Toplum Yaşam

Son nefesinde kitabının son satırlarını yazdırdı ve gitti… Şairin ölümü

Müjgan Halis

Bir şair öldü nisan ayında. Buradan çok uzaklarda öldü.

Ölmeden önce, hatta son nefesini verdiği gece, son kitabının teşekkür kısmını yazdı.

Teşekkür etti ve gitti.

Daha sonra döndü, buralara döndü, Dersim‘e döndü.

Dönüşünde tıpkı yıllar önce yazdığı gibi, mevsimsiz kar yağdı Dersim’e.

O ki Dersim’i şöyle anlatmıştı “Beyaz Dağ’da Bir Gün” kitabında:

Alemi var eden Güneş’e, ateşe ve suya, ‘tarıq’ dedikleri tarih önesi totemlere, kültlere, mitlere, çaputlu ağaçlara, “‘jar u  diyar’lara, kutlu bildikleri ‘Derviş Toprağı’na, ‘Ustuna Asmene Khali’ dedikleri kadim zamanlarad Babil’in merkezinden ‘Khal Asmen’e yükseldiğine inanılan ‘Göğün Beldireği’ne, dar günün yoldaşı dedikleri Khal Xızır’a, sabahın ufku üzerinde perin açan Perê Serê Sodiri denilen ebedi nura, yaşam havzalarını çevreleyen on iki Dağ’ın evliyalarına iman eden kıblesi şaşkın, kılıç artığı Batıni Ra Evlatları, Yol Erenleri dedikleri Ehli Hakk kavmi diyarı…

Kaleminden düşen satırlarla “Gitmek bir uzun öykü” diye uğurladı dostları onu.

Zaten çok önce yazmıştı, “Gidersem” demişti; “Büsbütün göç yollarını yitirmiş turnaların menziline düşüp de dönmezsem / deyin ki; o ateş ve rüzgarını hep yanında taşırdı.” 

30 Ekim 2021’de o amansız hastalığın yani ALS’nin teşhisi konulduğunda şunlar düşmüştü yine kaleminden:

Gövdemin gömütlüğüm oluşuna, azar azar göçüyor oluşuma değil, dünyanın ezeli kötülüğe mekan kalışına yanıyorum…

Dünyanın ezeli kötülüğü devam ede dursun, 9 Nisan 2022’de Paris’te duran kalbi, 13 Nisan’da Dersim’de doğduğu köyde toprağa verilirken; mezarının başında söylenen Zazaca klamlara, şiirlerinin bestelendiği türküler eşlik etti.

Eşi Eylem Akgüzel az önce sevdasını bıraktığı toprağa baka baka “Veyve aspar kerde kovo sero berde / mi henî zana cîger cîger zere mîra berde” klamını söyledi.

Arkadaşları şiirlerini okudu, Zazaca-Türkçe klamlar birbirini izledi.

1987 yılı güz ayları ortasında Mamak Askeri Cezaevi hücrelerinde parmaklıklara tutunup karşısındaki küçücük pencereden görünen bir avuç gökyüzünü izlerken, henüz mevsimi gelmemiş karların yağmakta olduğunu fark ettiğinde yazdığı “Mevsimsiz Kar” şiiri, Umut Altınçağ’ın sesiyle mezarının toprağına nota nota sızdı.

Şair, Dersim’e, klamlarla, şiirlerle, türkülerle döndü. Bir daha ayrılmamacasına.

O şairin adı Emir Ali Yağan’dı. Toprak şad olsun onunla…

emir ali yagan.jpeg

Eşi, Yağan’ın son anlarını anlatıyor

Yağan’ı yakınlarından dinlemek için kapılarını çaldık.

İlk söz eşi Eylem Akgüzel Yağan’da…

2018’in eylül ayında tanıştık Emir Ali’yle, 2020’nin 26 Ocak’ında evlendik, bir buçuk ay sonra ALS teşhis kondu, ilişkimizin büyük kısmı onun hastalık süreciyle geçti. Bir taraftan da onun hayallerini gerçekleştirmek, tamamlamak istediği eserleri tamamlamak için büyük çaba sarf ettik.

Son anına kadar hayallerinden vazgeçmedi, hep üretti. Son gecesine kadar çalıştığını söyleyebilirim. O son gece gece 12’ye kadar üzerinde çalıştığı ‘Babil’den Paris’e: Kitabeden Kitaba’ kitabının teşekkür bölümünü yazdırdı bana. Şu anda o kitap, Prof. Dr. Şükrü Aslan tarafından yayına hazırlanmak amacıyla inceleniyor.

Vefatından 3 hafta önce kitabı tamamlamıştı, son dakikalarında da teşekkür kısmını yazdırdı bana. Kitap Emir Ali’nin 21 yıllık emeğinin sonucu, ciddi tarih okumaları içeriyor ve en sonunda yine dönüp dolaşıp Dersim’e geldiği bir çalışma.

emir ali yagan -eylem akguzel yagan.jpeg
Emir Ali Yağan ile eşi Eylem Akgüzel Yağan

Okurları onu ilk ‘Urmiye Mavisi’ şiir kitabıyla tanıdılar. Daha sonra ‘Şarkılar Ülkesi’, ‘Gitmek Uzun Bir Öykü’, ‘Evvel Zaman Şiirleri’, ‘Sahra’, ‘Sanrı ve Sara-Aylak Dizeler’, ‘Ve Denizi Kar Tuttu‘ geldi.

Silva Gabudikyan’ın ‘Şarkıların Şarkısı’ adlı eserini Raffi Hermonn’la birlikte Ermeniceden Türkçeye çevirdi.

Cemal Taş’ın derlediği Abdullah Gündüz’ün ‘Vasiya Mı -Fecir, Alacakaranlık ve Ömrüm’ ve yine Cemal Taş’ın derlediği ‘Dağların Kayıp Anahtarı-Dersim 1938 Anlatıları’nı Kırmançkîden Türkçeye çevirdi.

Dersim Tertelesi’ni konu alan “Qelema Sure/Kırmızı Kalem” ve devamı niteliğindeki “Kara Vagon” belgesellerine metin yazarlığı yaptı.

Piya Yayın Kolektifi’nin kurucuları ve süreli yayınlarının editörleri arasında yer aldı. Şiirleri farklı müzisyenlerce bestelenip seslendirildi.

Ve o şair gitmeden sadece eşinin anlattığı ‘Babil’den Paris’e’ kitabına değil, iki kitabı daha tamamlamak için var gücüyle çalıştı.

Emir Ali Yağan’ın satırlarıyla önümüzdeki zamanlarda ‘Dersim Defterleri 2’, ‘Amerikalı Dersimliler’ ve çocukluğunu anlattığı ‘Yaslı ve Yaşlı Çocukluğum’ çalışmalarıyla yeniden buluşmak herhalde okurlarını çok mutlu edecek.

“Emir Ali Yağan için Dersim, Babil gibi bir yerdi”

Biz yine eşinin anlatımlarına dönelim.

Emir Ali Yağan’ın duygu dünyasındaki Dersim’i şöyle anlatıyor:

Dersim aslında hep özlediği yerdi. Mesela harman yerinde kul hakkını gözeten atalarını anlatırdı. Babil gibi herkese kapıları açık bir yer olduğundan bahsederdi. Ama o ‘evvel Dersim’i özlerdi, şu anda türlü şekillerde çatışmaların, hem kişisel hem silahlı çatışmaların olduğu Dersim’i değil. ‘Babil’den Paris’e’ de onu anlatıyor.

Kitap aynı zamanda Emir Ali’nin ne kadar iyi bir entelektüel olduğunu gösteren bir çalışma olması açısından da benim için çok kıymetli. Çünkü çok derin okumalar, çok derin analizler var ve dilerim ki okuyucusuyla yakın bir zamanda hak ettiği yerde buluşur.

emir ali yagan yaptigi resim.jpeg
Emir Ali Yağan’ın yaptığı resim

Eylem Akgüzel, kaybından sonra henüz eşinin bilgisayarlarını açamamış, buna kendini hazır hissetmemiş. Kim bilir daha ne hazinelere karşılaşacak, o da bilmiyor.

