İnanç

Zorunlu Din Dersleri, Alevi Çocuklarının Anestezi Masasıdır! 

Erdoğan Yalgın yazdı:

Zorunlu din dersleriyle alakalı bu ikinci makalemizde konuyu biraz daha detaylandırmak istiyorum. Hemen belirtmeliyim ki; Okullarda verilen zorunlu din dersleriyle Alevi çocukları adeta narkozlanmaktadır. Genel anlamda Alevi çocukları Müslümanlaştırılırken, bunun yanı sıra Kürt Alevi çocukları da Müslümanlaştırılarak, Türkleştirilmektedir. Alevi çocuklarına din dersleri adı altında “Türk ırkçılığı-milliyetçiliği” ve akıldan uzak bir “Müslüman kaderciliği” dayatılmaktadır. Örneğin, Talim ve Terbiye Kurulu’nun 04.08.1999 tarih ve 263 sayılı kararıyla ilköğretim kurumlarının öğretim programlarında verilmesi gereken dersler ve içeriklerine bakıldığında işin ciddiyeti bir o kadar daha anlaşılmaktadır. Ama ne var ki; zorunlu din derslerine karşı çakan Alevi kurumları başta olmak üzere Alevi aydınları, konunun bu tarafıyla pek de ilgilenmemektedirler. Maalesef olaya sadece din-inanç algısı üzerinde yaklaşmakta ve hep aynı argümanlarla eleştirilerini sürdürmektedirler. Öte yandan bu konu, Kürt kurumları ve aydınlarının gündeminde ise hemen hemen yer almamaktadır. Unutulmamalıdır ki; Zorunlu din dersleri, Alevi çocuklarının anesteziyle uyutulması anlamına gelmektedir. Anestezi sonrası uyandırılan çocuğun artık kendi öz benliğinden arındırılıp yeni bir kişilikle değiştirilip-dönüştürüldüğü hedeflenmektedir. İşte bu süreç, tek tip model üretmede mahir olan ulus devleti için asimilasyonun ilk adımı olmaktadır.

Okullarda “Ahlaksız” Din Eğitiminde Irkçılık Yapılıyor!

Okullarda verilen zorunlu din derslerinin konuları, içerik ve öğrencilerin eğitimi bütünsel anlamda ele alındığında korkunç verilerle karşılaşılmaktadır. Din dersleri adı altında aslında adeta tarih derslerine ek bilgilerle çocukların beyinleri yıkanıyor. İşte din derslerinde verilen bazı dersler şu konuları içermektedir.

Atatürk’ün kişiliği ve özellikleri, Din ve Kültür, Vatanımızı ve Milletimizi Seviyoruz, Vatan ve millet sevgisinin önemi, Vatan ve milletine karşı kendisine düşen görevi yerine getirmek. Bayrağa ve ulusal marşa saygı göstermenin nedenleri. Bayrağımıza ve İstiklâl Marşı’mıza saygı. Gazilerimize saygı duyarak gereken değeri vermenin ve şehitlerimizi rahmet ve minnet duygusu ile anmanın bilinci. Ve buna benzer daha nice ders konuları..! Burada da görüldüğü gibi Zorunlu din derslerinde sadece İslam dinine ilişkin bilgiler verilmiyor. Aynı zamanda, din-inanç adı altında bizatihi çocuklara Türk ırkçılığı da enjekte ediliyor. Anlaşılan o ki; toplumsal mühendislik bağlamında geliştirilen Siyasal toplumsallaşma programlarıyla, çocukların bilinç altına dinden-imandan daha çok milli şuurun yerleştirilmesi hedeflenmektedir. Bununla tek tip insan modelinin hayata geçirilerek, gelecekte robotlaşmış bedenler vücuda getirilmektedir. Zaten bu ders programında “Ahlak” konusu en az yer verilen bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Meselâ Atatürkçülükle ilgili 13, İbadetle ilgili 1, Kur’an ve Yorumuyla ilgili 4, Din ve Kültür ile ilgili 14 ve Ahlakla ilgili sadece 2 konu başlığı yer almaktadır (MEB, 2010: 66-69). Bu milliyetçi-ırkçı konular; Alevilerin gündeminden uzak tutularak, Alevi kamuoyunda sadece Zorunlu din derslerinin gündeme getirilişi, aslında Alevi felsefesinin özüne haykırı olup, hakikatin gizlenmesinin bir kılıfı olarak da görülmelidir. Bu girizgâhtan sonra şimdi gelelim Zorunlu din derslerine ve ilgili konu başlıklarına:

Avrupa Birliği, Müslüman Türkiye ve Aleviler!

Öncesini bir kenara bırakacak olursak Türkiye, 2005’ten beri Avrupa ile üyelik müzakereleri yapmaktadır. AB, Türkiye’de zorunlu din derslerinin ve özellikle de Diyanet İşleri Başkanlığının konumu hakkında düzenli raporlar hazırlayarak Türkiye’yi eleştirmektedir. Fakat ne var ki bu ilgili raporların Aleviler tarafından bile yeterince irdelenmemesi, verilen mesajın doğru bir temelde kavranıp gereğinin yapılmamasını gözlemlemek mümkündür. Bunun bir çok anakronik sebepleri elbette vardır. Bunlar arasında en önemlisi Aleviler içerisinde son yıllarda giderek kronik bir hal alan “Elhamdülillahsız Müslüman” olma hikayelerini belirtebiliriz.  Zira Alevilerin devlet güdümündeki örgütlü yapılar içerisinde gelişen kanat önderlerinin çoğunun bilinç altında; Şii Mollalar ve Diyanet tarafından gıdım gıdım geliştirilerek İslam bütünlüğünde yarılmalara yol açan Ehli beyit hikayeleriyle mimlenmiş anlaşılması zor bir Müslümanlık anlayışı hakim! Alevilerin günümüzdeki dağınıklığı başta olmak üzere, iç eğitimdeki atıllığı ve bu berrak inancın nasıl da karmaşa bir hale getirildiğinin nedenleri de bu eksende ele alınmalıdır. 

Avrupa Birliğinin ilgili bütün raporlarında Aleviler açısında çok önemli vurgular bulunmaktadır. 1999‟dan 2011‟e kadar “Türkiye’nin Avrupa Birliğine Katılım Sürecine” ilişkin “Türkiye İlerleme Raporları” ve sonuçları değerlendirildiğinde Alevilerden “Müslüman azınlık” olarak söz edilmektedir. Ayrıca Lozan’a atıfta bulunarak Alevilerin de; azınlık statüleri kapsamında değerlendirildiği görülmektedir. Buna göre 1999 Yılı Türkiye İlerleme Raporunda, insan hakları ve azınlıklar konusunda ciddi eksiklikler olduğuna vurgu yapılarak, din özgürlüğü açısında Lozan Antlaşması ile tanınan dinsel azınlıklar ve diğer dinsel azınlıklar arasında bir muamele farklılığının halen mevcut olduğunun altı çizilmiştir (1999 İlerleme Raporu; 1999: 64). Yine 2000 tarihli üçüncü İlerleme Raporu’nun “İnsan Hakları ve Azınlıkların Korunması” başlıklı bölümünde Türkiye eleştirilmektedir. Avrupa nezdinde oluşturulan bütün kurumsal yapıların hazırladığı raporlarda Türkiye eleştirilmekte ve Alevilerle ilgili gerek yasalarda ve gerekse pratik faaliyetlerde var olan haksız uygulamaların ortadan kaldırılması istenilmektedir. Fakat bütün bunlar bir yana, Türkiye devletinin başta  AKP hükümeti olmak üzere Diyanet ve diğer ilgili kurumlarının Aleviler içerisinde devşirdikleri işbirlikçileriyle “Aleviliğin; İslam’ın bir Anadolu versiyonu olduğunu, aynı Allaha, kitaba, peygambere, dine vs. inandığını” empoze ederek, “Türkiye’nin % 99’unun Müslüman olduğunu” mesajlayarak başta Avrupa Birliğinin bu eleştirilerini boşa çıkarıp, Alevileri de bölerek siyaseten güçsüz bırakmaktadır. Bu sinsice bir plandır. Deyim yerindeyse bu bir Osmanlı Oyunudur! Öncelikle bu bilinmelidir!

Alevi Ebeveynleri, Zorunlu Din Derslerine Karşı Pratik Eyleme Geçmelidirler!

Bu Osmanlı oyununu bozacak olan “kendisini Müslüman hissetmeyen, Müslüman olmadığını ve Alevi olduğunu” açıkça beyan eden hakikatçi Alevi ebeveynleridir. Bunlar MEB. okullarına dilekçelerle başvurup, çocuklarının Zorunlu din derslerinden muaf tutulmasını istemelidirler. Bu hak, bütün ulusal ve uluslararası yasalarla-antlaşmalarla verilmiş olan bir hak’dır. Fakat şunu da hatırlatmakta fayda vardır. Sanırım 2013 yılında Dersim’de; Eğitim Sen öncülüğünde 20-25 ailenin böyle bir girişimi olmuştu. Ne acıdır ki; sonuçta mahkemeye giden aile sayısı mahalle baskısıyla 25-30’dan, 3’e kadar inmişti. Tıpkı Timur’un fil ’ine karşı çıkan köylülerin, Timur’un çadırı önünden kaçmaları ve önderlerini orada yalnız bırakmaları gibi! Buna karşın 2019 yılında İstanbul Beylikdüzü’ nde  ikamet eden Alevi kökenli Halil Konaklı, MEM bir dilekçeyle başvurup çocuğunun “zorunlu din dersinden muaf” tutulmasını istedi ve sonuçta mahkemeyi kazandı. Dilekçe yoluyla yapılan başvurular sonucunda çocuklar; üniversiteye kadar bu zorunlu din derslerinden muaf tutulmaktadır. Kendisini, “Müslüman değil”, Alevi gören ebeveyniler bu girişimi örgütlü bir şekilde ele alıp girişimlerde bulunabilirler. Dahası zorunlu din derslerine karşı çıkan Alevi örgütleri öncülüğünde böylesi bir girişim başlatıla bilinir. Aksi halde imza kampanyalarıyla bu işlerin çözüleceği asla mümkün değildir. Çünkü 82 Anayasasının 24. maddesi konuyla alakalı olup, din dersinin zorunlu olduğuna ilişkin hükmü içermektedir.

Alevilerin En Büyük Sorunu; Din Adı Altında Verilen Afyondur!

Son yıllarda bu alanda yürütülen tartışmalar, yerel ve uluslararası mahkemelerin verdiği kararlar sonucunda Alevilerin; istem ve talepleri hala yerine getirilmemiştir. Öte yandan Alevilerin kendi aralarında yürüttükleri tartışmaların içerisinde Avrupa’nın “Türkiye İlerleme Raporlarına” yansıyan Lozan’daki statüye yapılan atıflar hiç tartışılmamıştır. Alevi kurumları, İnanç önderleri, aydınları ve Alevi bireyleri bu ilgili raporları yeterince okuyup-incelememişlerdir. Zira konu üzerinde yazılan-çizilen ve konuşulan bir literatür henüz oluşturulamamıştır. Bu çok büyük bir eksikliktir! Bundan dolayıdır ki AKP genel başkanı sürekli “Alili-Alisiz Alevilik” tartışmalarını açıp, Avrupa ülkelerini suçlayarak, Alevi toplumunu bölmektedir. Bundan hareketle devletin ilgili kurum ve yetkilileri; Alevi örgütlü yapılarını, tek tek kanaat önderlerini  markaj altında tutup baskılamaktadırlar. İşte tam da bu noktada yine Marx’ın o menşur sözü bu defa da Aleviler için gündeme gelmektedir. Evet Siyasal İslamcılar; Aleviler içerisinde devşirdikleri unsurlar eliyle genel anlamda Alevilere, özelde ise Alevi çocuklarını afyonlamaktadırlar. Okullarda zorunlu din derslerinin kaldırılması yada Alevi çocuklarına verilmemesi hususunda Aleviler, metodolojik olarak yanlış bir yöntem içerisindedirler. Aleviler bu tür istemler yerine “Müslüman olmadıklarını, zira Alevilik inancının Ali’yi sevmekle, İslam Peygamberi Muhammed’e, diğer Peygamberlere, dini metinlere saygıyla ve benzeri metaforik söylemler üzerinden İslam hanesi içerisinde ele alınamayacağını sıklıkla dile getirmelidirler. Bu hakikat sonucunda, ancak uluslararası antlaşmalarla Alevilik inancı, kendine özgü değerleri üzerinden yeni kuşaklara ulaştırılabilir! Aksi halde Aleviler değil 20. Milli Eğitim Şura kararları, 40. Şuraları da görseler dahi bu işin çözümü asla mümkün olmayacaktır! Zorunlu din dersleri gıdım gıdım gelerek, ta Ana okuluna kadar dayandığı görülmüyor mu? Bunun asıl hedefinin ne olduğu hala anlaşılıp-bilince çıkarılmıyor mu?  Unutmamak gerekir ki; “Türkiye devletinin nüfusunun %99’unun Müslüman olduğu” söylemi aslında devletin bir varlık-beka sorunun kalkanıdır. Yani afyondan vaz geçmek, Devlet için bir beka sorunudur! Afyondan vazgeçilmeyecektir!

Tekçi Zihniyetin, Alevilere Enjekte Ettiği Anastezi

Hasan Zengin adlı bir Alevi canımız, masumane bir niyetle okullarda verilen din derslerinde “Alevi öğretisinin olmadığından” ötürü yerel mahkemeler sonucunda davasını AİHM’e götürdü. Söz konusu dava, 2007 yılında sonuçlandı. Üstü kapalı bir şekilde Zengin’in itirazlarında haklı olduğuna hükmedildi. AİHM; ders kitaplarının “nesnel, çoğulcu bilgiler öğretecek şekilde değiştirilmesi gerektiği” kararına vardı. Türkiye devleti  konu hakkında AİHM’ye  “yeni” müfredata ilişkin bir rapor sundu. Fakat 16 Eylül 2014’te AİHM’ in yeniden bu defa da “din dersleri zorunlu olamaz” kararını hatırlattı. Hepsi o kadar! Zira bu alanda herhangi bir sonuç alınamadı. Fakat bütün Alevi örgütleri, inanç önderleri, aydınları, yazarları konuya aşina şahsiyetleri bu konu üzerinde daha çok aynı istikamette farklı tartışmalar yürütmekle meşgul oldular. Zira formül yanlış olduğu için istenilen sonuç bir türlü alınamıyordu. Asıl sorunun kavranmasından, konu üzerinde köklü bir tartışma yürütülmesinden oldukça çok uzak bir şekilde deyim yerindeyse “geyik muhabbetleri” ile kotarılmaya çalışıldı. 

Buna karşın Türk devleti-iktidarı, hazırladığı din dersi kitaplarına Alevi-Bektaşilikle alakalı bazı İslami bilgilere yer vererek, yürütülen tartışmaların önünü kesmeye matuf bazı hamleler geliştirdi. Böylece okullarda verilen din derslerinde Alevi-Bektaşilikle alakalı bilgilere yer verilmemektedir” türünden tartışmaların önünü kesti. Zira artık ders kitaplarında Alevilerin istemleri doğrultusunda yapılan çalıştaylar (Haziran 2009-Ocak 2010) neticesinde çıkan sonuçlar bağlamında Onlar için konunun çözüme kavuşturulması sağlanmıştı. Peki sizce din dersleri kitaplarında Alevi-Bektaşilikle ilgili ne türden bilgilere yer verilmişti? 

Öyle ya madem Aleviler de Müslümandır, işte Anadolu İslam’ını en iyi bir şeklide temsil eden-yaşatan Alevilerin öğretileri de ders kitaplarında verilmektedir. Böylece Alevileri uyutarak mevzi kazanan AKP hükümeti, zaman içerisinde maddi-manevi desteklerle Alevilerin çoğunun da bu çizgiye geleceğini hesaplamış ve bu hesabında da yanılmamıştı. İleriki süreçlerde görüleceği üzere; Alevi örgütleri içerisinde Diyanetten-örtülü ödenekten kimlerin pay aldığı zamanı geldiğinde mutlaka ortaya çıkacaktır. Bunları hep beraber görecek ve tanık olacağız!

Din Derslerinde Alevi-Bektaşilik Konularına Nasıl Yer Veriliyor?

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) derslerine ilişkin toplamda 1.086 sayfalık ders kitabında   Alevilik-Bektaşilik” le ilgili bilgilere toplamda 16 sayfada yer verilmiştir.  Evet sadece 16 sayfalık bir yer tutmaktadır Alevilik-Bektaşilik dersleri. 7. ve 12. sınıfta tanıtılan Alevilik-Bektaşilik; Sünniliğin bir tarikatı, mezhebi değil, sadece folklorik bir kolu, Sünniliğin bir yansıması gibi verilmiştir. Buna göre  o bilinen klasik dogmatik  tanımıyla “Hz. Ali’yi seven, sayan ve ona taraftar olan kişiye Alevi denir. Aleviler; Allah’ın birliğine inanan, Hz. Muhammed’i son peygamber olarak kabul eden, kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim olan, Hz. Muhammed’i ve onun Ehl-i beytini seven Müslümanlardır” benzeri temalara vurgu yapılmaktadır. Bu tamlamalarla Alevi-Bektaşileri aynı dine, kitaba, Peygambere inanan, aynı toprak parçası üzerinde yaşayan, aynı dili konuşan ve aynı ülkülerle yoğrulan bir Cumhuriyet yurttaşı profili çizilmektedir. Aslında burada yer alan bilgiler, “kendilerini İslam’ın özü, gerçek Müslüman olarak” tanıtan, gören ve böyle yaşadığını sanan Alevi-Bektaşilerin tam da istedikleri bir tanım değil midir? Kaldı ki bu türden bilgilere, Alevi kurumlarının hazırladıkları müfredatlardı da  aynen yer verilmektedir! Nitekim kafaların karışık olduğu ve neye-neden karşı çıkıldığı da  pek anlaşılmamaktadır! Gidin bakınız Alevi kurumlarının hazırladıkları ders broşürlerine, el kitapçıklarına, bildiri ve ilgili makalelerine, MEB. din dersleri kitabına giren bu bilgilerin aynısı yer almaktadır. Din dersleri kitaplarının ünitelerinde, ders programlarında şu bilgi aslında dikkatlere şayandır: İslam düşüncesinde ortaya çıkan yorum biçimlerini sınıflandırır. İslam düşüncesinde ortaya çıkan yorumlar; inançla ilgili yorumlar, fıkhi yorumlar ve tasavvufi yorumlar şeklinde ele alınır.  Kültürümüzde etkin olan tasavvufi yorumları ayırt eder. Kültürümüzde etkin olan tasavvufi yorumlardan; Yesevilik, Kadirilik, Mevlevilik, Nakşibendilik ve Alevilik Bektaşilik konularına öğrenci düzeyine uygun olarak yer verilir.”  

Bu tanımlamalarla birlikte Alevi-Bektaşileri ilgilendiren ders bölümleri ise şöyle sıralanır: “Alevilik-Bektaşilikle ilgili temel kavram ve erkânları açıklar. Cem ve cemevi, musahiplik, razılık ve kul hakkının sorulması, cemde on iki hizmet, semah, gülbank, Hızır ve Muharrem orucuna ve uygulanma şekline yer verilir. Bu kapsamda; Alevilik-Bektaşilikteki “ocak kültürü” ne ve “el ele, el hakka ikrarı” na yer verilir; Bektaşilikte musahipliğe “ikrar ve nasip alma” da denildiğine ve bu kavramın İslam tarihindeki muhacir ensar kardeşliğine dayandırıldığına değinilir. Cemevi; âyin-i cem erkânının yapıldığı, “yol, adap ve erkân yeri” olarak nitelendirilir; Bektaşilikte ise cemevi yerine “meydan evi” ifadesinin kullanıldığına değinilir. “Görgü cemi”, “İkrar cemi” ve “Abdal Musa cemi” nden bahsedilir. Âyin-i cem ve cemevi ile ilgili görsellere yer verilir. Alevilik-Bektaşilikte duaların başında, “Bismişah”, sonunda ise “Allah Allah” lafzının söylendiğine değinilir. “Gülbank” konusunda ise “Lokma Duasına”  ve daha nice hurefalara yer verilir (Akgül, 2012).

Zaten  uydurularak sürekli gündemde tutulan “Alisiz Alevilere“ karşı zülfikar kuşanan “Alili Alevilerin“ isteği, tam da bu değilmi dir? Öyle ise bu kavga neyin kavgasıdır? Sorusu, zihinlerde “pastadan daha fazla pay alma“ türündeki taşra siyasetini çağrıştırmaktadır, hepsi o kadar!
Hak ile kalın!

Kaynaklar
MEB (2010) Ortaöğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi (9, 10, 11 ve 12. sınıflar) Öğretim Programı, Devlet Kitapları Müdürlüğü, Ankara
AKGÜL, Mehmet, (2012) İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Ders Kitabı-7, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, 5. Baskı, Ankara.
Türkiye’nin Katılım Yönünde İlerlemesi’ne İlişkin Komisyon 1999

Etiketler

İlgili Makaleler

Kapalı
Kapalı