Kültür Sanat

Sanatın ve Ezgilerin Gücü

Hasan Hayri Ateş yazdı:

“Oyunun sonundayız işte
Bahar kapımızda yine
Demirin tavındayız işte
 Bak umutlar yeşeriyor
Güneş yeniden doğacak
Gökkuşağı selam ediyor”

Ferhat Tunç’un dinleyicileriyle buluşacak olan “Memleketçe” adlı yeni albümünden bir dörtlük bu. Her zaman olduğu gibi baskı ve zulüm iklimine karşı, baharı muştulayıp, umudu büyütüyor.

“Müzik, büyük toplumsal problemleri bir şarkı içine sığdırır,” diyor B. Tracy Strong. Tunç’un genelde düzene, özelde ise baskı dönemlerine karşı bir itiraz olarak gelişen müziğine baktığımızda bunu rahatlıkla görebilmekteyiz. Örneğin Türkiye’de çıkan “Vurgunum Hasretine” adlı ilk albümünde ülke gerçekliğini şöyle seslendirmektedir: “Katlime her şey bir bahane/Baskılar sızmış geceme/Her telaş birer gözaltı/Aramalar gece vakti alınmalar/ Hain karanlıktır köşe başları/ Düştükçe öğreniyorum/İnançtır bu, sevdadır bu pırıl pırıl/Beton gülüdür, bükülmez.”

“Büyük toplumsal problemleri, bir şarkı içine sığdıran müziktir.” Bu ezgide de görüldüğü üzere bir probleme işaret ederken, problemin çözümüne de açıkça işaret etmektedir. Baskıların düzeyi ne olursa olsun, önemli olan yaşadıklarından öğrenebilmek, inancı koruyarak, eğilip bükülmeden beton gülü olabilmektir. Yani direnmeyi elden bırakmamak.

Açık ki kör karanlığın hakim kılınmak istendiği koşullarda toplumsal bilinç oluşturup umut aşılayarak direnme motivasyonu geliştirmede, müziğin rolü her dönem başat önemde olmuştur. Bu yanıyla müzik topluma ayna tutarken, toplumsal problemleri görünür kılmada da en güçlü ses olur. Dolayısıyla müzik bir sesleniş olduğundan, toplumsal itiraza tercüman olmada en etkili sanat dalıdır.

Bu anlamda Thales’in söyledikleri daha bir önem kazanıyor. Antik Yunan döneminin önde gelen felsefecilerinden olan Thales, MÖ 500’de “halkların ezgilerini yaratanlar kanunları yapanlardan daha güçlüdür” diyordu. Elbette bu ezgiler bir itirazı dile getirip, toplumsal duyarlılığa yol açtıkları oranda bir güce dönüşür.
Ferhat Tunç, müziğiyle toplumsal itiraza tercüman olmuş bir sanatçı. O toplumsal gelişmelere kayıtsız kalarak, yalnızca sanatını icra edenlerden olmadı hiçbir zaman. Dolayısıyla daha en başından itibaren ezilen, baskı gören ve zulme uğrayan toplumsal kesimlerden yana taraf oldu. Bu tavrıyla 12 Eylül faşizmine karşı itirazın ilk öncü sanatçılarından biri olarak dikkat çekti.

Ferhat Tunç düzene itiraz eden politik müziğiyle toplumun hislerine tercüman olurken, çıkan her albümü büyük yankı yarattı. Konserleri her zaman miting havasında geçti, albümleri, ekseriyeti genç jenerasyon olmak üzere geniş kesimlerce büyük ilgiyle karşılandı. Kısa sürede de Türkiye’de, toplumsal muhalefetin simge isimlerinden biri olarak öne çıktı. Artık hak ihlallerinin ve haksızlıkların yaşandığı her yerdeydi.

Elbette sanat cephesinde toplumsal muhalefetin simgelerinden biri olunca, bedel de ödemesi gerekiyordu. Öyle de oldu. Gözaltılar, hakkında açılan onca davalar derken, ülkeden ayrılarak sürgünde yaşamak zorunda kaldı. Fakat sürgünde de üretmeye devam etti.

O şimdi yeni bir albümle bizlerle, düzene itirazı olan milyonlarla buluşmaya hazırlanıyor. “Memleketçe” adlı bu yeni albümünde gene tarihsel, toplumsal sorunlara odaklanıyor. İnsanlığın ortak mirası ve binlerce yıllık bir tarihi mekan olan Hasankeyf’in yok edilmesine kayıtsız kalmayan Tunç, aynı adlı eseri Kürt Opera Sanatçısı Pervin Çhakar ile düet yaparak seslendiriyor. Gene Selahattin Demirtaş ve Aram Tigran başta olmak üzere başka isimlerin eserlerine de bu albümde yer vermiş.

Özcesi, zulüm düzeni suskun bir toplum yaratmak isterken, bizlere düşen de suskunluğu kırmak için bedel ödeyenlerle dayanışmaktır. Ferhat Tunç’un ödediği bedel, itirazının toplumda karşılık bularak bir duyarlılığa yol açmasının sonucudur. Her zaman olduğu gibi, dinleyenin bol olsun sevgili Ferhat!

Etiketler

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı