesi vardı. Zaten o zaman da dünyanın ömrü de bitecekti.“ (s. 385).

Serencam metinlerinde yaklaşık tam 100 yerde Kırklar adı geçmektedir. Kırklara dahil olan isimlerden de yine söz edilmektedir. Bu isimler arasında Hz. Muhammed ve İmam Ali’nin adları da zikredilmemiştir. Sıkça Kırkların Kor ateşinde, Kırkların şarabından söz edilir.

Hicri 7.yy. miladi 1300’lü yıllarda  yaşayan Pîr Mûrad; Bilge ve ferasetli bir pirmiş. Felsefe, hikmet ve batıni ilimlerde ileri seviyedeymiş. Sultan İshaq’ı çok sevmiş ve ondan icazet aldıktan sonra halka rehberlik yapmak üzere ayrılmış ordan. Bir şiirinde Kırklardan söz eder. “Ew dilê çilten, ew dilê çilten, Bargey şam wisten ew dilê çilten  < Kırklar arasında, kırklar arasında, Şahımın karargâhı kuruldu kırklar arasında…” (s.187).

Alevi literatüründe Kırklar, ilk yazılı kaynaklar arasında 16.yüzyılda yazıldığı sanılan Buyruk metinlerinde geçer. Buradaki tamlamalar ise İslam peygamberi Muhammedin, peygamberlik sıfatıyla bu Kırklar meclisine alınmadığı işlenir. İşte bu Kırklar meclisi 1500 lü yıllarda yazılan Buyruklardan daha öncesinde Serencam metinlerinde 1300’lü yıllarda yer almıştır. Ancak 1300’lü yıllarda yazılan bu metinlerin asıl kaynağı ise taa geçmiş asırlara, İslamiyet’ten önceki  yıllara uzanan sözlü aktarıların olduğu, metinlerin içinde harmanlanan Arya coğrafyasına ait hikaye kahramanlarının yer almasından anlaşılmaktadır. Fakat Serencamnamede; Çilten/ Kırklar ile ilgili yazılan nesir kelamlarda yer alan Arya edebiyatında işlenen bütün mitik anlatımlar, şahsiyet hikayeleri ve tarihsel doneler harmanlanarak verilmiştir. Buradaki Kırklar, Buyrukta anlatılanlarla oldukça zıt bir eksen çizmektedir (s. 100…). Söz konusu bu Kürtçe metinlerde ne Muhammed ve ne de ki  İmam Ali yer almamaktadır. Burası oldukça ilginçtir. Zira Türk Akademisinde bu kaynak (Serencamname) yok sayılarak, konuyla alakalı yazılan bütün sözde akademik-bilimsel makaleler, gerçeği bir bütün olarak  yansıtmamaktadır.

Yediler /Hetewan) Dönemi

Serencamnamede Kırklar’la birlikte Yediler de yer almaktadır. Alevilikte-Bektaşilikte sıkça dile getirilen 7’ler kutsal rakamının da 1300’lü yıllardan beri Serencam metinlerinde yer aldığına rastlamaktayız. Alevi-Bektaşilikte yediler: Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, Hz. Hatice, Hz. Selman-ı Pak olarak verilir. Yine bununla birlikte “yedi ulu Ozan” listesinde Hatayi, Nesimi, Fuzuli, Kul Himmet, Virani, Yemini ve Pir Sultan Abdal’ın isimleri sayılır. Evet buradaki rakam doğrudur ve fakat içeriği boşaltılarak sonradan değiştirilip, asılların yerine eklemeler yapılmıştır. Dahası zorlamayla bir yediler listesi oluşturulmuştur. Yani bunlarla, takiyenin hikayesi anlatılmaya çalışılmıştır, hepsi o kadar!

Serencamnamede Yediler (Heftten) şöyle anlatılır: “(…) Sonra Allah Binyamin adlı en yakın meleklerinden biri vasıtasıyla göğün yedi katını oluşturur. İsimleri de şöyledir; Sefefe Levhası, Etîqe Levhası, Cevher Levhası, İnci Levhası, Yakut Levhası, Mercan Levhası ve Elest Levhası.(s. 210, 562). Mesela burada adı geçen “Elest, Elest Levhası; Kakei el yazması Serencam’a göre göğün yedinci katıdır. Orada insanların ruhlarından vefakârlık sözü alınmıştır (s. 282). Yine yedi rakamlı bir çok kutsal inançsal ve kültürel değer yaratılmıştır. Meselâ Ebu’l Vefa-i Kurdi’nin(925-1017), çocuğu olmadığından, bir gün kendi kapısını çalan 7 erkek  gencin geldiğini ve Onun evlatları olduğunu söylediği, menakıpnamesinde anlatılır (Gümüşoğlu, 2006: 54). Bilindiği üzere Ebu’l Vefa-i Kurdi, Dersim Ocaklarında, Bektaşilikte olduğu gibi Ehl-i Hak inancında da kutsanan büyük bir şahsiyettir.

“Kırklar da diğer inananlar ile birlikte onunlaydı, Yediler kendi aydınlık dünyalarında ziyade ve ağırlardır, Diğer inananlar da ona yetiştiler“ (s. 143). Yedili ve kırklar, Hepsi de Yediler’e sığınmalı, Varlığı yaratan Allah’ın emriyle, İlk günden bugüne dek, Yediler yukardaki cihanda yardım için seçilmişler, Müjdeler olsun ki dini büyükler göründü” (s. 182).

Kırklar (Çilten) Kimlerdir?

Kırkların asıl ana kaynağının Kürtçe yazılan Serencam metinlerinde yer almaktadır. Buradaki anlatım teması içerisinde ise Kırkların, yolun Pirleri olduğu ve bu Pirlere ait Kürtçe yazdıkları kelamların bulunduğu belirtilmektedir. Réya/Raa Heqi ocaklarında da Mürşid makamında bulunan ocak büyüklerine-Pirlerine Mürşid makamı verilmiştir. Bunlar için; Pir e Piran, ser e seran, ser e çelan < Pirlerin piri, başların başı, Kırkların başı denmiştir.

“Serencam’ın özeti kitabında Kırklar o kimselerdir ki Allah ezel dünyasında sırlarını saklamak ve insanlara rehberlik yapmak için onları yaratmıştır. Onlar Allah’ın buyruğu üzerine bu dünyaya gelip insanların imdadına yetişirler” (S. 187). Diye belirtilmektedir. Mesela Kırklardan biri  Qamûs diye bilinen Ali oğlu Abdurrahman hicri 638 yılında dünyaya gelmiştir ve 761 yılında  (miladi /1360)vefat etmiştir. Şêxan’da vefat etmiş olup Kırklardan biridir (S 437). Yine Enwer diye bilinen Sait oğlu Haşim 668 yılında Kirmanşah’ta doğar ve 773 yılında (m. 1372) vefat eder. Sultan İshaq’ın müritlerinden olup Kırklardan biridir. Son olarak kırklarda görünen bir diğer isim ise Gewher lakaplı Mihyeddîn oğlu Celal hicri 658 yılında Hewraman’da doğmuştur ve 729 yılında (m. 1329) Şêxan köyünde vefat etmiştir. O da Kırklardan biridir. Bütün bu tarihsel veriler de göstermektedir ki  1500 lü Yıllarda yazılan Buyruk metinlerde adı geçen kırklar meclisi hikayesi bir Kürt yaratmasıdır. Ne İmam Cafer’e aittir ve nede ki Safevi halifelerinin bulup-yakıştırdıkları bilgiler değildir.

Don Ba Don, Ruhun Beden Değiştirmesi, 1001 Bedende Gözükmek” Yada “1001 Sürek”

Eldeki bütün tarihsel veriler göstermektedir ki Serencam metinlerinin; Avesta ile olan bağı net bir biçimde anlaşılmaktadır. Avesta Gatalarının felsefi bilgileri,  Serencam metinlerinde şiirsel akıcı bir dille aktüalize edilmiştir. Bu metinsel form, Yaresani (Ehl-i Hak, kaki, Réya/Raa Heqi) bütün inançlarda aynen korunmuştur. Yaresani topluluklarda temel bir felsefi kuram vardır; “Canlar ölür, Tenler ölesi değil!” yada fiziki ölüm’e inanılmaz. Bu vesileyle vefat eden biri için “ölüdü” denmez! Bunun yerine “hakka yürüme, hakka göçme, hakla bütünleşme, Hakla hak olma” tabirleri kullanılır. Literatürde Reenkarnasyon, Hulül ve benzeri tanımlar da kullanılmaktadır. Serencamnamedeki Kürtçe metinlerde ise buna “Donbadon < bedenden bedene” denmiştir.

“Don ba don” ruhun beden değiştirmesi. Yada ruhun “1001 donda gözükmesi” kuramlarının bu inançta “ölümsüzlük” fikrinin olduğuna, sonsuz bir ölümün olmadığına işarettir. Bu aynı zamanda inancın 1001 süreğiyle de alakalıdır. Don < beden değiştirmeye aynı zamanda buna “Mazhar süreği” de denir. Ki bütün bu temel felsefi düşünce tek Tanrılı dinlerde asla yer almamıştır. Hele İslamiyet’te, Kur’an ayetlerinde kesin hükümlerle yasaklanmıştır. Eserde bu durum şöyle anlatılır; “Axşîcî dünyasında (Dört unsur dünyası) ruh bir gövdede tecelli eder ve buna Donadon denir. İnsan doğduğu günden kalıcı hale gelene kadar bin bir kere gövde değiştirir ve en sonra Şarezor’da kalıcılara karışır (s. 563).

Ehl-i Haklarda inancın merkezinde kutsal kitap Serencam vardır. Serencam’daki  Sultan İshak ve ondan hulul eden donları, yani görünümleri yer alır. Ruh ölümsüzdür ve bedenden bedene geçer. Yani don be don kavramıyla ruh canlılar aleminde sürekli gezinir. Bu felsefi inanç aynen Alevilikte ve özelliklede Réya/Raa Heqi inancında da vardır. Hakka yürüyen Can; kırk gün sonra, yani 41. Günde ruhu, hayattayken yaptığı iyi-kötü eylemlerle başka bir canlıda yeni bir doğuma durur. Oysa kitabi dinlerde bu anlayış kesinlikle red edilmiştir. Zira orada “Tanrının insana üflemiş olduğu ruhun” ölümsüz ve bedenden bedene geçişgenliği söz konusu değildir (Kur’an: Hicr: 28-29; Secde: 7-9; Tevrat: Yaratılış, 2:7).

“Allah kendi cevherini insanların gövdesine koymayı istedi. Çok yıllar geçti eninde sonunda cevherini Mevla, Ali’nin bedenine koydu ve İslam dinini oluşturdu. O yedileri, Yediliyi ve diğer melekleri başka şekillerde gösterdi. Sonra Allah’ın ruhu Behlulê Mahî’nin gövdesine düştü, sonra Baba Serheng, Şah Xoşîn, Baba Nawus ve Sultan İshaq’ın ruhlarına girdi. Sonra Yarsa sırlarını aşikâr kıldı ve en büyük yüzyılı Sultan İshaq’ın yüzyılı kıldı. Binyamîn’in söylediği gibi (563). Dikkat edilirse burada sadece Ali Tanrısal bir ruh taşımamaktadır, burada sayılan bütün kutsal isimler tanrısal bir ruh taşımaktadır.

Tanrısal yaratım tasarımı bir Kelam’da şöyle dile getirilir. “Ne dilê durrî, ne dilê durrî, Xwacam ew ro şî ne dilê durrî, Ce dur ber ama we durreş xurrî, Sek û zam û ma û wereş dahurrî” Yani Türkçesi: “Yani:  İnci içinde, inci içinde, Allah’ım o gün inci içinde, İnciden çıktı ve inciye emretti, O zaman yer, gök, ay ve güneşi yarattı” (s. 563).

Serencamnamede Geçen Aryanik İsimlerden Cemşid

Serencamnamede adına saygıyla yaklaşılan bir diğer şahsiyet ise Cemşid’dir. Cemşid “Pişdadiyan hanedanlarının üçüncüsü olan ve Avesta’daki kutsanan adı, Çoban Yima olarak anılan zaat-ı şahane; Çemşid’dir. Örneğin Avesta’da Çoban Çemşid’in adına yeminler, dualar yapılır. Onun, nurdan bir güneş parçası olduğu betimlenir (Avesta, 2012: s. 145, 200, 476, 479). Kral Çemşid’in, kök ismi olan Cem, Bâtınî Kızılbaş Alevilerdeki Ayin-i Cem adına, “aydınlık, nur, ışık, ay” anlamına gelen Şid ise hem Mürşid ve hem de Şid Naci anlatımlarına kaynaklık etmiştir. Klasik Fars, Kürt ve Türk (divan) edebiyatında bir remiz olarak bezm-i cem tamlaması sıkça kullanılmıştır. Bundan kasıt, ilk defa içki meclisi kurarak “bezm”i, yani içki meclisini/toplantısını organize eden Cemşid olduğu için bezm ona izafe edilmiş ve buna “bezm-i Cem” denilmiştir. Cemşid’in başkanlık ettiği toplantı, meclisi anlamıyla birlikte, şahlar, hükümdarlar, sultanlar meclisi manasında ifadesini bulmaktadır“ (Yalgın, 2016: 310). Mesela Serencamnamedeki bir kelamda Cemşid şöyle anlatılır:

