
Munzur Festivali üzerinden yoğun tartışmalar yaşanıyor. Dersim Araştırmaları Merkezi, dijital bir kampanyayla tam da olması gereken soruyu soruyor, “Nasıl bir festival? diyerek.
Bu soru sadece Munzur Kültür ve Doğa Festivali için değil. Dün 16.’sı gerçekleşen Avrupa Dersim Festivali için de sormak zorundayız. Çünkü 16 yıl sonra hala “niçin toplanıyoruz?” sorusuna net cevap veremiyorsak, en güçlü geleneğimiz bile kendini tekrar etmeye mahkum olur.
Dün Frankfurt’ta çok bariz bir şekilde gördüklerimi burada kısaca olsa da aktarmak zorundayım. Programdaki özensizlikler, ciddiyetsizlik ve tekrar eden ritüeller festivali bir “Kültür Festivali” olmaktan çıkarıyor. Sahne dramaturjisi dağılınca, halkın dikkati de dağılıyor. Festivali organizasyonunda bulunan kurumların bir gerçeği net görüyor olmaları gerekir. Böyle festival olmaz. Böyle anma olur, alışkanlık olur, ama üretim olmaz.
Özensizliğin Bedeli
Özensizlik hafızaya yapılır. Ciddiyetsizlik geleceğe yapılır.
“Gençlik yoksa festival yoktur. Kadın yoksa Dersim yoktur. Dil yoksa kimlik yoktur.” Bu üç cümleyi her program masasına koymazsak, sahnemiz Dersim’in kederini taşımaz, kuru bir gürültüye döner.
Tekrar eden ritüeller bizi ilerletmez. Bizi esaretin konforuna alıştırır. Her yıl aynı açılış, aynı selamlama, aynı klişe. “Dersim’in sesi olacağız” demek yetmiyor artık.
Dersim Araştırmaları Merkezi’nin Munzur için sorduğu soruyu sahipleniyor ve “Nasıl bir festival?” Sorusunu birlikte cevaplamak gerekiyor.
Aynı soruyu Avrupa Dersim Festivali için de soralım ve cevabını da birlikte üretelim.
Festival halkındır, halk yoksa festival yoktur. Halkın derdi programa girmezse, festival halkın festivali olmaktan çıkar, aday olur. Biz adaylığa değil, sahipliğe talibiz.
Frankfurt’ta dün sanata ve sanatçıya yönelik özensizliğin zirve yaptığı bir final yaşadık. Her şeye rağmen geç saatlere kadar bıkmadan bizi bekleyen bir kitle vardı. Sevgili Mikail, Rençber, Cemil ve Beser ile birlikte finali omuz omuza yaptık. Tüm olumsuzluklara rağmen özlem giderdik. Bunun için teşekkürü bir borç biliyoruz.
Şimdi özlemi eyleme dönüştürme zamanıdır. Özensizliği değil özeni, ciddiyetsizliği değil ciddiyeti, tekrarı değil üretimi konuşma zamanıdır. Konuşmak zorundayız.
