1. Haberler
  2. Güncel
  3. Duran Kalkan, Ruşen Çakır’a konuştu: Mevcut kararlılıkla biz Türkiye’ye karşı silahlı eylem yapan güç olmayacağız

Duran Kalkan, Ruşen Çakır’a konuştu: Mevcut kararlılıkla biz Türkiye’ye karşı silahlı eylem yapan güç olmayacağız

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Duran Kalkan, Kandil Dağları’nda Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ile konuştu. Kalkan, Kürt meselesiyle ilgili devam eden sürece dair dikkat çekici açıklamalarda bulundu.

Duran Kalkan, röportajın hemen başında Çakır’a, “Hoş geldiniz, sanki biraz yanlış geldiniz, buraya değil de önce İmralı’ya gitseydiniz daha doğru adrese gitmiş olurdunuz” dedi. Çakır da “Ben bu konuda defalarca başvurdum, bekliyorum” karşılığını verdi.

“SÜREÇ SÜRÜYOR, BATMAYACAK”

Çakır, 2013 baharında da, o dönem olan “Çözüm Süreci”nde yine Duran Kalkan ile yaptığı röportajı hatırlatarak, “O süreç battı, şimdi?” diye sordu. Kalkan, “Sürüyor, batmayacak” karşılığını verdi. Çakır’ın “Nasıl olacak?” sorusuna Kalkan şöyle yanıt verdi:

“Birincisi, koşullar batmamasını gerektiriyor. Siyasi ve askeri koşullar… Bölgedeki koşullar, Türkiye’deki koşullar, Türklerin koşulları… Yani durum 2013 gibi değil. O zaman durum daha farklıydı. 2015’ten sonra yaşanan bir süreç var, 2023’ten sonra yaşanan bir süreç var. Hem Gazze süreci var, hem de Türkiye – Kürdistan süreci var. Bu gerçekleri görmemiz lazım. Bunlar bir değişiklik yarattı.

Bir de 2015’ten bu yana yaşanan bir süreç var, savaş gerçeği… O da yeni şeyler ortaya çıkardı. Yani önceki gibi değil. Hem kendi savaşımızla bir noktaya geldik, “artık nereye kadar” sorusu gündeme geldi, “Bu nereye gidecek?” Yani bir çözüm gerekli buna. Her şey savaşla çözülmez, savaş açığa çıkarır, çoğu zaman siyaset çözer. Dolayısıyla hem çözümün zamanı, hem de siyasetin zamanı geldi. Bir de dış dünya böyle. Yani Ortadoğu’daki durumu görüyoruz. Devletler gittiler, örgütler gittiler. Yani kendilerini Ortadoğu’nun en güçlüsü sanan liderler gittiler. Yani bu nereye kadar gidecek. Birileri bölgeyle böyle uğraşıyor. Ama biz bu bölgenin insanlarıyız. Yani kapıları onlara ardına kadar açamayız ki. Hiç kendi aramızda çözüm olmayacak mı? Kendimiz bir irade olamayacak mıyız?

Biz bu konuda kararlıyız. Önder Abdullah Öcalan’ın düşüncelerini, çıkışlarını, 27 Şubat çağrısını bu temelde anladık. Bu temelde yeni süreçler geliştirmekte kararlıyız. Yalnız başımıza olur mu, ayrı bir konu.”

“OYUN OLABİLİR, BİR İMKAN DOĞUYOR MU, ONA BAKIYORUZ”

Duran Kalkan, Kürt meselesiyle ilgili devam eden sürecin iktidarın bir oyunu olduğuna dair değerlendirmeleri ele aldı. “Türkiye’nin demokratikleşmesi için yapılan en büyük hamle, en güçlü mücadele bu barış ve demokratik toplum çağrısı. Bunu böyle görmek lazım. Sol çevreler, sosyalist çevreler özellikle bunu böyle görmeliler“ diyen Duran Kalkan, konuyla ilgili soruyu şöyle yanıtladı:

“Oyun olabilir, biz oyun değil diyemeyiz. Herkesin kendi bileceği bir iş.Herkesin kendi yaptığı bir durum. Yani biz de yüzde yüz oyun yok demiyoruz. Yani işte çağrılar yapanlarla diyelim tartışma yürüttüklerimizle yüzde yüz aynı görüşte değiliz.