”Ne ew koy cemşêd, ne ew koy cemşêd , Bargey şam wisten ne ew koy cemşêd , Wêş bê menûçihr çawi rû umêd, Cemşêr, zerdebam bê ce weri zêd (s.104) Bu Kürtçe metnin Türkçesi şöyledir: “Cemşîd’in yanında, Cemşîd’in yanında, Şahımın karargâhı kuruldu Cemşîd’in, yanında, Şahım Menûçehr umut kaynağıydı, Cemşîd te Baba Yadîgar’ın mazharıdı“ (s. 173, 174).

Cemşîd Avesta’da Yime olarak geçer. Pehlevi dilinde de Cem olarak telaffuz edilmiştir. Kürtçe de ise Cemşêr olarak söylenmiştir. Firdevsi’nin  (940-1020),  977-1010 yılları arasında Farsça yazdığı Şahname’de geçenlere göre Cemşîd; Pêşdadîlerin şahlarından biriymiş ve halkını terzilik, gemicilik ve tıp alanlarında eğitmiştir. O yerden cevher çıkarıp Newroz Bayramı’nın temellerini atmıştır. Cemşîd bir müddet sonra yaptıklarından dolayı böbürlenmeye başlar ve bunların sonrasında Dehak onu ortadan ikiye böler.

Avesta’ya göre Yime veya Cemşîd “Wîwenghan”ın oğludur. Ahurmazda ona peygamberliği sunmak istiyor. O peygamberliği kabul etmemesine rağmen Ahurmazda ona şahlığı sunuyor bu sefer de. Onun şahlığı döneminde hayvanlar ve kanatlı türler çoğalmaya başlarlar. Bir sene çok şiddetli bir kış yaşanır ve bunun üzerine Wercemkert adında askeri kaleler yapmaya başlar. Oraya insan ve hayvanları yerleştirir telef olmamaları için. Bu işi Ahuramazda’nın rızasını almasını sağlar (s. 66).

Serencamname’de Geçen Pişdadi/Pişmâdi ve Keyani İsimleri

Serencamname metinlerinde antik Kürt aşiretlerinden ve krallıklarından, popüler şahsiyetlerinden de söz edilir. Bunlardan özellikle Pişdadi ve Keyani aşiretleri oldukça ilginçtir. Zira bu iki aşiret, Şıx Delil-i Berxécan Ocağının, yani Şıx Dilo Belincan’ın h.400/ Miladi 1010 yılında yazılan belgesinde yer almaktadır. 11. sırada “Cemeât’u Pişdadi/Pişmâdi“ ve 16. sırada “Cemeât’u Kîkân/Keykan“ adlarının, Kürt aşiretleri olarak kaydedildiği görülmektedir. Pişdad; ilk kanun koyucu, Pişdadi, padişah anlamında da kullanılmakta olup, Kürtçe olan Padişah kavramının kaynağının Pişdad olduğu da sanılmaktadır. Yine Padişah; Kürtçe ve Farsçada şah, emir anlamında kullanılırken, fakat Yarsan edebiyatında Allah anlamına gelir veya birinin lakabı da olabilir (s. 269). Aynı zamanda Pişdadilerin, Medler içinde çıkan bir hanedanlık olduğu bilinmektedir. Peşdad/ Pişdadiyan Aşireti, eski Batı İran’ın Dicle kıyısında bulunan, yedi şehirin başkenti olan ve Arapların Medain dedikleri Medyalı Kürtlerin ilk aşiretidir. Pişdadiyan klanı, MÖ 750 yıllarında Medya bölgesinde hüküm sürmüş bir kraliyet hanedanlığıdır. Zerdüşt’ün Anne ve Babası da Pişdadi aşiretindendir (Yalgın, 2014; 2016: 303-311; 327-334).

Kutsal Asa, Tarik

Serencamnamede yer alan bir başka önemli obje ise Darik, Asa’dır. Özellikle Dersim merkezli Alevi ocakları arasında bilinen bu kutsal ağaca; Kurmanci dilinde, Kiştim, Kiştim mar, darık/ tarıx/ tarıq, erkân, ewliya” derler. Tasavvuf literatüründe cennetten çıktığına da inanılan Tuğba/Tuba ağacı, Réya/Raa Heqi inancında çok kutsaldır. Bunun kökeni taa Aryenik kültürlere kadar iner. Antik bir geçmişi vardır. Bu kutsanan obje aynı zamanda yılan/mar ve asa bağlantılıdır. Dersim merkezli Ocakların kutsanan evliya mekanlarında yada ocak Pirlerinin evlerinde bulunan 80, 100 cm uzunluğundaki bu kutsal asa, ağaç;  Avesta’da kutsanan Baresma ağaçıdır.

Avesta kitabında Baresma (düzgün çubuk, ağaç, odun) “ dini törenlerde kullanılan nar ağacının ince dalları” (Avesta, 2012: 476) olarak tarif edilir. Bütün ilgili duaların her birinde, “Bu Baresman eşliğinde..” diye başlayan, ayinlerde yapılması gereken ritüeller ve birlikte dillendirilmesi gereken ilahi-dualardan sözedilmektedir. Örneğin “ (…) ve kutsallıkla yayılan senin Baresmanına şükranla yaklaşmak istiyorum. (…) törensel ibadetlere ve Mazdacı dininin daimi görevlilerine şükranla yaklaşmak istiyorum” (Avesta, 2012: 165) diyerek, Baresma ve dini törende onu kullanan kutsanmaktadır.

Serencam metinlerinde de aynen kutsanarak yer almıştır. İrfan edebiyatında Allah’a yakınlaşmak demektir. Serencam metinlerinde “Biz Tuğba ağacının mazharıyız. Ben bu yeryüzünde ve dünyada anahtarım” (s.462). diye kutsanarak geçmektedir. Öyle anlaşılıyor ki; bu kutsanan ağaç; daha sonraları Buyruk metinlerine de geçmiştir. Yani yazılı literatürde önce Avesta’da ve sonrasında sözlü kültür yoluyla Serencam metinlerine oradan da Buyruk yazmalarında yer almıştır. Bektaşiler, Kürt Aleviler tarafından kutsanan bu ağaca, Tarik’e karşıdırlar. Bu vesileyle 1915’ lerden itibaren Dersim’deki Ocaklarda bu kutsal tarik’in ortadan kaldırılmasını istemişlerdir. Zira Dersim ocak pirleri bütün erkanlarını, Cemlerini ve Musahiplik erkanlarını bu tarik ile icra ederlerdi. Bu yüzden Dersim ocaklarına aynı zamanda Erkan ocakları, Evliya Ocakları denirdi. Bektaşiler ise kendilerini daha çok Ehl-i beyit evlatları olarak gördüklerinden, bütün erkanlarında Pençe-i ali Aba (beş parmak, yada el) erkanını kullanırlar.

Alevi-Bektaşi merkezinin tarihsel akışı içinde Bektaşilerin Pençe, Dersim Ocakzadelerinin ise tarik/ tarıx, erkan süreğine dahil oldukları bilinir. Temelde bu olgu, yadsınamaz  bir ayrılığa işaret etmektedir. İslami literatürde de var olan Pence-i Ali Aba kavramı, bir bakıma Ehl-i beyt’i temsil eder. Bektaşilerin Cemi cıvatlarında Pir’in eli/ pencesi Ehlibeyt’i temsil ederken, Dersim Réya Heqi itikatında ise pençe değil de, tarık/ tarıx (asa)  pirin elinde bir kutsal araç/ objeye dönüşür.  Zira bu obje,  “Cuyé Heq é, Cuyé Xızır é, Cuya Ré (Allahın/ dogruluğun Çubuğu, Hızırın Çubuğu, Yol’un Cubuğu) Kıldan ince kılıctan keskin olan bu çubuk karşısında, Piri piranlar da dahil, herkesin boynu kıldan incedir. Serencam’da “Biz Tuğba ağacının mazharıyız. Ben bu yer yüzünde ve dünyada anahtarım” (s.462). diye kutsanmaktadır.

Sonuç:

90’lı yıllardan günümüze kadar Alevilerin yazılı tarihine ilişkin ele alınan bütün külliyat, Türk-İslam sentezi doğrulusunda kaleme alındı. Özellikle Türk üniversiteleri bünyesinde geliştirilen sözde akademik çalışmaların sürekli biri birini tekrarlayan, alıntılayan ve temelinde ise yalan-yanlış bilgilerle bezenmiş veriler sürekli ısıtılıp, Alevilerin önüne konuldu. Bununla sanki bir bilimsel çalışma yürütülüyormuş edası, süsü verilmek istendi. Fakat geldiğimiz bu noktada, bütün bu nevi şahsına münhasır şahsiyetlerin kendinden menkul içi boş çabaları, aslında sırf bir kariyer elde etme amacı taşıdığı çok açık bir şekilde kendini göstermektedir. Bu camia içerisinde elbette bilim etiğiyle hareket eden akademisyenleri bunlardan muaf tutmaktayız.

Oysa son yıllarda Serencamname gibi değerli, kadim bilgilerin içinde yer aldığı eserler ortaya çıkınca, bu defa da bu tür eserleri her zamanki gibi görmezden gelmektedirler. Bu kısa ve özlü değerlendirme çalışmamızda Serencemnamede var olan bazı önemli doneleri kısmen de olsa açığa çıkarmaya çalıştık. Oysa Serencamname özellikle Kürt Aleviliğinin (Réya/Raa Heqi) inançsal kökenleri hakkında oldukça önemli veriler içermektedir.

Yine genel anlamda bu yazılı kaynakta yani Serencamname’de görülüyor ki; Alevi-Bektaşilik alanında var olan bilgilerin asıl kaynağının yine Mezopotamya coğrafyası olup, kavramsal literatürünün de Kürtçe dillerine ait olduğu gerçeği asla yadsınmamalıdır. Bu eseri, özellikle Kürt Alevi aydınları, entelektüelleri başta olmak üzere Alevi-Bektaşi araştırmacı yazarları,  Ocak Pirleri, üniversite öğrencileri, dernek-vakıf yöneticileri mutlak surette okuyup bilince çıkarmalıdırlar. Böylece iç ve dış asimilasyonunun önüne geçmede bir düşünce alanı ve bilgi üretme kapasitesinin gelişeceği aşikardır. Hak ile kalın!

Kaynakça/ Bibliyografi

Avesta, Zerdüşt,(2012) Avesta Yay, İst.
Edmonds, C.J (1957) “Kakai’ler” Aleviler ve Kürtler“ ” Aleviler ve Kürtler, Yayına Haz. M. Bayrak,  Özge Yayınları Wupertal, 1997: 502-517)
Gümüşoğlu, Dursun, (2006) “Tâcü’l Arifîn es-Seyyid Ebu’l Vefâ Menakıbnamesi – Yaşamı ve Tasavvufi Görüşleri“, Can Yay. Istanbul
Hamzeh’ee, M. Reza, (2009) “Yaresan (Ehl-i Hak)” Avesta Yay. İstanbul.
Nikitin, Bazil (1991) “Kürtler/ Sosyolojik ve Tarihi İnceleme“ Deng Yayınları İstanbul.
Soltani, Dr. Muhammet Ali ,”Serencam, Velâyetnâme ve Buyruk’ta Alevilerin Ortak İnançları” Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Dergisi / 2017 / 16, sayfa: 47-223, Çeviren,  Esra Doğan Turay,
Şavata, Bahoz, (2015)” Kürdlerin Dil-Din-Kültür- Sosyal ve Siyasal Tarihi -II.” İsmail Beşikci Vakfı Yayınlan, İst.
Taraporewala, Irach J.I, Zerdüşt Dini, Zerdüşt’ün Gathaları Üç Unutulmuş Din, Mitraizm, Maniheizm, Mazdakizm, İstanbul 2009,
Yalgın, Erdoğan, (2016) “Dersimin Gizemli Tarihi C. I” Fam yay. İst.
Yalgın, Erdoğan “Rêya Heqi İnanci İle Kardeş Ehl-İ Haklardaki Bazı Özdeş Öğelere Dair“ Semah Dergisi, Yıl: 7, Sayı: 45, Mayıs/Haziran 2019, Sayfa:7-17.
Yıldırım, Nimet, (2012)“ “İran Mitolojisi” Pinhan yayınları İstanbul.

Etiketler

İlgili Makaleler

Göz Atın

Kapalı
Kapalı
Kapalı