1. Haberler
  2. Politika
  3. Bakırhan: Çerçeve yasa eşit yurttaşlığın ve özgür yaşamın kapısını açmalıdır

Bakırhan: Çerçeve yasa eşit yurttaşlığın ve özgür yaşamın kapısını açmalıdır

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bağcılar Meydanı’ndaki mitingde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, kamuoyunda tartışılan çerçeve yasaya işaret ederek, “Çerçeve yasa açık olmalıdır. Net olmalıdır. Cesur olmalıdır” dedi.

Bakırhan, şunları söyledi: “Türkiye’nin dört kentinde Özgürlük Mitingleri düzenledik. Neden özgürlük diyoruz? Bu ülke son 50 yılını Kürtlerin demokratik hak ve özgürlüklerini bastırmak için geçirdi. Bu ülke 3 trilyon dolarını Kürt anadilini konuşmasın diye, siyasi iradesini seçmesin diye, insanca, eşitçe yaşamasın diye harcadı. Bugün eğer emekçiler geçinemiyorsa, eğer asgari ücret ile çalışan emekçi kardeşlerimiz ailelerini geçindiremiyor ve zorlanıyorsa sebebi bu 50 yıllık çatışmadır ve şiddettir. İşte bugün bu meydanlarda bu çatışmanın ve şiddetin bitmesi için Kürt ve Türk evlatlarının yaşamını yitirmemesi için, siyasi iradelerimizin cezaevleri yerine bugün bu alanda olması için, Selahattinlerin, Figenlerin, Leylaların, Ayşe Gökhanların, Nazmi Gürlerin, Ali Ürkütlerin bugün bizim olduğumuz bu alanlarda olması için, süren sürecin başarıya ulaşması için burdayız.
Bu meydanlar, hiçbir zaman pes etmedi, diz çökmedi. Bütün zora ve zulme rağmen ‘barış’ dedi, ‘onurlu bir yaşam’ dedi, ‘kimlik’ dedi, ‘dil özgürlüğü’ dedi. ‘Yerel demokrasi’ dedi. ‘İnsanların adil ve eşit bir şekilde alınterinin hakkını aldığı demokratik bir Türkiye’ dedi. Bu mitingler aynı zamanda demokrasinin, barışın taleplerinin en yüksek sesle dile getirildiği mitinglerdir. Onun için bu ülkeyi yönetenler bu meydanlara kulak vermelidir. Çünkü bu meydanlar barış için bedel ödedi, barış için mahpuslara girdi, çocuklarını kaybetti. Köyleri boşaldı, metropollere yerleşmek zorunda kaldılar. Bu meydan çok şey söyleniyor. Bu meydan susturulamayan bir iradenin sesidir. Bu meydan Colemêrg’in, Dêrsim’in, Amed’in, Türkiye’nin dört bir yanında Kürt sorunun demokratik çözümü isteyen 25 milyon Kürt’ün, Alevinin ve emekçinin sesini dile getiriyor. Sağoğlun, varolun her daim bu mücadele sahip çıktığınız için.
ESKİ DİL İLE SÜRECİ YÖNETEMEYİZ
Dünya değişiyor, Ortadoğu değişiyor, yönetimler değişiyor. Tekçi, inkarcı, demokratik olmayan yönetimler çözülüyor. Dünya yeniden şekilleniyor. Bütün ülkeler artık geçmişini gözden geçirerek daha demokratik bir düzen ve zemin yaratmak zorundadır. Türkiye de değişime gebe bir süreci yaşıyor. Artık Kürt’ün inkar edildiği, Alevilerin inancının reddedildiği, gençlerin geleceğinin çalındığı, kadın haklarının yok edildiği bir düzeni bu süreçte Türkiye kaldıramaz. Onun için barış diyoruz. Onun için demokrasi diyoruz. Artık ülke olarak eski korkularla, yasaklarla, eski dille bu süreci yönetemeyiz. Ortadoğu’nun değiştiği bu süreçte biz de demokrasiyle, kardeşlikle, eşit yurttaşlıkla bu ülkeyi yeniden daha güçlü, kardeşleştirerek kurmak durumundayız.
ÇERÇEVE YASA CESUR OLMALIDIR
Türkiye’nin içerisinde yaşadığı kriz ve kaostan çıkışın yolu var. Çıkışın yolu bellidir. Biz bu kaos ve krizden çıkışın yolu eşit, adil, demokratik bir düzenden geçiyor. Kürt meselesi çözülmeden hukuk eksik kalır, demokrasi yarım kalır, ekonomi kırılgan olur. Türkiye’nin içeride ve dışarıda itibarı gittikçe kaybolur. Dolayısıyla bu tarihsel süreçte daha cesur olmalıyız. Geçmişimizle yüzleşmeliyiz. Kürt’ün yüz yıldır hak harama mücadelesine artık kulak vermeliyiz. Alevilerin inanç hakkına, emekçilerin alın terine artık kulak vermek zorundayız. Her tarihsel çözümün bir başlangıcı vardır. İşte o başlangıç bugündür. Tarihsel bir aralıkta bulunuyoruz. Bu tarihsel aralıkta ilerlememiz için cesur olmamız gerekiyor. Kürt’ün talebine karşılık vermemiz gerekiyor. Bakın, bugün siyasetin en acil görevi nedir? Çerçeve bir yasa çıkarmaktır. Çerçeve yasa açık olmalıdır. Net olmalıdır. Cesur olmalıdır. Herkesin güvenle dönebileceği, kimsenin kapıdan çevrilmeyeceği, ayrımcılığa, keyfiliğe yer bırakmayan bir hukuk kurmalıdır. Yasa dağdan, cezaevinden, sürgünden demokratik siyasete dönüşün yolunu açmalıdır.
SİLAH YAKANLAR HALA DÖNEMEDİ
Bir yıl önce biz de Süleymaniye’de silahların yakıldığı o törende bulunduk. Bir yıl önce silahlar yakıldı ama o silahı yakanlar hala ülkeye dönemediler. Bir yıl kaybettik. Artık bu süreci daha fazla ertelemeden, daha fazla oyalamadan, daha fazla uzatmadan bir çözüme kavuşturmamız gerektiğini bir kez daha dile getiriyoruz. Hiç kimse ama hiç kimse barışın kapısından çevrilmemelidir. Hiç kimse ‘şu döner, bu dönemez’ dememelidir. Barışın kapısı gelmek isteyen herkese açık olmalıdır. Çerçeve yasa demokratikleşmenin anahtarıdır. Çerçeve yasa yerel demokrasinin, eşit yurttaşlığın, anadilin, özgür yaşamın kapısını açmalıdır. Bu yasayla eğer ilk düğmeyi doğru iliklersek yolumuz demokratik bir düzene, demokratik bir cumhuriyete çıkar. Ama daha yasa çıkmadan şu döner, bu gelir, diğeri gelemez, diğeri yargılanır, diğeri barışın kapısından geçemez dediğimiz zaman en baştan düğmeyi yanlış ilikleriz. Yanlış iliklenen düğme yüz yıldır Türkiye’nin enerjisini emdi, ekonomisini emdi, on binlerce insanın yaşamına mal oldu. Düğmeyi doğru yerden koymak ve oradan demokratik bir cumhuriyete ulaşmak siyasetin temel görevidir.
SAVAŞTAN BESLENENLER VAR
Barış geciktikçe sabotajlara, risklere açık olur. Bakın, biz bugün burada miting yaptığımız yerde birileri barış karşıtlığı yapıyordu. Birileri barış olmasın diye bu mitingi protesto etmeye çalışıyordu. Çünkü savaşın gölgesinden beslenenler var. Halkların barışından halkların buluşmasından korkanlar var. Kürt ve Türk barışınca oy kaybedeceğini, siyasi zeminini yitireceğini düşünenler var. Dolayısıyla bu barış karşıtları karşısında bu süreci ertelemeden bir an önce yasal adımlarla bir yere ulaştırmak siyasetin temel görevidir. Halkların buluşmasından korkanlara verilecek en iyi yanıt barış kapısını sonuna kadar açarak, barış kapısından dağdakilerin, sürgündekilerin, cezaevindekilerin dönmesini sağlamaktır.
ABDULLAH ÖCALAN’IN ÖZGÜRLÜĞÜ
Biraz önce sinevizyonda Sayın Abdullah Öcalan’ın mesajını da gördünüz. Bu sürecin kalbinde bir isim var; savaşı durduracak, silahları devreden çıkaracak tek bir muhatap var. O da Sayın Abdullah Öcalan’dır. Sayın Abdullah Öcalan cezaevinde 27 yıl geçirdi. Bu 27 yıl içerisinde ısrarla barıştan, diyalogdan, Türkiye’nin demokratik geleceğinden bahsetti. Elinden gelen bütün çabayı ortaya koydu. Israrla Türkiye çözümünü savundu. Israrla bu savaşın bitmesini, Kürtlerin demokratik hak ve özgürlüklerinin artık kabul edilmesini savundu. Dolayısıyla bu savaşı durdurabilecek bu sorunun tek muhatabı olan Sayın Öcalan’ın bu saatten sonra tecritte olması, 12 metrekarelik bir hücrede olması kabul edilemez. Artık Sayın Öcalan’la Türkiye halkları arasındaki duvarları kaldırmak, Sayın Öcalan’la Kürtler, kadınlar, Aleviler, emekçiler arasındaki duvarları kaldırarak Sayın Öcalan’ın Türkiye halklarıyla buluşmasını sağlayacak bir sürecin içerisindeyiz.
‘UMUT HAKKI’ OLMADAN BARIŞ OLMAZ
Sayın Öcalan’ın özgür yaşam, özgür çalışma, toplumla buluşma koşullarının bu saatten sonra ertelenmesi için herhangi bir gerekçe yoktur. Bu aynı zamanda Türkiye’nin barış iradesinde ne kadar samimi olduğunu da gösterecek çok önemli bir testtir. Umut hakkı tanınmadan barış olmaz. Umut olmadan toplumsal barış olmaz. Umut halkı bu halkın geleceğe yürüme hakkıdır. Dolayısıyla bu süreci oyalamadan yokuşa sürmeden bir an önce mecliste özel yasa için atılacak adımları hızlandırıp bir an önce kaos kriz yaratmak isteyen bu süreç karşıtı provokasyonlar yaratmak isteyenler karşısında barışı inşa etmemiz gerekiyor. Bağcılar Meydanı barışa hazır. Amed Meydanı barışa hazır. Barış anneleri barışa hazır. Biraz önce üç tane çocuğunu çatışma ve şiddet ortamında yitirmiş, cezaevine koymuş, dağda bulunan bir anneyle konuştum. Benim çocuklarım cezaevinde yaşamını yitirdi. Ama bundan sonra kimsenin çocukları yaşamını yitirmesin diyor. O annenin bu kutsal isteğine hep birlikte sahip çıkmalıyız.
Değerli arkadaşlar bugün geldiğimiz nokta kimsenin lütfu değildir. Bugün geldiğimiz bu noktada sizin sabrınız, emeğiniz, mücadeleniz ve direnişiniz vardır. Emin olun, sizler bu sürece sahip çıkmasaydınız, sizler baskılar karşısında dik durmasaydınız ne masa olurdu, ne çözüm olurdu, ne tecrit kalkardı, ne de Kürt meselesi tartışılırdı. Dolayısıyla sizin sabrınız, emeğiniz ve beslediğiniz umutlara karşı büyük saygı duyuyorum. Var olun, sağ olun. 40 yıldır durduğunuz için, direndiğiniz için, barış dediğiniz için Kürtlerin siyasi iradesiz Sayın Öcalan dediğiniz için her daim partinize sahip çıktığınız için sağolun, var olun, emeğinize sağlık.”
Deneme Bonusu Deneme Bonusu Deneme Bonusu Deneme Bonusu Deneme Bonusu Deneme Bonusu Deneme Bonusu Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Casino Siteleri Casino Siteleri Casino Siteleri