Nasıl diyelim, güvenle ya da ortak düşünceyle yürümüyor. Herkes kendi düşüncesiyle yürüyor. Fakat oyunda olsa bir politika yapmanın önü açılıyor mu? Yeni şeyler yapmak için imkan doğuyor mu? Biz ona bakıyoruz.

Geçmiş süreçte yirmi sekiz yıl oldu. Önder Abdullah Öcalan İmral’da biliyorsunuz. Çok fazla görüşmeler oldu. Bir defa avukatlar mıydı, kamuoyunun şeyi olarak sormuşlardı. Umutlu musunuz diye? Umut değil de, ben umudu yaratmaya çalışanım dedi. Yani doğuyor mu? Doğurmaya çalışıyoruz. En azından kapı hafif aralanır gibi. Onu bile değerli buluyoruz yani.

Şu yaklaşımlar yanlış. Sizin sorularınızdan onu anlıyorum. Her şeyi devletten bekleyen, her şeyi iktidardan bekleyen, her şeyi anlaşmalarla çözmeyi öngören yaklaşıma göre bizim yaptıklarımızın hiçbir anlamı yok.

Doğru değil hiçbir sonuç vermez. Ama biz hiçbir şeyi şimdiye kadar elli yıldır bu biçimde yapmadık. Her şeyi mücadeleyle kazandık. Halkın gücüyle kazandık. Halkın toplumun iradesiyle kazandık. İnanıyoruz ki süreç toplumsallaşırsa barıştan ve demokrasiden yana olan toplumsal kesimler sahip çıkarlarsa küçük bir aralıktan büyük gelişme ortaya çıkabilir. Çünkü bir de PKK’nın tarzı şuydu. Önder Apu’nun tarzı. İğne ucuyla kuyu kazmak dedi. Biz mücadeleyi böyle yürütüyoruz. Yüzde bir olumluluk varsa imkan oradan başlayarak imkan büyütüyoruz. Başka imkan yok.”

“BU SÜREÇTE NELER KAZANDINIZ?”

Kürt meselesiyle ilgili süreçte neler kazandıklarına dair Ruşen Çakır’ın sorusunu Duran Kalkan şöyle yanıtladı:

“Neler kazandık? Bir defa Türkiye tartışıyor. Önce tartışamıyordu. Kürt toplumu da tartışıyor. Yani diller çözüldü. Bunu görelim. Bunu kıymetli buluyoruz mesela. Toplumun insanların kendi geleceklerine dair sorumluluk duymaları ve bu çerçevede arayış içinde olmalarını tartışmalarını önemli buluyoruz. Bunun önü açıldı. Bu çok kıymetli.

Diğer yandan çok gergin bir ortam vardı. Savaş evet, 100 yıldır sürüyor. Kürtlerde bu 100 yılını doldurdu. 50 yıldır PKK ile oluyor, 40 yıl kesintisiz oldu, 15 Ağustos 84 ile birlikte. Bunun yarattığı bir düzey vardı. Ama 2015’den sonraki savaşın düzeyi hepsinden farklıydı. Çok aşırı derecede bir gerginlik yarattı. Sonuçları her zamankinden ağır bir savaştı. Mesela o gerginlik biraz azaldı. Herkes sağlıklı düşünebiliyor. Biz de düşünme, değerlendirme, neler yaptık, neler yapamadık, doğrularımız neler oldu, eksiklerimiz neler oldu, bunları tartışma imkanı bulduk. Bunu da kıymetli buluyoruz. Eleştiri, öz eleştiri yapıyoruz açık söylüyorum. Yani yaptıklarımızın her şeyini doğru demiyoruz. Ama esas olarak tabii ki büyük bir direniş yürüttük.

Üçüncüsü; mücadele daha da çeşitlendi ve mücadele güçleri genişledi. Öyle bir durum ortaya çıkmıştı ki, yani mevzide silahlı güçlerin çatışması. Onun dışında hiç kimse mücadele edemiyordu. Şimdi örneğin herkes mücadele ediyor. Gençler, kadınlar, aydınlar, bütün toplumsal kesimler, işçi ve emekçiler Türkiye’de ediyor. Kürtlerin bütün parçalarında, yurt dışında mücadele var. Yani mücadele durmadı, daralmadı. Hem yöntem bakımından zenginleşti hem de daha geniş güçleri içine kattı. Bunları değerli buluyoruz biz. ”

“ESKİSİ GİBİ SAVAŞ OLMAYACAK ARTIK…”

Duran Kalkan, bir daha savaşa dönüş ihtimalinin olup olmadığına ve bu konuda aldıkları kararın ne kadar kesin olduğuna dair soruyu da yanıtladı. Kalkan, şöyle konuştu:

“Biz kendi irademizle bu kararı verdik. Bir çağrı oldu. Zaten 9 yıllık sert bir savaş vardı. Bu nerede siyasete dönüşür? Hep onun takibi içindeydik. Bu Ekim ayından itibaren Devlet Bahçeli’nin çağrısı ve Önder Abdullah Öcalan’ın yanıtıyla bu süreç başladı. Bunu çok yerinde, anlamlı, hatta biraz da geç kalmış olarak gördük. Onu net söyleyebilirim. Geç kalmışlık da biraz böyle Türkiye’yi içten dıştan bazı çevreler çok kışkırttılar savaşa. Bizden kaynaklanmadı. Oradan kaynaklandı. Yani ondan sonra sürecin gelişiminde yani biz kendi irademizle karar verdik. Kongremizi yaptık. Kendi kararımızı aldık. Biz kendimizde bir değişim, dönüşüm, yenilenme yaratmak istiyoruz. Stratejik olarak değişim gerçekleştirdik yani.

Şunu söyleyebilirim. Eskisi gibi savaş olmayacak artık. Yani bizden eğer koşullar değişmez yeni bir kongre olmadıkça… Diyelim ki onu artık hangi örgüt yapar ne yapabilir. Yeniden bir stratejik değişim alınmadıkça mevcut kararlılıkla biz Türkiye’ye karşı silahlı eylem yapan güç olmayacağız. Durdurduk bunu yani. Bu stratejiyi sona erdirdik. Ama diyelim ki mevcut durumda üzerimize saldırı olursa şu haliyle elbette kendimizi savunacağız. O pozisyondayız. Fakat şunu istiyoruz: Siyasetin önü açılsın. Demokratik siyaset yapma imkanı ortaya çıksın. Biz de yani bu sürece demokratik siyaset yaparak katılalım. Bu Kürtlerin ve Türkiye toplumunun lehine olsun. Onlara hizmet edelim.”

TÜRKİYE’DE SİYASET YAPACAKLAR MI: “NEDEN OLMASIN?”

Duran Kalkan, kendisi ve Cemil Bayık, Murat Karayılan gibi üst düzey yöneticilerin Türkiye’de siyaset yapıp yapmayacaklarına ilişkin tartışmalara da değindi. Kalkan, konuyla ilgili soruya yanıt olarak şunları dile getirdi:

“Neden olmasın? Olabilir. Dünyadaki olaylara bakalım. Yaşananlara bakalım. Türkiye’de yaşananlara da bakalım. 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl önceki süreçleri değerlendirelim. Eskisi gibi midir Türkiye? Değil. Çok değişiklikler oldu. Bu değişiklik olamaz mı? Olabilir.

Fakat bu noktada bizim öncelik şeyimiz şudur: Önder Abdullah Öcalan’ın siyaset yapabilmesi, özgürce… 28 yıldır zaten, yani ne denilecekse hukuki olarak ne gerekiyorsa onun gerekleri yerine geldi. Daha ne isteniliyor? 25 yıldır bunun sınırı aslında. 25 yıldan sonra her şey siyasi takdire kalıyor. Hukuki şey bitmiştir aslında. Siyaset takdir etse Önder Abdullah Öcalan hemen siyaset yapabilir hale gelebilir. Bu konuda siyasi iradenin karar vermesi gerekiyor. Siyaset bunu üstlenmiyor. Bu konuda bir de toplumun durumu çok aşırı şey ediliyor. Toplumsal zemin uygun değil deniliyor. Kimse uygun hale gelmesi için çalışmıyor ki.”

İSRAİL VE DEĞİŞEN ORTADOĞU: “KÜRTLERİN DE STATÜSÜ OLMALI”

Duran Kalkan, Ortadoğu’da değişen siyasi dengeleri ve İsrail’in rolünü de değerlendirdi. Ruşen Çakır’ın İsrail ile ilişkileri hakkındaki sorusuna Kalkan, şu yanıtı verdi:

“Bölgede yüz yıl önce oluşturulan statüko yıkıldı, değiştiriliyor. Yüz yıl önce oluşan ne idi? Ulus devlet statükosuydu. Bu da Türkiye ve İran üzerinden şekillendi. Öncü güçleri bölgede Türkiye ve İran’dı. Şimdi İsrail öncülüğünde geliştiriliyor. İsrail Araplarla bir anlaşma yaptı. Araplar da gelişiyor. Suudi’yle Mısır’la yani İbrahim Anlaşmaları temelinde.

Evet, İsrail Arap anlaşmasına dayanıyor. Fakat esas İsrail etkinliği gelişiyor. İsrail etkinliğinde Araplara da etkili yer veren…  Çünkü geçen yüz yıl ikinci sınıf devlet yaptı Arapları, o durumdan çıkartan yeni bir hegemonye gelişiyor. Bu son derece açık. Bu bunu yaparken arkasında ABD var. Avrupa’yı şeyleri sonuna kadar aldılar. Biraz İngiltere’den ters sözler gelince ABD müdahale etti. Şimdi güçleri çok.

İki; bütün Ortadoğu’yu değiştiriyorlar. Herkesle ilgililer. Türkiye’yle de yirmi dört saat görüşme ve çatışma içinde İsrail. Biz bunu görüyoruz. Sadece çatışma yok, görüşmeler de var. İlişkiler de var. Hiç kimse birbirinden ilişkisiz değil. Şimdi bölge değişecekse ulus devlet statükosu ortadan kalkacaksa, kalkıyor, bu ulus devlet statükosu en çok Kürtlere karşı oldu,kürtleri yok saydı, parçaladı. Yok edici zeminler yarattı siyasi, askeri olarak. Böyle bunun parçalanması bir defa Kürt dinamini açığa çıkarıyor, Kürt’ün gücünü açığa çıkarıyor. Bu değişim sürecindeki etkinliğini açığa çıkarıyor. Şimdi değiştirmek isteyen güçler ihtiyaç duydukça ya da kendilerine gerekli oldukça bu güçlere de birlik olmak istiyorlar. İsrail yaparken ihtiyaç duyuyor. Herkes duyuyor. İran içinde de çeşitli güçlere ihtiyaç duyuyor. Kürtler içerisinde zaten kendilerine yakın olanlar var. Eskiden beri ilişkide olanlar var. Bunu herkes biliyor. Türkiye’de biliyor. Türkiye örneğin Kürtlerin İsrail’le en sıkı ilişki olanlarıyla en ileri ittifak halinde şimdi. Mevcut politikayı niye gözden geçirmiyor, sorgulamıyor Türkiye siyaseti, ben şaşıyorum.

Elbette ki değişen Ortadoğu’da Kürtlerin yerinde olmasını istiyoruz. Kürt varlığı kabul görmeli. Kürtler için de bir siyasi statü olmalı. Ama bu Ortadoğu’nun birbiriyle savaştığı bir Ortadoğu’da olmamalı. Demokratik bir Ortadoğu’da olmalı. Savaşan çatışan değil de, ilişkileri demokratik siyaset temelinde yürüten bir Ortaroğu’da olmalı. Böyle olursa hem Ortadoğu’nun halkları için iyi olur, hem de Kürtlerin varlığının ve özgürlüğünün garantisi Türkiye’nin ve bölgenin demokrasisinden geçiyor. Bunun derin bilincindeyiz. Buna stratejik yaklaşıyoruz. Bu konuda ilk günden itibaren paradigma değiştirmeden önce de PKK’nin çıkışı, Önder Apo’nun düşüncesi diğer Kürt örgütlerinden farklı olarak, örneğin Türkiye halkının Ortadoğu halklarıyla demokratik stratejik ittifakı öngörüyordu, onlarla birlikte kurtuluşu öngördü hep. Onlara rağmen kurtuluş öngörülmedi.

