Köşe YazılarıKültür Sanat

MA-Cümlenin Başladığı Yer

Hasan Sağlam’ın, “MA- Cümlenin Başladığı Yer” adlı yeni romanı, okurla buluştu. Bu, sanatçı ve şair kişiliğiyle de bildiğimiz Sağlam’ın üçüncü romanı. Toprağına Tutunanlar ve Yasak Mıntıkanın Çocukları adlı ilk iki romanında Dersim’e odaklanan Sağlam, bu romanında yersiz yurtsuzlaşarak başka coğrafyalara savrulan insanların trajik yaşam hikayelerine eğilmiş.

MA-Cümlenin Başladığı Yer, farklı hikayeler üzerinden çok katmanlı bir fonda ilerliyor. Farklı
zamanlarda farklı mekanlardan kopmuş ve yolları Almanya’da kesişmiş olan roman karakterleri bir belgesel film çekimi için bir araya geldiklerinden, hikayeler de zaman ve mekandan bağımsız olarak iç içe geçiyor. Buna kaynaklık eden ise belgesel filmin de konusu olan Mem’dir. Dolayısıyla Mem aynı zamanda çok farklı hikayelerin kesiştiği bir pota görevi yapıyor.

*

Mem otuz yıldır yaşadığı Almanya’da dervişane bir hayat sürmektedir. Romanın girişinde, evin düzenini yansıtan sahneden anlıyoruz ki, ayrılmak zorunda kaldığı anayurdu Dersimi nafilesiz bir sevda gibi, aldığı her nefeste iliklerine kadar yaşamaktadır. Merdiven basamaklarına dizilmiş tencere tavalar, çakıl taşları, kurumuş, çeşitli derecede şekil almış ağaç dalları, eski bakır tepsiler, siniler, tencere ve kazanlar ile Dersim’’in bir köy evidir, o küçük mekanda yarattığı.

Yaşadığı Almanya’ya bir aidiyet hissetmez ve huzursuzdur. Ne var ki olmak istediği yere de
dönememektedir. “Bu kaçıncı ülkedir sürüp gittiği ve her gittiği yere acılarını beraber taşıdığı? … Kızgındı ve gelmek zorunda olduğu yolları imkânı olsa gelmeyecekti.” (Syf.14)
Mem ’68 kuşağından olup, Hüseyin Cevahir ile Tunceli Lisesinden başlayarak İstnbul’da devam eden arkadaşlığı var. Ayrıca dönemin bilinen başka simalarını da tanımış, arkadaşlık yapmıştır.

İyi bir eğitim görmüş, hayatına pek çok başarı sığdırmış ve bir kaç dil bilmektedir. İstemeye
istemeye gelmiştir Almanya’ya. Bu mecburiyet hali başka bir dert, başka bir yaradır.
Romanın diğer karakterlerinden Dayı, Martin, Hayri, Kutudereli, Layla, Y. Toprak’da aynı
durumdadırlar. Almanya’da olmaları bir mecburiyetten kaynaklanmıştır. Asmen ile Sarê ise bu mecburiyetlerin bedelini çok ağır yaşayan, Almanya’da dünyaya gelmiş iki genç kadın.
Dolayısıyla roman karakterlerinin hepsi çeşitli sebeplerle derinden kırılmış, yaralanmış,
örselenmiştir.

*

Otuz yıldır Almanya’da yaşayan Mem’in yaşamında bir yara haline gelen anne hakikati, romanın tüm katmanlarına sirayet etmiş. Romanda bu hakikat farklı boyutlarda karşımıza çıkmaktadır.
Böylece bir yanıyla daha çocuk yaşta annesiz kalmanın, bir yanıyla çocuk doğursa da duygu dünyasında anne olamamış annenin, bir yanıyla da anne için yapılmak istenip de
yapılamayanların zamanla nasıl ruhsal bir yaraya dönüştüğünü görüyoruz.
“Anneler öyledir, ölünce evlatlarına yaşama sebebi de oluyorlar. Ben annemden evvel ölmek isterdim, ama sonra dedim ki ‘annem bu acıya dayanamaz’ ama o ölürse bana bıraktığı ‘ben’ ile yaşarım. Benim dayanma sebebim odur. Annesini kaybetmiş biri reddeder her şeyi, artık onu ne yer ne gök ne tanrı, ne ülke teskin eder. Ama yaşar.” (26)
Bir başka yerde de, “Annesi olmayan bir çocuğun ruhu paramparçadır zaten,” diye dile getirilir ki, neredeyse tüm karakterler için geçerlidir. (Syf.87) “Annesi ölmüştür Hayri’nin. Hangi dava daha kıymetli olabilir ki?” (64)

Hayri yaşadığı ihanet sonrası annesizliğin acısını daha derin hisseder. Fakat diğerlerinden
farklı olarak Mem için bir travmadır. Annesi için yapmak istediklerini yapamamış, yarım
bırakmıştır. Hayat şartları ondan esirgeyince, o da annesinden esirgemiştir. Bu mecburi
esirgeme, anneye karşı tamamlanmamış görevler Mem’i yarım bir insana çevirmiştir.
“Çok şanslısın Martin, anan sağ ve yanında. Birçok insanın yok, veya kadrini kıymetini
bilmiyorlar. Gördün değil mi, annesini o kadar sevmesine rağmen yanında barındıramamış Mem nasıl ıstırap çekiyor.” (139)

Mem acının işliğinde pişmiş ancak, günü gelince de yüzleşerek kemale ermiş bir derviştir sanki. Acısına anlam vermiş, altında ezilmeyip ayağa kalkmayı bilmiştir. “Apo Mem, sen acılarını öyle güzel anlatıyorsun ki, insan acılara sevdalanıyor,” demekten kendini alamıyor roman karakterlerinden Sare. (27) Mem acıya sevdalı değil elbette, yüzleşerek, anlam vererek üstesinden gelmiştir. Dervişane bilgeliği de yüzleşebildiği bu acıların imbiğinden damıtılmıştır.

Sarê, “daye daye,” kılamının sırrını çözerek, zamanında annesinin anlamadığı meramını
anlamak için Mem ile buluşur. Onun da bir anne acısı var. Asmen’in yaşadığı ise bir başka
halidir, anne acısının.

*

Bir gün telefonda sesini duyduğu, ama henüz görmediği Sarê’yi hayalinde canlandırır, tablosunu yapar Mem. Kendisini öyle kaptırır ki, bir sesin tınısından ilham alırken yaptığı tablodan emindir.
Ona kalırsa yüzünü görmediği Sarê tüm hatlarıyla tabloda şaşmaz şekilde vücut bulmuştur. O kadar emindir yani. İlerleyen sayfalarda Sarê tablo kişisi olmaktan çıkarak hikayeye dahil olur.

Bu hikaye böğrümüze sert bir yumruk gibi oturarak, soluğumuzu kesip sersemletir bizi.
Gerçekten de hikayenin trajik sırrına erdiğimiz an, soluksuz kaldığımız andır. İsyanımıza,
öfkemize zirve yaptıran Sarê’nin canımızı yakan hakikatidir bu.

“Sarê geleceği düşünmekten nefret ediyordu, geçmişi onu kör etmişti. Geçmişi onu öldürmüştü.” (155) Aslında öldürmekten bin beter eden, insanı kötürümleştirecek ağır bir geçmiştir bu. Aynı zaman da babasının geçmişidir, Sarê için ağır bedele dönüşen.

Bir de Martin, eşi Layla ve kızları Asmen’in yaşadıkları var ki, insan hasta kızını terk eden böyle bir anne düşman başına, demekten kendini alamıyor. Fakat büyük bir trajedi, sevgi ve bağışlamanın sırrı ile hal yoluna giriyor. Bir aile dramı etrafında yaşananlar biz okurları derin bir sorgulamaya itiyor.

Hakikaten kim kimin azabıdır? Laylan mı kızının azabıdır, yoksa Asmen mi annesinin azabı? Neticede şizofren olan Asmen babasının ve anneannesinin şafkati, elbette tıbbın da desteğiyle toparlanır, ayağa kalkar, hayata yeni bir başlangıç yapar. Böylece kimin kimin azabı olduğu konusunda, öfke dolu bir yargıya varırız.

Öfkelensek de bu kez başka bir hakikatle karşı karşıya kalırız. Bağışlamanın sırrıdır bu. İşte, “MA” ve “Cümlenin Başladığı Yer” burada esas anlamına kavuşuyor.
“En güzeli de, daha doğrusu en cesurca olanı da bağışlamak. Özgürleşmek için bağışlamak.” (72) “Bağışlamanın özgürlüğe kavuşturacağı ve tüm gereksiz ağırlıklardan kurtaracağını düşünüyordu.” (82)

“Ne olur bağışla beni ve ben kızımın yanına geleyim. Bu kahır beni yarım yamalak etti. Bu
bencillik beni halden hale soktu. Senden yeni bir şans, bir iyilik, bir insanlık istiyorum. Leçeğimi ayaklarının önüne attım, dermansızım.” (124)

Zamanında kızını terk eden Laylan’ın yakarışıdır bu.
Yüzleşme ve bağışlama/bağışlanma, bir yandan kurtuluşun sırrıdır. Bir yandan da düştüğü
yerden kalkmanın ve hayata yeni bir başlangıç yapmanın sırrına dönüşüyor.
Asmen annesi ile yüzleşemeye cesaret ederse hepten iyileşeceğini düşünür ve yüzleşir.
Sare ise bağışlamayı seçer. “Sare annesinin mezarına günlerce gitti, saatlerce toprağını öptü kokladı. ‘Daye daye bekesa mı daye’ diye mırıldandı telefonuna kaydettiği Mem’in sesi ile. (…)

Çok af diledi, her defasında rüya mı serap mı anlamadığı durumda annesi ile konuşuyordu.
‘Babandan intikam alırsan asıl kurtarmış olacaksın, (…) Cezalandırmak bazen suçluyu
kurtarmak demektir. Yaptıklarının bedelini çektiğini düşünerek hesaplaşır hayat ile ve fitleşir
kendince. Oysa affettiğini bağışladığını söylersen o yükün altında boğulur pisliklerinin kahrını çekerek,’ diyordu annesi.” (167)

Bu bağışlama hali, kesin yargılarla alelacele çıkarsama yaptığımıza pişman ederek, daha geniş bir pencereden bakmaya, anlamaya sevk ediyor bizi. O zaman, aslında kötü olan Layla, Kadir, Sevim ya da diğerleri değil, onu buna zorlayan şartlardır diyerek, öfkemize gem vurmak durumunda kalıyoruz.

Hasan Sağlam çok katmanlı romanında trajik hikayeleri iç içe yalın bir anlatımla sunarken,
yüzleşme ve bağışlama hakikatiyle final yaparak kapatıyor, perdeyi. Ülkemizde empatinin,
merhametin ve başkasının acısın anlam verme hissiyatının dumura uğradığı, yüzleşme ve
bağışlamanın değil; intikamın geçer akçe haline geldiği bu koşullarda MA-CÜMLENİN
BAŞLADIĞI YER yüzleşmek için bir aynaya dönüşüyor.

Hasan Sağlam
MA-CÜMLENİN BAŞLADIĞI YER
Yayınevi : TOTEM – Ekim 2022
Kitap Satış Noktaları:
Kitabevleri ve internet satış siteleri
www.idefix.com
www.kitapyurdu.com
www.dr.com.tr

Etiketler

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı