ERDAL LAÇİN

Günümüz insanı ve toplumları giderek kendi aidiyetlerinden kopuşu yaşayacak düzeyde derin bir sorunla karşı karşıyadırlar. İnsanlar sosyal, kültürel ve düşünsel olduğu kadar, ruhsal, manevi ve kimlik bağlamında varoluşlarını ortaya koyan hakikatten uzaklaşan bir durumu yaşmaktadırlar. Bu yönüyle bir kuşatılmışlık durumu söz konusudur. İnsanlığa ve toplumlara kaynaklık eden değerlere sırt çevirme olağan karşılanmaktadır. Kuşatılmışlık öncelikle aidiyetsizliği boyutlandırmıştır. Bu, kendisiyle birlikte etik değerlere ters düşmeyi de getirmiştir.

Özellikle yoğunlaştırılan modernist ve postmodernist kültür, söylem ve algıyla insanlar ruhsal, davranışsal, özsel ve benlik olarak varoluşunu temellendiren değerlere yabancılaşıp olumsuz sonuçlara doğru yol alıyor. Acı olan şu ki, bütün bunların insanlığı fetheden kötülükler olduğunun görülmemesi ve tehlikenin kestirilmemesidir.

Unutmayalım ki insanın temel farkı ve özgünlüğü kültürel olmasıdır. Bu anlamıyla insan sadece canlı bir varlık olmayla yetinmemiş, biyolojik canlılık özelliğini yaratıcılığıyla aşma çabası içinde olmuştur. İnsanın bu yönelim ve çabası onun kendi varoluşunun farkındalığına erişmesini; varoluşunu aydınlatarak hem yaratıldığının hem de yaratıcı olduğunun bilincine/bilgisine ulaşmasını sağlamıştır. Bu, insanın insan olma kimliğinin yanında, toplumsal kimlik edinmesini de geliştirmiş ve somutlaştırmıştır. Bu gelişim düzeyi aynı zamanda insanı ait olduğu kökleri üzerinde bir amaç doğrultusunda bilinçli olarak yaşama alanına yönlendirmiştir. Gelişimin, değişimin ve ilerlemenin bu seyri insana ve toplumlara kimlikleşmenin düzeyine daha anlamlı sarılmalarını, kimliği onur, yaşam, insan ve insana özgü olan her şey olarak ele almalarını getirmiştir.

Dolayısıyla aidiyet; insanın ne, kim ve nasıl olduğunu, kimliğini, özvarlığını ve özbenliğini ifade eder. İnsanın doğuştan gelen doğallığını, farklılığını, insan olarak kendisine ait kökünü anlamlandırır. Diğer bir ifadeyle varoluştur; insanın, toplumların ve halkların kendilerini dünyaya tanıtma, bir bütünlük ve bireysellik duygusunu oluşturma, sürdürme; diğer insanlarla, toplumlarla kendi aralarında ve doğayla kurdukları ilişki ve tanımlama olgusudur.

Bu temelde insan hayvandan farklılaştığından dolayı yaptıklarının da idrakında olan bir niteliğe sahiptir. Davranışları, eğilimleri, duyguları ve en önemlisi de nasıl yaşadığının bilgisine varmasıyla insan özgündür. Bu özgünlük onun kimlikli olmasının doğrusallığını da ortaya koymuştur. Çünkü insanı kendisine ait kılan, ona etik değer kazandıran, kültürleşme ve toplumsallaşma düzeyine taşıyan şey bulunduğu mevcut durumdur. Yani duygu, düşünce, idrak ve değerlendirme gücüdür. Bütün bunları insandan kopardığımız zaman onun aidiyetinden söz etmemiz olanaksızdır. Bu nedenle insanın varoluşsallığını, toplumların ve halkların ise kendilerini tanımlayarak var etmeleri, özlerini korumaları, doğal şekillenmelerini sürdürmeleri aidiyetle bağlantılıdır. Tarihsel olarak toplumların ve halkların kendilerine ait kıldığı kültürel birikimler vardır. Bu, tarihsel toplumun ve sosyolojik gelişimin sonucu olarak ifade bulmuştur. Bir başkasına veya başkalarının istencine bağlı değildir. Varlığın kendi felsefesidir.