Ona sizin de bu haberde izleyeceğiniz görüntülerle, Emir Ali Yağan’ın kendine özgü, aslında Dersim’e özgü cenaze törenini sorunca, şöyle konuşuyor:

Emir Ali bu şekilde uğurlanmak istiyordu. Şiirlerle, okumalarla, şarkılarla, türkülerle. Çok yönlü bir insandı. Onu sadece şair ya da yazar diye tanıtmak haksızlık olur. Çünkü pek çok alanda yetenekliydi, çok iyi bağlama çalardı, müzik kuşağı çok iyiydi ses kayıtları da var, taş yontardı, resimle-renklerle arası çok iyiydi. Hayat ona biraz daha şans verseydi, belki Emir Ali’nin edebiyatın dışındaki bu yönlerini de görecektik. Her ne kadar zorlu yaşamı onun bu üretkenliğine çok fırsat tanımamış olsa da, öyle biriydi. Zaten hastalık da bu zorlu yaşamının bir sonucu.

emir ali yagan yonttugu taslar.jpeg
Emir Ali Yağa’ın yonttuğu taşlar
Yazmanın, yazar olmanın Emir Ali Yağan’ın çocukluk hayali olduğunu anlatıyor sonra:

Beş-altı yaşlarından yazar olma hayali kurmuş. O yaşlarda kitaplara ulaşmaya çabalamış. Almanya’dan gelen dayısı bunu fark edip Elazığ’da ona kitaplar alıp onu çok mutlu etmiş, çocukluğunda hangi eve gidip kitap alabilirim diye düşünmüş.  Bu tutkusu hiç bitmedi son anına kadar belgeseller izledi, internetten dersler takip etti, ellerini hastalık nedeniyle kullanamaz duruma gelince bile bunları yaptı.

Hıdır Işık: Mutfağında çok malzemesi vardı

Emir Ali Yağan’ın dostlarından elektrik mühendisi Hıdır Işık, Dersimli bir şair. İkinci çaldığımız kapı onunki.

Bir şair, bir başka şairi nasıl anlatır, ondan dinleyelim:

Bu bir yolculuk. İnsan bu yolculuklarda sürekli bir şeyler biriktirir. Emir Ali kabına sığmayan, zihin dünyasını, ruh dünyasını genişleten bir insandı. Yani gök biliminden teolojiye, tarihten coğrafyaya, sinemadan şiire hatta müziğe kadar sürekli okuyan biriydi. Zaten dili kullanma becerisinden, sözcük öbeklerini şekillendirmesinden, imge yaratma kabiliyetinden nasıl geliştiğini görmek mümkün.

emir ali yagan 3.jpeg

Hıdır Işık yakın zamanda kaybettiği dostunu eleştiriyor da aynı zamanda ama bu eleştiri daha çok bir “keşke”:

Mutfağında çok malzemesi vardı. Yani 25-30 yıla dayalı öyküler, şiirler, romanlar. Ama edebiyatının mutfağında çok zaman geçiriyordu, ben ona hep daha hızlı yazmasını söylerdim. O ise doğuş anını beklemesi gerektiğini anlatırdı.

Sonra bu hastalık başlayınca o da pişman oldu daha hızlı davranmadığına. İşte hastalıkla dolu bu iki yıla üç dosya sığdırdı. O dönemlerde ‘anladım ki mutfağı hızla temizlememiz gerekiyor’ demişti. Ölümünden 3-4 gün önce konuştuk, mutfak artık temiz dedi bana, istediğim zaman gidebilirim.

Aynı toprağın çocuğu Hıdır Işık, Yağan’ın edebiyatında dönüp dolaşıp geldiği Dersim’e dair ise şu cümleleri kuruyor:

Biz Cemal Süreya’nın dediği gibi üvey annenin dilinden yazıyoruz, yani Türkçe. Ama Emir Ali, kendi anadilinde de yazardı. Mezopotamya’nın kadimden gelen bütün acılarını ajitasyona girmeden, sadece insanlara resmi göstermeyi ironik zekasıyla çok iyi becerirdi. Hem ironi vardı dilinde hem de alaycı bir zeka. Bulduğu imgeler sanki kendiliğinden bir tablo oluştururdu.

Ben onda bazen bir Amin Maalouf, bir Mahmut Derviş, bir Adonis ya da Milan Kundera görürdüm. Çünkü insanın kırılma noktalarının kavimler boyu devam ettiğini vurgusunu bütün çalışmalarında görebilirsiniz. O Dersim’i yeryüzüyle anlatırdı.

Çünkü Dersim öyle bir şey ki, orada olmanın ya da oradan uzak olmanın bir şekilde ruhumuza sızan bir etkisi var. Çünkü börtü böcek, yapraklar, otlar, toprağın kokusu, dağlar, nehir, tarih hepsi sizi sanki bir serüvencilerin açtığı bir sonsuzluk kapısına götürür. Dersim’in bir iç müziği var, onu yakalıyorsunuz. Bu var oluşumuzla ilgili bir şey, Dersim size esenlik katar.


