Hasan Şen

Anadil Takvimde Değil, Hayatta Yaşar

21 Şubat, Uluslararası Anadili Günü.
Takvimde bir gün. Ama bir halk için takvimden çok daha fazlası.

Her yıl aynı cümleleri kuruyoruz: “Dilimiz yok oluyor”, “Gençler konuşmuyor”, “Sahip çıkmalıyız.” Ardından bir panel, bir gece, birkaç paylaşım… Sonra sessizlik. Dil biraz daha geri çekiliyor. Evlerin içinden, sokakların sesinden, çocukların oyunundan eksiliyor. Bir zamanlar kapı önlerinde yankılanan kelimeler, şimdi fısıltıya dönüşüyor.

Oysa anadil, bir kültürün omurgasıdır. Hafızadır, inançtır, coğrafyadır. Bir dağın adı, bir suyun çağrısı, bir ağıdın titremesi anadille anlam bulur. Bir ninenin torununa anlattığı masal, bir annenin çocuğunu azarlarken kullandığı kelime, bir cem’de edilen dua… Hepsi o dilin taşıdığı bin yıllık birikimin parçasıdır. Dil kaybolduğunda sadece kelimeler değil; bir halkın dünyayı algılama biçimi, doğayla kurduğu ilişki, adalet anlayışı, mizahı ve yas tutma şekli de kaybolur.

Bugün gelinen noktada asıl tehlike yasaklardan çok, alışmadır. Kayba alışmak. Sessizliğe alışmak. “Zaten konuşulmuyor” deyip geri çekilmek. Mücadeleyi bir güne sıkıştırıp görev tamamlanmış gibi davranmak. İşte o “miş gibi” hali, dilin en büyük düşmanıdır. Çünkü “miş gibi” yapılan her şey, gerçekte yapılmamış demektir.

Anadil meselesi sadece kültürel bir başlık değil; aynı zamanda politik ve toplumsal bir meseledir. Dil kamusal alandan çekildikçe, o halk da kamusal görünürlüğünü kaybeder. Eğitimde yoksa, resmi kurumlarda yoksa, medyada yoksa; dil yavaş yavaş ev içine hapsedilir. Ev içi ise, sürekliliği garanti etmez. Bir kuşak atlandığında, zincir kopar.

Artık sembolik anmalardan çıkıp sürekliliği olan bir hatta ihtiyaç var. Anadili evde konuşmak bir tercih değil, bilinçtir. Çocuklara öğretmek bir nostalji değil, geleceğe yatırımdır. Kültürel üretimi o dilde çoğaltmak; yazmak, kaydetmek, arşivlemek bir lüks değil, zorunluluktur. Derneklerde, sokakta, müzikte, edebiyatta, dijital mecralarda dili görünür kılmak bir sahiplenme biçimidir.

Ve belki de en önemlisi: Utanmadan, çekinmeden, özür dilemeden konuşmak. Çünkü bastırılan her dil, önce sahibine utanç duygusu yükler. Bu zinciri kırmak, özgüveni yeniden inşa etmekle mümkündür.

Dil giderse hafıza gider.
Hafıza giderse kimlik çözülür.
Kimlik çözülürse toplumsal dayanışma zayıflar.

21 Şubat’ı gerçekten anmak istiyorsak, ertesi gün de o dili konuşmaya devam etmeliyiz. Çocuklara bir kelime daha öğretmeli, yaşlılardan bir hikâye daha kaydetmeli, kamusal alanda bir adım daha talep etmeliyiz.

Mücadele, bir gecelik etkinlik değil; hayatın kendisidir. Anadil ise, o hayatın nefesidir.

Dersim Gazetesi

Recent Posts

Hasret Gültekin’in eşi Yeter Gültekin vefat etti

2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamında hayatını kaybeden halk müziği sanatçısı Hasret Gültekin’in eşi Yeter Gültekin,…

2 saat ago

İstanbul’daki “Kent Uzlaşısı” davalarında tutuklu kalmadı

İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi, “Kent Uzlaşısı” davasında tutuklu yargılanan Sancaktepe Belediye Meclis Üyesi Elif…

2 saat ago

İmralı Heyeti, Öcalan’ın son mesajlarını açıkladı: Kürtlerin entegrasyonu, Cumhuriyet’in en temel ayaklarından biri olacak

DEM Parti İmralı Heyeti, Kürt korkusuna dayalı bir siyasetten, Kürtleri bir fobi ve korku halinde…

3 saat ago

SAMER’den anadil araştırması: Anadilde eğitim talebi yüzde 98,7’ye ulaştı

SAMER Saha Araştırmaları Merkezi, Türkiye’de Türkçe dışında konuşulan anadillerin kullanım düzeyi ile bu dillere ilişkin…

4 saat ago

Dersim Soykırımı’nın tanıklarından Fecire Güleç aramızdan ayrıldı

Dersim Soykırımı’nın yaşayan tanıklarından Fecire Güleç, Almanya’da yaşamını yitirdi. Güleç, 19 Şubat Çarşamba günü Sarıgazi…

4 saat ago

Alevi kurumlarından, Milli Eğitim’in Ramazan genelgesine tepki

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 11 Şubat’ta valiliklere gönderdiği ve okul öncesi, ilkokul ile ortaokul öğrencilerinin katılımını…

20 saat ago