Milli parkları da kapsayan yasa teklifi, 11 Mart’ta TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Metinde “kamu yararı” ve “koruma” ilkeleri yer alsa da, düzenleme milli park sınırları içinde altyapı projelerine ve turistik tesislere uzun vadeli işletme izinleri verilmesini mümkün kılıyor.
Doğal mirasın korunması amacıyla oluşturulan milli parklar, yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların da ortak hakkı olarak kabul ediliyor. Ancak yeni düzenleme, bu alanların kullanım biçimine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.
×Dünyada milli park anlayışı 1872’de ABD’de Yellowstone’un ilanıyla başladı. Türkiye’de ise ilk yasal çerçeve 1956’daki Orman Kanunu ile çizildi, ilk milli park 1958’de Yozgat Çamlığı olarak ilan edildi.
Bugün sayıları 50’ye ulaşan milli parklar, “kamu yararı” denilerek madencilik ve enerji projeleriyle de gündemde. Özellikle bazı bölgelerde verilen ruhsatların, su kaynakları ve orman varlığı üzerinde doğrudan etkiler yarattığı için eleştirilerin odağında.
“KAMU YARARI” TARTIŞMASI
Kısadalga’dan Hasan Aydın’ın yazısında yeni yasayla, planlama süreçlerinde yerel yönetimler ve sivil toplumun görüşlerinin alınacağı belirtiliyor, ancak aynı metin, “kamu yararı” gerekçesiyle yeni tesis ve projelere izin verilmesinin önünü açıyor.
Uzmanlar, kamu yararının yalnızca ekonomik yatırımlarla sınırlı değerlendirilemeyeceğine dikkat çekiyor. Sağlıklı ekosistemler, temiz su kaynakları ve hava kalitesi de bu kapsamda ele alınıyor.
Milli park içinde bir tesisin kurulması, çoğu zaman yol açma, enerji hatları çekme ve altyapı çalışmaları gibi ek müdahaleleri beraberinde getiriyor. Bu süreç, habitatların parçalanmasına ve yaban hayatının yaşam alanlarının daralmasına yol açabiliyor.
Artan ziyaretçi sayısı da çevresel baskıyı büyütüyor. Atık yönetimi sorunları, su kirliliği ve orman yangını riski, kontrolsüz kullanımın başlıca sonuçları arasında gösteriliyor.
HALK REHBERLİK SİSTEMİ: ALAN KILAVUZU
Yasa, bölge halkının eğitilerek “alan kılavuzu” olarak görevlendirilmesini de içeriyor. Amaç, hem ziyaretçilerin yönlendirilmesi hem de yerel ekonomiye katkı sağlanması.
Ancak bu modelin, yanlış uygulandığında çevresel eleştirilerin bastırılması riskini taşıdığı ifade ediliyor. Daha önce bazı projelerde ekonomik bağımlılık ile çevresel riskler arasındaki gerilim dikkat çekmişti.
Aydın’a göre yeni düzenleme, ekolojik dengeyi bozanlara 1 ila 3 yıl hapis cezası öngörüyor. Ancak çevre suçlarında mevcut uygulamaların caydırıcılığı konusunda soru işaretleri sürüyor. Eleştiriler, bir yandan yapılaşmanın önünü açan, diğer yandan cezaları artıran yaklaşımın çelişkili olduğu yönünde yoğunlaşıyor.
Yaban hayatının korunmasına yönelik mevcut mevzuata rağmen, kaçak avcılık ve “av turizmi” uygulamaları tartışma konusu olmaya devam ediyor. Belirli türlerin ücret karşılığı avlanmasına izin verilmesi, koruma politikalarıyla çelişen bir uygulama olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre milli parklarda yapılacak hatalı planlamalar, telafisi mümkün olmayan doğa kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle yönetim süreçlerinde bilimsel verilerin, şeffaflığın ve toplumsal katılımın esas alınması gerektiği vurgulanıyor.