Hüseyin Ayrılmaz: Emir Ali’ye böyle uğurlanmak yakışırdı

Son olarak sözü, Emir Ali Yağan’ın dostlarından, Hüseyin Ayrılmaz’a veriyoruz:

Bizim Emir Ali ile yan yana gelişimiz 2000’li yıllarda Fransa’da oldu. O uzun yıllar Türkiye’ye gelemedi, Paris’te bir konferansta tanıştık ve ondan sonra kopmadık. Sonra Emir Ali Türkiye’ye geldi ve Dersim’e ilişkin sözlü tarih çalışmaya başladı. Benim de içinde yer aldığım röportajlarda, Dersim’e hakikaten değerli hizmetler yaptı.

Als hastalığının tedavisinin olmaması nedeniyle Yağan’ın kaybını beklediklerini anlatan Ayrılmaz, geçen yıl vefat eden Dersimli şair Mehmet Çetin gibi, Yağan’ı da Şii İslam gölgesinde olmayan bir törenle uğurlamak istediklerini ve bunu yaptıkları için mutlu olduklarını söylüyor:

Cemevlerine Şii İslam’ın gölgesi düşmüş durumda. Artık oralarda Aleviliğin ya da Kızılbaşlığın o kadim kültürüne ilişkin bir şey bulmak pek olası değil. Biz de bu iki arkadaşımızın kaybı üzerinden bu kadim kültürün biraz kapısını çaldık, onları hep özlem duydukları bu kadim kültürle uğurlamanın daha doğru olduğunu düşündük.

Aynı zamanda İslami gölgeden ve artık devlet dini diye tabir edeceğimiz bu inanç sistemindense, kadim kültürü bu şekliyle insanlara hatırlatmak istedik. Çünkü çok değil en fazla 50 yıl önce bu toplum cenazelerini böyle gömüyordu.

Ayrılmaz, 50 yıl öncenin cenaze ritüellerine dair de şu bilgileri veriyor:

Dersim’de her şeyden önce cenazeler kendi dilleriyle toprağa verilir. Yine biz cenazeleri aynı gün defin etmeyiz, mutlaka ikinci güne bekletilir. Mutlak suretle başında deyişler, klamlar, şarlar okunarak uğurlanırdı. Kefeninin biçilmesinden tutun, üstüne su dökülmesine kadar her şey o toplumun doğayla ilişkilendirerek yaptığı bir şeydi ve bu bu toplumun genelinde yüzyıllara dayalı bir kadim kültürün varolageldiği bir süreçtir.

Onu hem asimile et, hem yok say, hem de Alevilik adına Diyanet kitabını cebine koyup gelip o cenazenin başında cenaze namazıyla işe başlamak, gerçekten bu toplumu tanımamaktır ve bu toplumun kültüründen bihaber olmaktır.

emir ali yagan 2.jpeg

Emir Ali Yağan’ı cenaze uğurlamasında o eski kültürü Dersimlilere hatırlatmak istediklerini söyleyen Ayrılmaz “Onlara da yakışan buydu, onları klamlarla uğurlamak, ana dilleriyle uğurlamak, onları Xızır’la, onları 12 dağın sahibi uğurlamak…  Çünkü onlar bunu istiyorlardı, doğanın bütün derinliklerini kendi içlerinde yaşıyorlardı, eserlerinde dillendiriyorlardı” diyor.

Dersim Araştırmaları Merkezi’nin de desteklediği pek çok yazar ve şair geçtiğimiz yıl vefat eden Mehmet Çetin’le ilgili geleneksel bir etkinlik başlattı.

Şimdi o etkinlik “Mehmet Çetin ve Emir Ali Yağan Sanat ve Edebiyat Günleri” adını taşıyor:

Tabii ki her yıl etkinliklerimizde Mehmet’i ya da Emir Ali’yi anlatacak değiliz. Onları hatırlayacağız, onları yanı başımızda oturtacağız. Ama Dersim’de ve bu iki entelektüel edebiyatçının üzerinden sanat, edebiyat, kültür alanında bu etkinlikleri yapmaya devam edeceğiz ve Dersim’in de buna ihtiyacı var. Hatta bunu şiir atölyeleriyle, çeşitli tartışmalarla kendi anadilinde yazdıklarını da, örneklerini de oluşturarak yeni gelen gençliğe anlatmak istiyoruz. Hayalimiz bu.

* Bu yazı: Independent Türkçe​​​​​​​​​​’den alınmıştır.

Etiketler

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı