Munzur Üniversitesi Zaza Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı İlyas Arslan: Aileler çocuklarını anadil eğitimine yönlendirmiyor, nedeni de geçmişten gelen korkular

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

21 Şubat Dünya Anadil Günü öncesi, Türkiye ortaöğretim kurumlarında seçmeli ders dönemi 10 Şubat’a kadar devam ediyor. Pek çok sivil toplum örgütü, özellikle anadilleri Türkçe’den farklı olan çocuklara Kurmanci ve Kırmancki derslerini seçme çağrısı, ailelere de çocuklarını bu yönde teşvik etme daveti yaptı.

Lisans ve yüksek lisansını Köln Üniversitesi’nde, doktorasını Düsseldorf Üniversitesi’nde Zazaca grameri üzerine yapan ve 2012 yılından beri Munzur Üniversitesi Zaza Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanlığını görev yapan, aynı zamanda bölümün başkanlığını da üstlenen Dr. İlyas Arslan, Dersim Gazetesi adına Hüseyin Ayrılmaz’ın sorularını yanıtladı.

İşte sorularımız ve Arslan’ın verdiği yanıtlar…

“HER YIL BİR ÖĞRETMEN ATANMASI ÖĞRENCİ SAYISINDA DÜŞÜŞ YARATTI”

Türkiye’de anadil eğitimi hangi düzeyde, yeterli öğretim üyesi var mı? Tercihler yapılırken öğrencilerin tercihleri nasıl? Bilinçli bir tercih olduğunu söyleyebilir miyiz?

Anadili Eğitimi 2012 yılında düzenlenen Bakanlar Kurulu Kararıyla uygulanmaya başladı. O tarihten itibaren lisans düzeyinde eğitim veriyoruz. Farklı etkenlerden dolayı öğretim elemanı konusunda başladığımızdan beri eksiklikler yaşıyoruz. Şu anda 3 öğretim elemanı ile öğretimimizi sürdürmeye çalışıyoruz. Tercihlerin büyük çoğunluğu bilinçli olarak yapılıyor. Alanımızda Milli Eğitimde her yıl bir öğretmenin atanması bazı yıllarda öğrenci sayılarında düşüşlere neden oldu. Bu yıl kontenjanlarımız doldu, her alanda ilgi çok yoğun. Ortaokullarda da geçen yıl 5 olan sınıf sayısı bu yıl 17 ye yükseldi.

Anadili eğitimi alan gençlerin, mesleklerini yapamıyor yani atanamıyor olmaları anadil eğitimini nasıl etkiler?

Elbette ki olumsuz etkiliyor. Bizim öğrencilerimizin bir kısmı anadiline olan ilgisinden geldiğinden her zaman belli bir potansiyelimiz bulunmaktadır.

Türkiye’de Kurmanci ve Zazaca bir süredir öğretimde seçmeli dersler arasında. Her iki dili de konuşan kesimlerin çocuklarını ana dile yeterince yönlendirdiğini düşünüyor musunuz? Yönlendirmiyorlarsa, nedenleri neler olabilir?

Hayır yönlendirmiyorlar ve bununla ilgili birçok etken sıralanabilir: En önemli nedeni toplumuzda geçmişten gelen korkulardır. İnsanlar çocuklarının bu dersleri seçtiklerinde ileride sıkıntı yaşayabileceklerini düşünüyorlar. Bu korkular sadece velilerde değil okul idarecileri ve atanmış Zazaca öğretmeni olmayan okullarda, Zazaca bilen dersi verebilecek diğer alan öğretmenlerini de kapsıyor.

İkincisi ise toplumda yanlış olarak bilinen ‘Çocukların eğitim dilinin dışında bir dil öğrenmesinin eğitimi olumsuz etkilediği’ algısıdır. Halbuki bilimsel araştırmaların gösterdiği çok dilli eğitilen çocukların daha başarılı olduklarıdır.

Bir diğer etken ise başarı için İngilizce, Almanca, Fransızca dillerinin öncelikli olarak tercih edilmesidir.