Unutmamalıyız ki insanlar ve toplumlar yönelişlerini, yaşam gerekçelerini ve ütopyalarını kendilerine ait hafızalarıyla yaşarlar. Aynı zamanda her insan aidiyetiyle dünyaya bakar ve anlam vermeye çalışır. Çünkü insanlar etkinliklerini varoluşlarıyla bağlantılı olarak geliştirirler. Bu, aynı zamanda bir bilinç gelişimidir. Bilinç düzeyleri onların varoluşlarını anlamlı kılarken, varoluşlarıyla bilinçlendikçe gerçekliğe renklerini verme daha da anlamlı hale gelmiştir. Acıyı, özlemi, duyguları, öfkeleri, coşkuları; bir ağıdı, bir şiiri, bir türküyü, taşıdıkları tüm özellikleri aidiyetleriyle gerçekliğe büründürmüşlerdir.

Günümüz insanının karşı karşıya bulunduğu tehlikeli durum bu anlam düzeyinin sarsılmasıdır. İşte tam da burada aidiyetin yakıcılığı öne çıkıyor.

Çünkü bugün modernist kültürün esas olarak özünden alıkoyduğu bütünüyle bu kimlik olgusudur. Ne olduğunu, nerede durduğunu, varlık gerekçesini kültürel ve etik anlamda tanımlayamayan insan yaratılmak isteniyor. Bu da ciddi bir kimlik yitimini ifade etmektedir. Yaşanan bu aidiyet kaybı ve yabancılaşma sadece bireyler somutunda, onlara özgü olarak gelişmiyor. Toplumlarda da bir değer kayması ve belirsizlik oluşuyor. Modernleşme, çağdaşlaşma söylemini, kültürünü felsefi argümanlarla esas dayanağına oturtamayan toplumlar; kendisiyle diğer toplumlar, kendisiyle doğa ve kendisiyle yaşam arasında bir dejenerasyona yol açmaktadır. Bu dejenerasyonun doğurduğu sonuç akıl tutulması olarak karşımıza çıkmaktadır. Akıl tutulması derken bilincin ve buna bağlı olarak karakterde meydana gelen parçalanmalardan söz ediyoruz. Zira bunun kendisi de aidiyet olgusunu sıradanlaştırmaktadır.

Felsefi, düşünsel ve bilinçsel yönelim itibarıyla insanları ve toplumları kendisine ait olgusal durumlardan koparmak amacıyla modernitenin hâkim kıldığı ideolojik söylemlerle toplumlarda hiçliği yayma yoğunca sürdürülüyor. Bundan olmalı ki yaşadığımız çağın en temel sorunu bir de kimlik bunalımı ve tanımlanamayan kimlik arayışları olarak karşımıza çıkıyor. Nereden geldiğine dair bir yabancılaşma ve boşalım söz konusudur. Bu ise sahiplenilmesi gereken kimlik tanımında belirsizliğe itmektedir. Aynı oranda kim olduğunu ahlaki, vicdani ve benlik düzeyinde tanımlayamama yaşanıyor.

Bilinç, kültür ve kendi özgünlüğü itibarıyla ahlaki ve kültürel duruşunu belirleyemeyen insan gerçekliği bugünün en sorunlu halini oluşturmaktadır. Bu sorunlu durumdan kurtulmak ancak öze sarılmayla mümkündür. Yani insan olmanın yolculuğunu elden bırakmamaktır.

Dersim Gazetesi

Recent Posts

Dersim Sevdası: Bir Kimliği Korumak ve Geleceğe Taşımak

Dersim’e sahip çıkmak yalnızca bir aidiyet meselesi değil; kadim bir kimliği, toplumsal duruşu ve ortak…

2 saat ago

İBB davasında 10’uncu gün… Murat Çalık: Ortada bir örgüt yok

CHP’nin cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 107’si…

19 saat ago

MED TUHAD-FED: Abdullah Öcalan’la görüşmek için Adalet Bakanlığı’na başvurduk

MED Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD-FED) Eşbaşkanları Pınar Sakık…

21 saat ago

AİHM Osman Kavala için toplandı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) temyiz organı olan ve 17 yargıçtan oluşan Büyük Daire, Osman…

21 saat ago

Mikaîl Aslan’dan yeni albüm: Masumo Pak… Albümün ilk şarkısı: Kamî rê

Kürt müziğinin önemli isimlerinden Mikaîl Aslan, 11. stüdyo albümü “Masumo Pak” ile dinleyicilerinin karşısına çıkmaya…

2 gün ago

Tahliyesi ATK raporları ile 3 kez engellenmişti: Hasta tutuklu Mehmet Edip Taşar hayatını kaybetti

70 yaşındaki ağır hasta tutuklu Mehmet Edip Taşar, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde yaşamını…

2 gün ago