İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin 46’ncı yıl dönümünde yaptığı açıklamada, darbe döneminde yaşanan ağır insan hakları ihlallerine dikkat çekerek Türkiye’de devam eden otoriterleşme politikalarına tepki gösterdi. İHD, demokratik ve çoğulcu bir anayasa, yargı bağımsızlığı, ifade ve örgütlenme özgürlüğü ile Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülmesi çağrısında bulundu.
İHD Dersim Şubesi, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin 46’ncı yıl dönümü dolayısıyla yazılı açıklama yaptı. “12 Eylül’ün 46. yılında darbelere ve otoriterleşmeye karşı; insan haklarını ve barışı savunuyoruz” başlığıyla yapılan açıklamada, 12 Eylül döneminin Türkiye tarihindeki ağır insan hakları ihlalleriyle anıldığı belirtildi.
Darbe döneminin tekçiliğe ve inkârcılığa dayalı bir anlayışla şekillendiği ifade edilen açıklamada, muhalif kesimlerin “devlet düşmanı” ve “terörist” olarak yaftalandığı, idam, işkence ve kötü muamelenin devlet politikası haline getirildiği belirtildi. İfade ve örgütlenme özgürlüklerinin ortadan kaldırıldığı, çok sayıda kişinin sürgüne gitmek zorunda kaldığı ve ağır hak ihlallerinin yaşandığı kaydedildi.
Açıklamada, darbe dönemindeki uygulamaların kalıcılaştırılması ve kurumsallaştırılması amacıyla 1982 Anayasası’nın oluşturulduğu savunularak, Türkiye’nin halen darbe döneminden kalan anayasal ve kurumsal yapıların etkisi altında yönetildiği ifade edildi.
“Temel hak ve özgürlükler kullanılamaz hale getiriliyor”
Türkiye’de farklı dönemlerde demokratikleşmeye yönelik umutların arttığı ancak temel hak ve özgürlükler açısından ciddi sorunların devam ettiği belirtilen açıklamada, ifade, basın, örgütlenme, toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüklerine yönelik yasak ve baskıların sürdüğü ileri sürüldü.
İHD Dersim Şubesi, ırkçı ve nefret söylemlerinin yaygınlaştığını, işkence ve kötü muamele uygulamalarının arttığını, hukuki dayanaktan yoksun gözaltı ve tutuklamaların yaygınlaştığını savundu. Açıklamada, hapishanelerde tecrit uygulamalarının yaygınlaştırıldığı ve OHAL döneminde hayata geçirilen bazı uygulamaların kalıcı hale geldiği belirtildi.
“KHK’lerle ihraçlar ve kayyum uygulamaları kalıcılaştı”
Açıklamada, 2002 yılından bu yana iktidarda bulunan AKP hükümetinin darbelere karşı olduğunu ve sivil anayasa yapılması gerektiğini savunmasına rağmen demokratikleşme konusunda gerekli adımları atmadığı öne sürüldü.
Özellikle 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) binlerce kamu görevlisinin ihraç edildiği, belediyelere kayyum atandığı ve OHAL döneminde çıkarılan düzenlemelerin daha sonra kalıcı hale getirildiği ifade edildi.
Darbe girişimi sırasında ve sonrasında yapılan yasal değişikliklerle demokratik kurumların güçlendirilmesi yerine “otoriter rejim inşasının tercih edildiği” savunuldu.
Kürt meselesine ilişkin süreç vurgusu
Türkiye’deki otoriterleşme eğiliminin yanı sıra Kürt meselesine yönelik yaklaşımın da uzun yıllar inkârcı ve güvenlikçi perspektifle ele alındığı belirtilen açıklamada, dönemsel olarak demokratik çözüm yönünde adımlar atılsa da kalıcı bir çözüm sağlanamadığı ifade edildi.
Son yıllarda Kürt meselesinin çözümüne yönelik gelişmelerin önem taşıdığı belirtilen açıklamada, Ekim 2024’te başlayan süreç olarak değerlendirilen gelişmeler kapsamında Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli çağrısı sonrasında PKK’nin kendisini feshettiğini açıkladığı hatırlatıldı.
Açıklamada ayrıca, 11 Temmuz 2025’te Irak’ın Süleymaniye kentinde düzenlenen ve İHD Dersim Şubesi’nin de gözlemci olarak katıldığı törende bir grup PKK mensubunun silahlarını yaktığı belirtildi. TBMM’de siyasi partilerin temsilcilerinden oluşan bir komisyon kurulması, komisyon raporunun kamuoyuyla paylaşılması ve “çerçeve yasa” olarak nitelendirilen düzenlemenin TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmesinin, eksikliklerine rağmen Kürt meselesinin çözümü açısından önemli gelişmelere işaret ettiği kaydedildi.
“Demokratikleşme ile barış süreci birlikte yürütülmeli”
Açıklamanın devamında, Kürt meselesinin demokratik yöntemlerle çözümüne yönelik gelişmeler yaşanırken diğer yandan muhalif siyasi partilere yönelik kayyum tehdidinin, belediyelere kayyum uygulamalarının ve siyasi saiklerle gerçekleştirildiği öne sürülen tutuklamaların sürdüğü belirtildi.
Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmaması, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik müdahaleler, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının engellenmesi ve sendikal faaliyetlere yönelik kısıtlamalar da açıklamada eleştirildi.
İHD, Kürtlere, kadınlara, sığınmacı ve mültecilere ve LGBTİ+’lara yönelik ırkçı ve nefret içerikli söylemlerin de giderek yaygınlaştırıldığını savundu.
“Darbeleri toplum tarihinden çıkarmanın yolu demokrasidir”
İHD Dersim Şubesi, demokratik yollarla seçilmiş siyasi iktidarların yasadışı ve şiddet yoluyla devrilmesine, yani darbelere karşı olduklarını vurguladı.
Türkiye’deki antidemokratik uygulamalar, evrensel demokratik standartlardan uzak yasal düzenlemeler, halklar ve inançlara yönelik inkârcı ve asimilasyoncu politikalar ile yürütme pratiğinin toplumdaki fay hatlarını gerilimli tuttuğu ve darbe girişimlerine zemin hazırladığı ifade edildi.
Açıklamada, “Darbeleri toplum tarihinden çıkarmanın yolu otoriterleşme değil; demokrasidir” denildi.
Türkiye’nin cuntacılar tarafından hazırlanan bir anayasa ile yönetildiği belirtilen açıklamada, ülkenin gerçek anlamda demokratik ve çoğulcu bir anayasaya ihtiyaç duyduğu vurgulandı. Ancak böyle bir anayasanın hazırlanabilmesi için devletin ülkede yaşayan halklar ve inançlarla “barışması” gerektiği ifade edildi.
İHD’den demokratik anayasa ve onarıcı adalet çağrısı
İHD Dersim Şubesi, demokratik bir anayasa hazırlanmasından önce ifade özgürlüğü, protesto hakkı, medya özgürlüğü, seçmen iradesine saygı, ulusal ve uluslararası mahkeme kararlarının uygulanması ve yargı bağımsızlığı konusunda gerekli yasal ve idari düzenlemelerin yapılması çağrısında bulundu.
Açıklamada ayrıca darbeciler ve darbe döneminde işlenen suçlarla ilgili etkin yargısal süreçlerin yürütülmesi, darbenin yol açtığı zararların giderilmesi için onarıcı adalet mekanizmalarının oluşturulması ve Diyarbakır Hapishanesi gibi 12 Eylül döneminin sembol mekanlarının tarihsel gerçekliğe uygun hafıza mekânlarına dönüştürülmesi istendi.
Hak ve özgürlüklere yönelik kısıtlamaların kaldırılması, çatışma çözümü girişimlerinin demokratikleşme adımlarıyla birlikte yürütülmesi ve “pozitif barışın” sağlanması gerektiği vurgulanan açıklama, “Bunun mücadelesini vereceğimizi yineliyoruz” ifadeleriyle sonlandırıldı.
