2 Temmuz 1993’te yaşanan Madımak Oteli katliamından bu yana 33 yıl geçti. 33 yıllık ölüm ve inkâr döngüsü sürüyor. Hâlâ katliamın asıl failleri açığa çıkarılmadı. O büyük ölüm ayaklanmasını kimler, hangi derin makamlarda konuştu, karar aldı öğrenilemedi. Hâlâ yakalanmayan katliam firarileri var. Cafer Erçakmak gibi bir cinayet faili uzun yıllar saklandığı evinde, Sivas valiliğinin çok yakınında olmasına rağmen dikkatlice aranmadığı için yakalanmadan, 10 Temmuz 2011’de yatağında öldü; toprağa verildi. Erçakmak’ın firari olduğu süre boyunca valilik ve emniyet müdürlüğüne yürüme mesafesindeki bir evde, ailesi ve akrabalarıyla birlikte yaşadığı sonradan öğrenildi. Firari sanık Yılmaz Bağ da benzer bir akıbeti 2006’da paylaştı; onun davası da ölümüyle birlikte düştü.

Edirne’den Sivas’a ateşle imtihan

Madımak, tek başına 2 Temmuz 1993’ün ürünü değildi. Ateşin Sivas’ta Aleviler için yakılması, yüzyıllardır süregelen bir ‘zındık’ ilan etme geleneğinin son ve en büyük halkasıydı sadece. 1444’te Edirne’de, müftü Fahreddin-i Acemi’nin fetvasıyla Yeni Cami minberinden halka ‘kâfir ve zındık’ ilan edilen Hurufiler, şehrin musallasında yakılmıştı; Fatih’in gençlik yıllarında saraya sızan bu topluluğun elebaşı, Sadrazam Çandarlı Halil Paşa’nın onayıyla diri diri ateşe verilmişti. Hurufiliğin en güçlü sesi Seyyid Nesîmî ise inancı uğruna derisi yüzülerek öldürülmüştü. Şeyhülislam İbn Kemal, Zındıklar Hakkında Risale adlı eserinde Râfızîleri -yani Alevileri- ‘kıbleye dönseler bile’ öldürülmesi gereken sapkınlar olarak tanımlamış; öğrencisi Ebussuûd Efendi de kendi mezhebi Hanefi’nin görece yumuşak hükümlerini bir kenara bırakıp, Kızılbaşları Kızılırmak’ta boğdurma geleneğini fetvalarıyla meşrulaştırmıştı. Şeyh Bedreddin’den Pir Sultan Abdal’a, ‘zındık’ ve ‘kâfir’ suçlaması hep aynı sona, berdar edilmeye çıkmıştı. Osmanlı’nın mürted tebaasına zaman zaman tanıdığı tövbe kapısı, Kızılbaşlara hiçbir zaman aynı esneklikle açılmadı. Devlet, dünden bugüne Aleviyi ‘öteki’nin de ötekisi saydı. Madımak’ta yanan otel, bu asırlık nefret birikiminin yirminci yüzyıldaki adresiydi sadece.

Yavuz’un hatırlatılan kıyamı

O gün Sivas’ta hava zaten günler öncesinden ısıtılmıştı. Yerel Yeni Anadolu Gazetesi, Pir Sultan’ı ‘toplum içine nifak sokan biri’ ilan ederken, yerel Hakikat Gazetesi de ‘Bunlar Yavuz’un kıyamını unutmuş olmalılar ki yeniden Sivas’a gelme cesareti gösterdiler’ diyerek katliama açıkça zemin hazırlamıştı. Aziz Nesin, katliamdan bir gün önceki konferansında Alevileri kendine özgü sert üslubuyla eleştirmiş; Aleviler bu eleştiriyi fikir özgürlüğü sayıp olgunlukla karşılamıştı. Ama Sivas’ta örgütlenen şeriatçı cemaatler bu eleştiriyi hakaret sayıp Nesin’in katlini vacip görmüştü. Türkiye Milli Gençlik Vakfı’nın (TMGV) düzenlediği ‘Hicret Koşusu’ için şehre getirilen gruplar cemaat yurtlarına yerleştirilmiş; dönemin Malatya Valisi Saffet Arıkan Bedük ‘Malatya’dan Aczmendiler ve Humeyniciler Sivas’a gitmiştir, polis bunları biliyor’ diyerek derin bir organizasyona işaret etmişti. Kente giren bu paramiliter grupların akıbeti, dava zaman aşımına uğrayana dek hiç öğrenilemedi, hâlâ da gizemini koruyor.

TBMM Araştırma Komisyonu’na ifade veren dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin, MİT’in kendisine hiçbir istihbarat vermediğini, Genelkurmay’ın kendisini saatlerce oyalayıp profesyonel asker göndermediğini anlatmıştı. Namazdan çıkan on beş bin kişilik kitle, ‘Kanımız aksa da zafer İslam’ın’, ‘Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak’ sloganlarıyla önce Buruciye Medresesi’ndeki sergiye, sonra kültür merkezindeki konferansa gelen davetlilere, ardından o gece dikilen Ozanlar Anıtı’na saldırmıştı. Pir Sultan’dan Aşık Veysel’e Sivaslı ozanları simgeleyen heykel, iş makinesiyle sökülüp iple bağlanarak Madımak’ın önüne sürüklenmiş; gözleri tornavidayla oyulup benzin dökülerek yakılmıştı. Vali Karabilgin’in ifadesine göre itfaiye, dönemin Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun isteğe kayıtsız kalması yüzünden yangına geç müdahale etmiş, hatta bazı itfaiye erleri araç kapılarını kilitleyip su sıkmamıştı. Kalabalığa ‘Gazanız mübarek olsun’ diyen başkana göstericiler ‘Mücahit Temel’ diye tezahürat yapmıştı.

Bazı katliam faaileri de yakalanıp ağır cezalar aldı ama onlar da günü geldiğinde ‘devlet’ eliyle af edildi. 21 Ekim 1993’te başlayan dava 7 yıl 10 ay sürdü; 33 sanık idam cezası aldı, idam cezaları sonradan müebbete çevrildi. 37 kişinin ölümüyle ilgili ana davadan ayrılan 7 sanıktan ikisinin ölümü, beşinin de zaman aşımı nedeniyle kamu davasının düşürülmesiyle hiçbiri hesap vermedi. Mahkemeye sanık avukatı sıfatıyla katılan dönemin Refah Partili milletvekili Şevket Kazan, aynı davalar sürerken adalet bakanlığı koltuğuna oturmuştu; adaletin ne yöne aktığının en çıplak göstergesiydi bu.

Mahkeme süreci de aileler için bir yıldırma hareketine dönüştürüldü ve zaman aşımına uğratıldı. Oysa insanlık suçlarında zaman aşımı yoktur ama Madımak Katliamı insanlığa karşı işlenen suçlardan görülmedi. Aileler ve avukatlar yıllardır 2 Temmuz Katliamının bir insanlık suçu sayılması gerektiğini savundu ama yargı bu nitelendirmeyi kabul etmedi.

Dava hâlâ AHİM’de…

Süreç devlet/yargı eliyle şöyle işletildi: İnsanlığa karşı suçları zamanaşımına tabi tutmayan düzenleme, 2005’te yürürlüğe giren yeni TCK ile geldiği için, Sivas Katliamı davası bu kapsama sokulmadı. Çünkü olay 1993’te yaşandığından, ceza hukukunun geriye yürütülemeyeceği ilkesi gerekçe gösterilerek bu madde vakaya uygulanmadı.

İkincisi ve daha tartışmalı olanı, mahkemenin olayı bir ‘insanlık suçu’ değil ‘terör suçu’ olarak nitelendirmesiydi. Zamanaşımı kararlarını veren Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçeli kararında olayların siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmediğini belirtti. Mahkeme, olayın insanlık suçu değil terör suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Bu görüş de insanlığa karşı suçun uluslararası tanımındaki ‘sistematik/planlı ve bir topluluğa yönelik saldırı’ ölçütünün karşılanmadığı iddiasına dayandırıldı.

Bilindiği gibi katliam yalnızca bir toplumsal şiddet olayı değildi, örgütlü biçimde gerçekleştirilen ve Alevi toplumunu hedef alan insanlığa karşı suç niteliği taşıyan organize bir saldırıydı. Bu gerçeğiyle insanlığa karşı suç tanımına giriyor aslında. Ama mağdurların (ya da Alevilerin diyelim) sesini duyan, dinleyen olmadı.

Sonuç olarak bazı sanıklara verilen müebbet cezaları Cumhurbaşkanı kararlarıyla kaldırıldı. 2025’te 23 kişiden 17’si tahliye edildi. Daha önce de, dava zaman aşımına uğrarken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun. Yıllar yılı içerde olan vatandaş, içlerinde kaçak olanlar vardı…’ diyerek bu sonucu bir hayır vesilesi saymıştı. Sanık avukatlarının çoğu AKP’den milletvekili oldu; dava düştü. Dava; canların diliyle ‘ulu divana’ kaldı.

Sonuç: Madımak önce kebapçı dükkanı oldu; ailelerin ve Alevi derneklerinin başvuruları sonucu kebapçı kapatılıp yerine bir kültür merkezi açıldı. Ama bu kültür merkezinin duvarlarına, öldürülen aydın ve sanatçıların yanı sıra yangında ölen iki saldırganın fotoğrafı da asıldı – zalimle mağduru aynı çatı altında, aynı karede göstererek. Ve Madımak hâlâ Utanç Müzesi yapılmadı…

Dersim Gazetesi

Share
Published by
Dersim Gazetesi

Recent Posts

Madımak’ta katledilenler anıldı: Unutmadık, unutturmayacağız

Madımak Katliamı’nın 33’üncü yılında katledilenler anıldı. Madımak Oteli’ne ‘Utanç Müzesi’ afişi asılırken, katliamla yüzleşme ve…

1 saat ago

Sivas’ta katledilen 33 can Dêrsim’de anıldı: Yüzleşme istiyoruz!

Sivas’ta, 2 Temmuz 1993 tarihinde, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği etkinliklerine katılan 33 aydın, akademisyen,…

1 saat ago

Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi’nden Deniz Göktaş’a destek: Mizaha kelepçe vurulamaz

Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi, komedyen Deniz Göktaş’ın gözaltına alınmasına ilişkin yazılı bir açıklama yayımlayarak, yaşananlara…

1 saat ago

Varto’da JES nöbeti 61’inci gününde: Topraklarımıza dokundurtmayacağız!

Muş’un Varto ilçesine bağlı Çalıdere köyünde, ABD merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim A.Ş. tarafından planlanan…

1 saat ago

Kordu’dan Sivas Katliamı için kanun teklifi: Madımak’ın “Utanç Müzesi” olması istendi

DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde yaşamını yitiren 33 kişinin…

15 saat ago

Işığa düşman bir karanlık

Bu topraklarda ne zaman yeşil bir dal uzasa göğe doğru, köklü bir öfke baltasını biledi;…

1 gün ago