“İLGİ VAR AMA ÖNCELİK OLARAK GÖRÜLMÜYOR”

Dersim’de halkın, ailelerin, gençlerin anadille ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

İlginin yoğun olarak var olduğunu düşünüyorum fakat pratik anlamda birçok etkenden dolayı öncelik olarak görülmüyor, dolayısıyla bu anlamda eksik kalınıyor. Bilinci parçalanmış topluluklar kendilerine ait olan öğeleri kısmen sevmezler, onlardan kaçmak ve kurtulmak isterler. Bu öğelerin en başında da dil gelmektedir. Kendi dillerinin onlara zarar vereceğini pratikte yaşadıkları için resmi dile meyilli olurlar. Halbuki dil bir çocuğun kimliğinin oluşmasında en önemli etkendir. Gençler toplumuna ya da ailesine bakarak farklı olduğunu düşünüyor fakat bu farklılığa ait olan elementlere (dil, inanç, kültür) sahip değil, dolayısıyla bir bilinç karışıklığı yaşıyor. Bu da gençlerin hayatta başarılı olmasını oldukça etkiliyor.

“Türkçe’yi en iyi konuşan illerimiz arasında” sıfatı yakıştırılan Dersim’de, bu sıfatla (asimilasyon) anadilden uzaklaştırma arasında bir ilişki görüyor musunuz?

Tabii ki. Bu anlamda yaşadığımız sorunlar 90 yıllık yanlış siyasetin ürünüdür. Farklılıklar zenginlik olarak görülmeli ve geliştirilmelidir. Cumhuriyetten günümüze sürdürülen asimilasyon politikaları sonucu azınlık toplumlarında korkunun yanı sıra kendi dillerine verdikleri değer de düşürülmüştür. Azınlıklara kendi dilleri köy dili ya da gelişmemişlerin dili olarak empoze edilir, bununla bağlantılı ülkede konuşulan diller hiyerarşik olarak gruplanır. Hiyerarşinin en üstünde resmi dil olan Türkçedir. Bu hiyerarşi çocuk yaşlarda da kendine net olarak belli eder. Toplum Türkçenin güzellikleri, teknik, edebiyat, her alanda kullanılabileceği ön plana çıkartılırken, toplum diğer dillerin ise sadece evde konuşulabilen diller olduğuna inandırılır. Eğitim sisteminin çocukluk evrelerinde Türkiye’de konuşulan başka dillerden hiç bahsedilmez, hatta uzun dönem konuşulan bazı dillerin dağlık alanlarda kendiliğinden oluşmuş veya birçok dilin karışımından meydana gelmiş konuşma stilleri olarak lanse edilmiştir. Bütün çocuklar Türk ırkına aitmiş gibi andımız okutulur, İstiklal marşının bütün kıtaları ezberletilir. Böylece çocuğun bilinci değiştirilmeye çalışılır. Bu durumla karşı karşıya kalan çocuk evde başka bir dil ve kültürle yaşar, okulda ise bariz milliyetçi bir Türklük diretildiğinde çocuğun bilinci darmadağın olur. Bu ikilemin çocuğun gelişimini olumsuz etkilediği aşikârdır. Buna bir de son zamanlardaki globalleşme ile beraber ticaret dili İngilizce’nin ön plana çıkmasının olumsuz etkileri vardır. Elbette ki çokdillilik bir artıdır, ama eğitimde ilk başlanması gereken dil çocuğun anadilidir. Anadilini iyi kavrayan bir çocuğun birkaç dili bi rarada kavrama yeteneğinin daha da gelişkin olma ihtimali yüksektir.

Anadil eğitimi almak sizce zor mu? Yöntemleri hakkında bilgi verir misiniz?

Elbette ki başlangıçta bazı sorunlar yaşanacaktır. Örneğin anadilin öğretilme metodu (anadil ya da yabancı dil olarak) oldukça önemlidir. Profesyonel bir kadroyla çalışılırsa kısa sürede sistem oturacaktır. Bizim de bu alanda yeterli kadrolarımızın olduğunu düşünüyorum. Munzur ve Bingöl Üniversitelerinde 250 civarında öğrenci lisans mezunudur. Bunların bir kısmı lisansüstü düzeyde öğrenimine devam etmektedir. Ayrıca Almanya başta olmak üzere yurtdışında da uzmanlarımız mevcuttur. Bunların dışında dile uzun yıllar emek vermiş yüzlerce aydın ve yazarlarımızın da bu alanda katkısı büyüktür.

Yöntem olarak biz çokdilli eğitimi savunuyoruz. Bunun dünyada örnekleri oldukça fazla.

“HİÇBİR DİL DİĞERİNDEN ÜSTÜN DEĞİLDİR”

Aksanlı konuşmanın bir aşağılanma vesilesi olduğu ülkemizde, sizce gençlere ve çocuklara (Zazaca özelinde) anadilin önemini nasıl anlatmak gerekir?

Alt ve üst kültür dilleri olarak tasnif edilen ve topluma öyle entegre edilen görüşü yıkmak gerekiyor. Türkçe üst dil ve her şeyin yapılabildiği dil diğerlerinin ise evde konuşulan basit diller olduğu algısının aksine Zazaca ve diğer dillerde de her türlü eğitimin yapılabileceğini uygun yöntemlerle anlatmak gerekiyor. Hiçbir dil diğerinden üstün değildir ve her dilde her şeyi yapmak mümkündür. Zazacanın da dahil olduğu İrani dillerin M.Ö. 7-8 yüzyıla kadar giden yazıtları vardır. Örneğin Orta Asya’da Türklerin yaşadığı bölgelerde keşfedilen Turfan yazıtlarının dillerinden biri de orta İrani bir dil olan Soğdçadır. Bundan yola çıkarak Soğdça’nın Uygurca’dan ya da o dönem o bölgede konuşulan dillerden daha üstün olduğunu iddia edemeyiz.

Kırmancki-Zazaca’nın geleceği hakkında öngörünüz var mı?

Dilin tehlikeye girmesiyle önemi artık kavranmıştır. Bu anlamda sahiplenme oldukça fazladır. Dili kullanımda bazı sıkıntılar olsa da zamanla aşılacaktır. Zazacanın önemli bir avantajı da 40-50 yıldır yazılmasıdır. Yazıya geçirilen diller okunmaları sayesinde daha geniş kullanım alanları bulmaktadır. Ayrıca günümüzde artık Zazaca’da onlarca öğrenme kitapları, sayısız edebi eserler ve bilimsel çalışmalar mevcuttur. Bu sayede kaynaklara erişim de daha rahattır.

Türkiye de tehdit altında bulunan ve yakın zamanda kaybolmakla yüz yüze olan birçok dil bulunmaktadır ve bunlardan biri de Zaza Dilidir. Bu diller için her şeyden önce anayasal güvence sağlanmalıdır. Bu güvencenin çerçevesi Türkiye’nin de imza attığı uluslararası anlaşmalar çerçevesinde olmalıdır. Zazaca var olan eğitim imkânlarının dili yaşatmaya yeterli olduğu söylenemez. En verimli model çok dilli eğitimdir. Birçok ülkede uygulanan çok dilli eğitim modelleri oldukça başarılıdır. Çok dilli eğitime kreş ve anaokullarla pilot uygulamalarla başlanmalı ve daha sonra yaygınlaştırılmalıdır. Devlet de varlığını koruyabilmek için okullarında en başta ana dilini seven, ondan zevk alan ve onu en iyi şekilde kullanmaya çalışan bireyler yetiştirmek zorundadır

Son olarak eklemek istediğiniz şeyler var mı?

Ortaokuldaki çocuklarımızın seçmeli ders Zazacayı almalarında ısrarcı olalım. Üniversite çağına gelen gençlerimizi Zaza Dili ve Edebiyatını okumaları için yönlendirelim. Üniversitemizde Almanya üniversitelerine Erasmus programı üzerinden öğrenci gönderen tek bölümüz. Ayrıca birçok farklı ülke üniversiteleri ile bağlantı halindeyiz ve dönem dönem ortak çalışmalarımız da olmaktadır. Unutmayalım ‘Her vas kokê xo sero reweno’.

 

 

Munzur Üniversitesi Zaza Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı İlyas Arslan: Aileler çocuklarını anadil eğitimine yönlendirmiyor, nedeni de geçmişten gelen korkular
Giriş Yap

Dersim Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin