Müjgan Halis

Elif’in fotoğraflarından 89 yıl önceki Dersim’e bakmak

Bugün 4 Mayıs. Takvimler 1937 yılını gösterdiğinde, bir Bakanlar Kurulu kararıyla koca bir coğrafyanın kaderi mermi sesleri ve dumanlar arasında mühürlenmişti. Dersim, bizim için sadece askeri bir operasyonun adı değil; bir toplumun köklerinden sökülüşünün, ailelerin paramparça edilişinin ve en acısı da çocukların (özellikle o küçük kız çocuklarının) sessizce yok edilişinin hikayesidir.

Bir kimlik inşası: “Geliş”ten “Nihayet”e

O gazete kupürüne baktığımızda, bir “medeniyet” projesinin nasıl bir propaganda malzemesine dönüştürüldüğünü tüm çıplaklığıyla görüyoruz. Fotoğraflar yan yana dizilmiş, Elif isminde bir kız çocuğunun sanki “evrimini” anlatıyor gibi kurgulanmış:

  • Elif’in ilk fotoğrafı (Geliş): Muhtemelen ailesinin cansız bedenlerinin yanından, köyünden koparılıp getirilmiş; yırtık pırtık giysiler içinde, çıplak ayaklı ve bakışlarında o derin travmanın izlerini taşıyan bir çocuk.

  • Elif’in ikinci fotoğrafı (Mektepte): Artık beyaz yakalı, siyah önlüklü, saçı özenle taranmış, “Türkçe öğrenen” bir öğrenci… Kimliği, dili ve geçmişi yavaş yavaş törpülenmeye başlamış bir figür.

  • Elif’in üçüncü fotoğrafı (Ve Nihayet): Modern bir kıyafet içinde, “tertemiz Türkçe konuşan” bir hastabakıcı.

Dönemin gazetesi bu durumu “Bir İnsan Yaratmanın Hikayesi” ya da bir “Sıdıka Avar Mucizesi” olarak pazarlıyor. Oysa bugün baktığımızda bunun bir mucize değil, sistematik bir hafıza kırımının (mnemocide) en somut örneği olduğunu biliyoruz. 1935’teki Tunceli Kanunu ile temelleri atılan bu süreçte halk; resmi raporlarda “geri” ve “itaatsiz” olarak damgalanmıştı. Bu dil, yapılacak her türlü müdahaleye sözde bir haklılık payı çıkarmak için kullanılıyordu.

“İnsan yaratmak” mı, bellek silmek mi?

Devletin o günkü bakış açısına göre Dersim, bir şekilde “uygarlaştırılması” gereken bir yerdi ve bu operasyonun en kritik öznesi çocuklardı. Binlerce Dersimli kız çocuğu, ailelerinden koparılarak ya subay yanına “evlatlık” verildi ya da yatılı okullarda asimilasyona tabi tutuldu.

Kız çocuklarının seçilmesi tesadüf değildi; çünkü kadınlar dilin, inancın ve kültürel hafızanın bir sonraki kuşağa aktarılmasında anahtar rol oynuyordu. Onların belleğini silmek, bir toplumun geleceğini kökten değiştirmek demekti. Bu süreç sadece eğitim değil, her yönüyle planlı bir operasyondu:

Dilsizleştirmeyle ana dili Kürtçe olan (Kirmanckî-Kurmancî) tamamen yasaklandı. Yurtsuzlaştırmayla, çocuklar kendi köylerinden, kültürlerinden koparılıp şehirlerin o yabancı koridorlarına hapsedildi. Köklerinden koparmayla; isimleri değiştirildi, geçmişle bağları kesildi. Öyle ki çoğu, yıllar sonra aslında kim olduklarını bile unuttuklarını ya da bunu saklamak zorunda kaldıklarını söyleyecekti.

“Vahşilik”ten “medeniyet”e…

Dersimlileri “vahşi” olarak yaftalamak, uygulanan şiddeti toplum nezdinde meşrulaştıran bir araçtı. Yapılanlar bir “medenileştirme görevi” gibi sunulurken, çocukların zorla alınması bir “iyileştirme” olarak gösterildi. Buradaki “insan yaratmak” tabiri aslında kültürel ve ideolojik bir yeniden inşayı temsil ediyordu.

Elif’in fotoğrafları, dışarıdan bakıldığında “modernleşmiş” çocukları gösteriyor olabilir; ancak bu karelerin arkasındaki o büyük kopuşu ve zorla kimlik değiştirme travmasını görmezden gelemeyiz. Bu, propaganda ile acı gerçek arasındaki o derin uçurumun tam kendisidir.

Bir dönüşümün bedeli ve yüzleşme

Dersim 1937–38 süreci, tek tip bir toplum yaratma çabasının ne kadar ağır bedelleri olabileceğinin en net örneğidir. “İnsan yaratmak” adı altında yürütülen asimilasyon, Dersim’in o kayıp kızlarının ruhunda kapanmaz yaralar açtı. O fotoğraflara bugün baktığımızda bir başarı hikayesi değil; çalınmış çocukluklar ve yok sayılmış onurlar görüyoruz.

4 Mayıs sadece bir anma günü değil, aynı zamanda Elif gibi binlerce çocuğun çalınan kimliklerini ve dillerini yeniden hatırlama günüdür. Çünkü gerçek insanlık, bir başkasını yok ederek yeni bir kimlik inşa etmekle değil; her insanın kendi köküyle, diliyle ve onuruyla var olmasına saygı duymakla başlar.

Unutmadık; çünkü unutmak, Elif’in fotoğraflarındaki o bakışlarda saklı olan sessiz çığlığı bir kez daha boğmaktır.

Dersim Gazetesi

Recent Posts

Madımak’ta katledilenler anıldı: Unutmadık, unutturmayacağız

Madımak Katliamı’nın 33’üncü yılında katledilenler anıldı. Madımak Oteli’ne ‘Utanç Müzesi’ afişi asılırken, katliamla yüzleşme ve…

5 saat ago

Sivas’ta katledilen 33 can Dêrsim’de anıldı: Yüzleşme istiyoruz!

Sivas’ta, 2 Temmuz 1993 tarihinde, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği etkinliklerine katılan 33 aydın, akademisyen,…

5 saat ago

Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi’nden Deniz Göktaş’a destek: Mizaha kelepçe vurulamaz

Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi, komedyen Deniz Göktaş’ın gözaltına alınmasına ilişkin yazılı bir açıklama yayımlayarak, yaşananlara…

5 saat ago

Varto’da JES nöbeti 61’inci gününde: Topraklarımıza dokundurtmayacağız!

Muş’un Varto ilçesine bağlı Çalıdere köyünde, ABD merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim A.Ş. tarafından planlanan…

5 saat ago

33. Yıl 33 Can

  2 Temmuz 1993’te yaşanan Madımak Oteli katliamından bu yana 33 yıl geçti. 33 yıllık…

5 saat ago

Kordu’dan Sivas Katliamı için kanun teklifi: Madımak’ın “Utanç Müzesi” olması istendi

DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde yaşamını yitiren 33 kişinin…

19 saat ago