Bu bakımdan yani demokratik Ortadoğu, demokratik Türkiye Kürtlerin varlık ve özgürlüğünün de güvencesidir. Bunlar temelinde olmasını istiyoruz. Yani bu anlamda elbette ki şey Kürtler için fırsatlar var, stratejik yükselen bir değer. Bölgede stratejik rol oynamak isteyen herkes bu değeri görüyor. Buna ulaşmak, bununla ilişkilenmek, ittifak kurmak istiyorlar. İsrail’in de çabası var, İran’ın da çabası var. Türkiye de bu çabayı harcamak istiyor ama demokratik temelde istemiyor işte.

Bu süreç Türkiye’nin siyasetini, Kürt siyasetini demokratik temele oturtma süreci aynı zamanda, oraya çekme süreci.”

“YASA ÇIKSIN DA, NE ÇIKARSA ÇIKSIN” OLMAZ; İÇERİĞİ DE, YÖNTEMİ DE ÖNEMLİ

Duran Kalkan, Kürt meselesiyle ilgili süreçte bu ay içinde Meclis’e gelmesi beklenen çerçeve yasa hakkında da konuştu. Yasayla ilgili kamuyouna yansıyan bazı tartışmalardan hareketle gelişmelerden rahatsız olup olmadıkları sorusuna Kalkan, şöyle karşılık verdi:

“Yasa çıkmasından memnuniyetsizliğimiz yok. Tam tersine bir erken olmalıydı diyoruz, geç kaldı diyoruz. Yani bu konuda daha erken, daha ileri adımlar atılabilirdi. Devlet de yapabilirdi, toplumdan da etkili istemler, eylemler gelişebilirdi. Çünkü hepsi Türkiye’nin yararına olan şeyler. Niye Türkiye’nin yararına olan şeyleri daha güçlü ve hızlı atılamazsın ki?

Fakat hem geç kaldı hem de yani yasa çıksın da ne çıkarsa çıksın da olmaz tabii. İçeriği de önemli, yöntemi de önemli. Örneğin görüşmeler oluyor. İmralı’da Dem Parti Heyeti gidiyor görüşüyor, devlet adına girip görüşenler oluyor, çoğunlukla birlikte görüşüyorlar. Yani onların sonuçları bize de bilgi olarak yansıyor kısmen. Tabii görüşenler bilgi veriyorlar, yani böyle kayıtlar gelmiyor bize. Görüşenler şunları görüştük derlerse o bilgiler geliyor, onlara bakıyoruz. Ona göre aslında yapılan bazı planlamalar oldu. Örneğin Mayıs için bir planlama oldu, yerine gelmedi. Rahatsızlık duyduk ondan. Belirttik. Şimdi bu Haziran için yenilendi o. Örneğin kurban bayramı sonrası görüşülecek diye… Çünkü önceki 24 Mayıs tarihli görüşmede Önder Apu yani yasaya ilişkin bazı görüşlerini yazılı olarak verdi. Dem Parti de hazırlamıştı. AKP de hazırlıyordu.

Şu söylendi: Bayramdan hemen sonra görüşülsün. Her üç taslaktan ortak mutabakat ne çıkıyorsa çıksın, gecikmeden üç gün içinde İmralı’ya gitsin. Oradan tabii örgüte bize bilgi gelsin. Yani örgüte bilgi yazacaktı Önder Apo, örgütten görüş alacaktı tabii. Hatta yani işte gelinsin örgütten bir heyet de İmralı’da karar verelim dediler ve buna itiraz etmedi Önder Apo’yla görüşenler. Şimdi mesela bunu bu yine olmadı. Bayram geçti. Aradan çok uzun süre geçti. Yasa adına herhangi bir sonuç ortaya çıkmadı.

Gündemde tutuluyor adım yok. En son işte dün akşam görüşmüş Dem Parti heyetiyle AKP yönetimi, Efkan Ala ve diğerleri. Deniliyordu ki taslak verilecek. Yani oldu mu olmadı mı bir açıklama yok.

Eğer planlandığı gibi süreç işlerse bizim bir itirazımız yok. O taslak örneğin İmralı’ya giderse, orada tartışılır, oradan görüşlür, bize gelir, bizim de görüşümüz sorulursa yani ona bir itirazımız yok. Zaten olması gereken buydu. Biraz gecikti. Sadece itirazımız onu.

Böyle olmazsa yapanların olur artık. Ne olur? Ortaya bir sonuç çıkar. Meclise gider, yasa çıkar. Biz ondan sonra bakarız. O zaman ona göre karar veririz. Önce olursa işin içine girmiş oluruz.

12. Kongre kararımız da böyleydi. Kongre öncesinde de bizden kongre toplanması istendiğinde biz dedik ki kongre toplarız ama karar alamayız. Yani Önder Apo olmasa, bizden kongre toplamamız isteniliyorsa biz toplarız yönetim olarak, yüz kişiyi, iki yüz kişiyi bir araya getiririz. Ama oradan ne karar çıkar biz bilemeyiz. Bunu ancak kararın nasıl çıkmasını isteniliyorsa Önder Apo çıkarabilir.

Şimdi öyle olsun toplayın buna göre toplansın dedi kongre. Belli perspektif geldi, yayınlandı, işte biliniyor. Kongre için perspektif oldu. Manifestonun girişi olarak da geldi. O geldi ve bir de kısa bir görüntülü mesaj geldi. Bu temelde kongre yapabilirsiniz. Kongre yaptık, biz karar aldık. Dedik ki bu kararlar bizden isteniyor, onları aldık, uygulanmasını ancak Önder Apo yapabilir. Kararları kamuoyuna da böyle açıkladık. İmralı’ya da böyle gönderdik. Dedik ki biz istediğiniz kararları aldık, ama bir karar da bizim var, eklediğimiz karar. O da şu: Bu kararların pratik uygulanmasını ancak Önder Apo yürütebilir, yönetebilir. Biz uygulamaya koyamayız, gücümüz yetmez. Şimdi arkadaşlarımızın belirttikleri de bu. Her zaman söyledik. Bu hem doğru olan hem de makul olan. Yani bir etkinlik bakımından doğru olandır. Önder Apo’nun dışında hiç kimse karar aldırtamaz PKK’ye. Hele hele böyle süreçte bu savaşçı gücü ikna edemez. Bu mümkün değil. Ben mesela sizin şeyinizde de açıklayayım. En az beş böyle konuşmada açıkladım resmen. Bizden istemeyin. Yani yapamayız. Yapabiliriz de yapmıyoruz sanılmasın. Yapamayız. Herkesin bir rolü var. Bir sınırı var. Yani biz bunu yapamayız. Bu anlamda makul olan bu.”

“ABDULLAH ÖCALAN NİYE SİYASET YAPMASIN, BUNUN ÖNÜNDEKİ TEK ENGEL SİYASİ TERCİH”

Abdullah Öcalan ve hareketin üst düzey yöneticilerinin siyaset yapma imkanları hakkındaki soruya karşılık olarak Duran Kalkan, şöyle konuştu:

“Diyorsunuz ya siz, Cemil Bayık, Murat Karayılan gelip şey mi yapabilsin? Tamam onlar yapamadı diyelim. Ki yapabilir bana göre de. Fakat Önder Abdullah Öcalan niye yapmasın? 28 yıldır zaten İmralı’da. Rahatlıkla mesela yani siyaset de karar verip çıkarabilirdi. Cumhurbaşkanı kaç kişiyi çıkardı öyle? Hukuki olarak da örneğin AİHM’in kararlarına şey edebilir, çıkarabilirlerdi. Hukuken de, siyaseten de Önder Abdullah Öcalan’ın özgür yaşar ve çalışır konuma gelmesinin önünde engel yok. Bunun önündeki engel siyasi tercih.”

 

Deneme Bonusu Deneme Bonusu Deneme Bonusu Deneme Bonusu Deneme Bonusu Deneme Bonusu Deneme Bonusu Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Casino Siteleri Casino Siteleri Casino Siteleri
o sohbet