Güncel

Türkiye’de Kürdistan Demokrat Partisi süreci ve Dr. Şıvan (Dr. Sait Kırmızıtoprak)

  Mehmet Celal Baykara yazdı:

Dr. Şıvan ile ilgili sayfalar dolusu kitaplar, broşürler ve makaleler yazıldı. Muhtemelen yazılmaya devam edecek. Dr.Şıvan Kürdistan ve Türkiye yakın siyasi tarihinin çok önemli bir aktörü, mağduru ve galibidir. Galibidir okuyucuya çok iddialı gelebilir ancak şu bir gerçek ki bugün Kürdistan ulusal demokratik mücadelesinin ve Kürt özgürlük mücadelesinin referansı, Dr. Şıvan ve onunla birlikte olan arkadaşlarının mücadelesi ve gayretleridir. Dr. Şıvan 1935 yılında Dersim’de dünyaya gelmiştir. Nazimiye’nin Cıwrak köyünde dünyaya gelen Dr. Şıvan Hormekan aşiret ağalarından Bertal Efendi’nin torunudur.1938 Dersim Soykırımı’nda Dr.Şıvan’ın ailesi de nasibini almış ve aile üyelerinin büyük bir bölümü katledilmiştir. Dersim soykırımında katledilmiş ailelerin çocukları, hatta tüm Dersimliler için 1938 soykırımı aynı zamanda yoğun asimilasyon, sürgün ve yoksullaşmanın başlangıcı olmuştur. Bu koşullarda soykırımın vahşetini de yaşayan Sait Kırmızıtoprak için mücadele o tarihlerde başlamıştır. Büyük zorluklar içerisinde yaşamaya ve eğitim olanakları yaratarak yaşam kurup başarılı bir eğitim süreci tamamlayarak tıp eğitimini tamamlayıp doktor olmuştur. Dr. Şıvan ile ilgili çok şey yazmak mümkün, gerek yaşamı gerekse eğitimi ile ilgili, ancak ben daha çok Doktor’u Türkiye’de Kürdistan Demokrat Partisi sürecine getiren Türkiye’deki ve Kürdistan’daki 1950 ile 1975 tarihleri arasındaki siyasal süreçten bahsetmek istiyorum.

1923 Kürtlerle Türkler arasında 1571’den beri süren kısmen yazılı kısmen yazısız anlaşmaların sonu olmuş ve büyük avantajlar elde eden Kemalist Türk yönetimi, bu antlaşma ile artık Kürtleri yok saymıştır. Kemalist yönetim 1921’de daha çok ademi merkeziyetçi bir idari yapıyla hazırlanmış, anayasa (Teşkilatı Esasiye) 1923 Lozan Antlaşması ile yeni bir anayasaya dönüşmüştür. 1924 Anayasası üniter devlet yapılanmasını esas almıştır. Kemalist yönetim 1923 Lozan Antlaşması’nın hemen ardından meclisteki Kürt vekilleri de tasfiye edince 1924 anayasasıyla Kürtleri yok sayan tek millet, tek devlet, tek bayrak ve üniterizmin gereği olan tek devlet ilkelerini anayasanın değişmez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez maddeleri olarak benimsenmiştir. Bu maddeler daha sonra 1960 ve 1982 tarihli anayasalarında da aynen yer almıştır. 1921’den 1924’e nasıl gelindi ayrı bir makalenin konusu olabilir.

1924 anayasası ve tasfiye edilen Kürt vekillerin akabinde, Kemalist rejim ayanı beyan etmiş ve Kürt ve Kürdistan politikalarını uygulamaya başlamıştır. Politikanın özeti asimilasyon, sürgün ve yok etme üzerinedir. Asimile edebildiklerini gerek yaşadığı coğrafyada gerekse sürgün ederek. Asimile edemediklerini ya da asimilasyona direnenleri büyük katliamlarla, vahşice çocuk yaşlı demeden yok etmiştir. Bu soykırım 1925’ten 1938’e kadar devam etmiştir. Halen de kültürel soykırım sürmektedir. 1938 Dersim Soykırımı o denli gaddarca ve acımasızca yapılmış ki, tüm Kürdistan ve Kürtler bu soykırımla birlikte karanlık çağa girmiş gibi suskun kalmışlardır.

Bu soykırım ve daha sonra yaşananlar asla unutulmamış ve bugünkü nesillere travma olarak nakil olmuştur. Dr. Şıvan da bunlardan biridir.

1950’li yıllar özellikle Güney Kürdistan’daki gelişmeler kuzeydeki Kürtleri de hem heyecanlandırmış, hem de umutlandırmıştır.1950’nin ortalarından itibaren Kürt aydınları arasında Kürt sorunu Doğu sorunu adıyla konuşulup tartışılmıştır.

Yine bu yıllarda üniversite okuma olanağı yakalayan şanslı Kürt gençleri bir arada kalır ve kıt gelirleriyle bir anlamda komün usulü yaşarlar. Ayrıca sol düşünce ile tanışırlar ve sosyalist eğilimde olurlar. Dr. Şıvan da bu gençlerden biridir. Aynı zamanda Doktor Kürt olduğunu bağırarak söyleyen biridir.1950’li yılların sonlarında Demokrat Parti iktidarına karşı ciddi bir muhalefet vardır. Aynı yıllarda Güney Kürdistan’daki mücadele de ivme kazanmaktadır. Kerkük’te Türkmenlerin ayaklanması, General Mustafa Barzani tarafından bastırılır. Bu ayaklanmada bir kısım ayaklanan Türkmen öldürülür. Bu gerekçe ile Türkiye’de büyük tepki ve protestolar oluşur. 102 üniversite öğrencisi Kürtlere yönelik bu tam tam sesine yönelik meclise çok masumane telgraf çekerler. O dönem Dr. Şıvan’ın da içinde olduğu Kürt öğrenci gençliğinin faaliyetleri devleti rahatsız eder. Kürt özgürlük hareketinde yeni bi karanlık dönem yaratmak gerekmektedir. Bir sürü raporlar her zaman olduğu gibi hazırlanır ve 1959 yılında Dr. Şıvan’ın da içinde olduğu 50 Kürt aydını gözaltına alınır. Bunların tamamının Kürtlere gözdağı verilmesi amacıyla idam edilmesi devlette konuşulsa da o yıllardaki siyasal konjonktür gereği bu gerçekleşemiyor. Tutuklulardan Emin Batu hücrede öldüğü için bu yargılama Kürt tarihine “49 Davası” olarak geçiyor.  Tutukluların büyük bölümü solcu Kürtlerdir, ancak aralarında muhafazakar Kürtler de mevcuttur. Sait Elçi muhafazakar Kürtlerden biridir ve Harbiye Askeri Cezaevi’nde hücrelerden çıkıp tüm tutuklular aynı koğuşa geçtiklerinde, solcu Kürtler ve muhafazakar Kürtler biri birilerini daha çok tanıma fırsatı bulurlar.

Dr. Şıvan solcu Kürtler arasında yer alıp Harbiye tutukluluk sürecinden itibaren hedefleri doğrultusunda örgütlenme faaliyetine devam etmiştir. Muhafazakar Kürtler ile ilişkisi her zaman iyi olmuş ve devam etmiştir. 1960 ile 1970 arası Türkiye’de ve Kürdistan’da örgütlenmelerin olduğu yıllardır. Sosyalist hareket ve mücadele oldukça ivme kazanmış, ancak Türk solu Kemalist ideoloji etkisinden maalesef arınmamıştır. Kürt sorununa bölgesel geri kalmışlığın sonucu ekonomik dengesizlik olarak bakış egemen olmuştur. Dr. Şıvan bu yıllarda Forum, Yön, Dicle, Fırat gibi dergi ve gazetelerde yazılar yazmış ve bu yazılarında Kürt sorununu sosyalist bakış açısıyla anlatmaya çalışmıştır. Dr. Şıvan’ı Türkiye İşçi Partisi içerisindeki “doğu” sorunu tartışmalarında da etkili aktör olarak görüyoruz. O yıllarda “ordu gençlik el ele milli cephede” şiarıyla mücadele eden MDD (Milli Demokratik Devrim) çizgisi ve Türkiye İşçi Partisi çizgisi egemendi. 1960 yılların sonuna doğru 1965’ten itibaren Kürdistan’da başlayan anti sömürgeci ve anti Kemalist Kürt milli çizgisi, Türk solunun bir kısmını da etkileyerek Kürt sorununa daha gerçekçi bir yaklaşım göstermelerine vesile olunmuştur.

Bu konuda Dr. Şıvan’ın düşüncelerini, Cezayir’i ve diğer sömürge ülkelerdeki ulusal kurtuluş mücadeleleri etkilemiştir. Sömürge Kürdistan belirlemesi Kürt siyaset sınıfında egemen olmaya başlamıştır. Yukarıda da belirttim, Dr. Şıvan’ın Kürt muhafazakar çevreleriyle ilişkisi devam etmiş, bu Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi’nin Antalya yargılamaları sırasında ete kemiğe bürünmüştür. Doktor’un Harbiye tutukluluğu döneminden arkadaşı Sait Elçi Antalya’da tutukludur ve TKDP davasından yargılanmaktadır. Doktor Isparta’da görevli olduğundan sık sık Sait Elçi’yi ziyaret eder ve bu ziyaretlerinde tek konu Kürtlerin anti sömürgeci mücadelede örgütlenmeleridir. O yıllarda Türkiye’de de Kürtler ayrı örgütlenmeyi benimsemiş ve DDKO’larda (Devrimci Doğu Kültür Ocağı) örgütlenmeye başlamışlardır. Bu örgütlenmelerin büyük bir bölümü Dr. Şıvan’ın arkadaşları tarafından gerçekleştirilmiştir.

Doktor 70 yıllara yaklaşıldığında sosyalist düşünceyi benimsemekle beraber, muhafazakar Kürtler ile çalışmanın gerekliliğine inanmış, Kürdistani ve milli duruşu gereği TKDP ile çalışmaya başlamıştır. Ancak çok doğaldır ki Doktor ile TKDP arasında görüş farklılıkları mevcuttur. Doktorun mücadeleci örgütleyici ve savaşçı tavrı TKDP tarafından yadırganmıştır. Kısaca Doktor TKDP’ye sığmamış ve büyük gelmiştir. TKDP alışkanlığı gereği Irak Kürdistan Demokrat Partisi’nin şubesi gibi çalışırken, Doktor bir taraftan da yeni bir partinin de çalışması içerisindedir: Daha sol ve savaşacak bir parti. 1983 yılında Qamışlı’da bulunduğum bir zamanda, örgüt evimize Doktor’un arkadaşları olmamın münasebetiyle Doktor’a ait bir bavul getirmişlerdi. Bavulun içindekilerini görme ve inceleme şansım oldu. İçi tam savaş hazırlıkları ile dolu askeri haritalar ve savaş araçlarını kullanma talimatlarıyla doluydu. Ayrıca Doktor’un not ve randevularını gösteren Ece ajandası mevcuttu. Ayrıntıya girmeyeceğim, bunlar Doktor’un neler yapmak istediğini zaten anlatıyordu.

Doktor, Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi adına Güney Kürdistan’da eğitim kampı kurar. Ancak bu arada genel sekreteri olduğu, Haziran 1970 yılında kurulan, Türkiye’de Kürdistan Demokrat Partisi’nin örgütlenmesine de devam etmektedir. Bu partinin varlığından Sait Elçi ve arkadaşlarının haberi olmuştur ve bu ikili sorunun çözümü için görüşmeler başlar. Sorun büyüktür ve Doktor’un özellikle 1969 ve 1970 yıllarındaki çalışma ve örgütlenme çalışmaları çok ciddi noktaya varmıştır. Kuzey Kürdistan’daki devrimci Kürtlerin örgütlenmedeki bu başarısı Soğuk Savaş dönemi emperyalist kapitalist sistemini ciddi şekilde rahatsız etmiştir. O kadar ki, 1970 yılında Beyrut Büyükelçisi Ortadoğu Raporu’nu yazarken, Kürdistan’daki sol örgütlenmenin yükselişininin altını çizerek dikkat çekmiştir. Bu aynı zamanda Türkiye, İran, Irak, Suriye ve hatta SSCB’yi de rahatsız etmiştir. Büyük ve uluslar arası bir komployla iki parti arasındaki sorunları görüşmeye giden Sait Elçi ve iki arkadaşı, Güney Kürdistan’da öldürülmüşlerdir. Bu cinayetleri Dr.Şıvan ve arkadaşları yapmıştır kurgusuyla da Dr. Şıvan (Sait Kırmızıtoprak), Brusk (Hasan Yıkılmış) ve Çeko(Hikmet Buluttekin) 26 Kasım 1971 de infaz edilirler.

Arkadaşları dağıtılır ve Avrupa’ya mülteci olarak sığınırlar. 12 Mart sonrası af kanunuyla birlikte Doktor’u arkadaşlar DDKD (Devrimci Demokratik Kültür Derneği) ve KİP’te (Kürdistan İşçi Partisi) örgütlenirler. KİP’i Abdullah Öcalan’ın genel sekreterliğini yaptığı PKK ile karıştımayalım. KİP daha önce kurulmuş bir partidir.

Kürdistan’ın tüm parçalardaki etkisi hala devam etmektedir. Ölümünden 50 yıl sonra bile hala tartışılması veya hakkında yazılması bu nedenledir.

Türkiye’de Kürdistan Demokrat Partisi’nin tüzüğünden birkaç alıntıyla bitirmek istiyorum;

  • Partimiz ilerici ve devrimci bir siyasi organizasyondur.
  • Partimiz, Türkiye Kürdistanı’nda yaşayan Kürt halkının kendi kaderini bizzat kendisinin tayinine hakkı bulunduğuna inanır.
  • T-KDP: Emperyalizmi ve özellikle günümüzde ortaya çıkan bazı azgelişmiş ülkelerdeki dahili, milli-sosyal çelişkileri, bilimsel metodlarla analiz eder. Giriş bölümünde mahiyeti kısaca belirtilen dahili milli çelişkinin çözülmediği, yani Türkiye’de Kürt halkının inkarı ve demokratik milli haklarının gasbı şeklinde ortaya çıkan, dahili-milli ezme tatbikatı sona ermediği müddetçe; Kürt halkının dahili-milli muhalefet potansiyelini münhasıran “Milletlerarası Emperyalizme Karşı Savaş” alanına kanalize etmek isteyen tüm fikri ve aksiyoner çabaları kötü bir tuzak yada fahiş bir yanılgı olarak telakki eder
  • Türkiye Kürdistanı adı tanınmalı ve hudutları etnik coğrafi ve tarihi gerçeklere uygun olarak belirtilmelidir.
  • Kürt dili Türkiye Kürdistan’ının resmi dili olarak kabul edilmelidir.

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı