1. Haberler
  2. Köşe Yazıları
  3. Hasan Şen
  4. İliç’i Unutma, Dersim’i Koru

İliç’i Unutma, Dersim’i Koru

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Coğrafyalar yalnızca harita üzerindeki sınırlarla ayrılmaz; suyun akışı, rüzgârın yönü ve toprağın hafızası onları birbirine bağlar. İliç ile Dersim arasında idari bir çizgi olabilir; fakat Fırat havzası söz konusu olduğunda bu çizginin hiçbir anlamı yoktur. Munzur’un, Pülümür’ün, Karasu’nun taşıdığı su aynı döngünün parçasıdır. Bu nedenle İliç’te yaşanan bir felaket, yalnızca bir ilçenin meselesi değildir; bütün bir havzanın, bütün bir yaşam alanının meselesidir.

9 işçinin yaşamını yitirdiği, milyonlarca ton siyanürlü liç yığınının çöktüğü yıkımı “kaza” sözcüğüyle geçiştirmek gerçeği örtmektir. Bu olay, denetim mekanizmalarının zayıflatıldığı, şirketlerin kamusal çıkarın önüne geçirildiği ve çevresel risklerin sistematik biçimde küçümsendiği bir modelin sonucudur. Uzun süredir uyarılar yapıldı, raporlar yazıldı, riskler dile getirildi. Ancak sermaye lehine esnetilen mevzuat ve göstermelik denetimler, bugün yaşadığımız felaketin zeminini hazırladı. Sorumluluk yalnızca teknik bir arızada değil; siyasal tercihlerde, idari ihmallerde ve kamu yararını ikinci plana iten anlayıştadır.

İliç’te çöken yalnızca bir liç yığını değildir. Çöken, “kontrol altında” denilen risk yönetimi iddiasıdır. Çöken, “çevreye zarar vermeden madencilik mümkündür” söyleminin güvenilirliğidir. Çöken, şirket beyanlarının kamu denetiminin yerini tutabileceği yanılgısıdır. Ve bu çöküş, Fırat havzasının tamamı için bir uyarıdır.

Dersim yıllardır benzer bir kuşatmanın içinde. Maden projeleri, barajlar, HES’ler, “ekoturizm” başlığı altında pazarlanan yatırımlar… Hepsi farklı ambalajlarla sunulsa da aynı mantığa dayanıyor: Suyu ekonomik girdiye, toprağı yatırım alanına, dağı ve ovayı sermaye birikim aracına dönüştürmek. Oysa Dersim’in gerçek gücü, kadim üretim ilişkilerinde, doğayla kurduğu dengeli yaşam pratiğinde ve havzayı bir bütün olarak koruma kültüründe yatıyor. Bu kültür zayıfladığında, yerini kısa vadeli rant beklentisi aldığında, coğrafya bir “proje alanı”na dönüşüyor.

İliç’te yaşananlar bu nedenle Dersim için uzak bir haber değil; somut bir uyarıdır. Eğer hesap sorulmazsa, eğer sorumlular gerçek anlamda yargılanmazsa, eğer kamusal denetim yeniden ve güçlü biçimde tesis edilmezse, benzer riskler başka vadilerin kapısını çalar. Bugün İliç’te yaşanan yarın Munzur havzasında yaşanmayacak diye kim garanti verebilir? Siyanür toprağa karıştığında sınır sormaz; suyu izler, akışı takip eder.

17 Şubat’ta görülecek dava bu açıdan yalnızca hukuki bir süreç değil, kamusal vicdanın sınavıdır. “Bu maden açılamaz” demek bir yatırım karşıtlığı değil; yaşamı önceleyen bir ilkenin ifadesidir. “Sorumlular yargılansın” demek geçmişe dönük bir öfke değil; geleceğe dönük bir sorumluluktur. Gerçek bir hesaplaşma olmadan ne Fırat havzası güvende olur ne de Dersim’in su gözeleri.

Tam da bu nedenle, 14 Ocak Cumartesi günü saat 13.00’te Kadıköy Süreyya Operası önünde yapılacak buluşma, sembolik bir dayanışma etkinliği olmanın ötesinde bir anlam taşıyor. Orada yükselecek ses, yalnızca bir mahkeme sürecine dair talep değil; havzaların bütünlüğünü savunan bir yaşam iradesidir. İliç için adalet talebi ile Dersim için yaşam talebi aynı cümlede buluşuyor. Çünkü mesele bir ilçenin değil, bir ekosistemin meselesidir.

Dersim’i korumak, yalnızca belirli projelere itiraz etmek değildir. Bu, suyu metalaştıran anlayışa karşı kamusal yararı savunmaktır. Bu, Ovacık Ovası’nı bir yatırım parseli değil, bir yaşam alanı olarak görmektir. Bu, dağların, meraların, kutsal sayılan su kaynaklarının yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların da hakkı olduğunu hatırlatmaktır.

İliç’i unutmak, normalleştirmektir. Normalleştirmek ise yeni felaketlere davetiye çıkarmaktır. Oysa hatırlamak, hesap sormak ve dayanışmayı büyütmek başka bir ihtimali mümkün kılar. Havzayı bir bütün olarak savunan bir toplumsal bilinç oluştuğunda, talan politikaları geri adım atmak zorunda kalır.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey tam da budur: Parçalı tepkiler değil, bütünlüklü bir yaşam savunusu. İliç için adalet istemekle Dersim için yaşam istemek aynı mücadelenin iki adıdır.

İliç’i unutma.
Dersim’i koru.
Adalet olmadan yaşam olmaz.