Kom Müzik üzerinden Mem Ararat’ın Kürt kurumlarıyla yaşadığı gerilimi ele alış biçimi, kişisel kırgınlığın kurumsal eleştirinin önüne geçmesi örneği oldu. Günlerdir süren bu tartışmayla ilgili ben de bir şeyler söyleme gereği duydum.
Kom Müzik, 1990’larda Kürtçe müziğin yasak olduğu dönemde Kürt kültürüne alan açan en önemli prodüksiyon kurumlarından biriydi. Elbette başka şirketler de vardı, ancak biz Kom Müzik’i kendimize yakın gördük ve dayanışma içinde olduk. O kapıdan içeri girdiğimizde karşımızda şahısları değil, bir halkın emeğiyle büyütülmüş ortak bir kazanımı gördük. MKM de aynı işlevi gören bir diğer kurumdu.
Bugün Kürt sanatçı denildiğinde akla gelen birçok arkadaşımız bu yapılarda pişti, deneyim kazandı, sahneye çıktı. Mem Ararat’ın da o kuşaktan, o emekten geçen arkadaşlarımızdan biri olduğunu biliyordum.
Yıllar sonra kurumla arasında telif, ödeme ve hak kullanımı konusunda anlaşmazlıklar çıktı. Birçok arkadaşımızın bir noktadan sonra kurumla ilişkisini kesip kendi yolunda ilerlemeye başlaması da doğal bir gelişmeydi. Mem Ararat da bu arkadaşlarımızdan biriydi ve yaşadığı süreci sosyal medyada ve röportajlarda sert bir dille kamuoyuna taşıdı.
Eleştirinin sorunlu yanı nerede?
Genelleme ve düşmanlaştırma: Yaşadığı bireisel sorundan yola çıkıp “Kom Müzik Kürt sanatçıyı sömürüyor”, “hepsi aynı zihniyet” gibi toptancı ifadelere kaydı. Bu, 30 yıl boyunca Kürtçe müziğe alan açmış bir yapıyı tek bir anlaşmazlık üzerinden toptan hükümsüz kılıyor. Somut bir telif uyuşmazlığı, tüm kurumun “düşman” ilan edilmesine dönüşünce tartışma tıkanıyor.
Kişisel hesaplaşmanın kurumsal tartışmayı gölgelemesi: Kürt müzik piyasasında telif, sözleşme, şeffaflık gerçekten sorun. Ama bu sorunlar, “bana bunu yaptılar” anlatısıyla kurulunca mesele hukuk ve politika düzleminden çıkıp güven krizi ve itibarsızlaştırma düzlemine kayıyor. Nitekim bu bağlamda sosyal medya üzerinden Kürt kurum ve siyasal alanlarını hedefe koyan tehlikeli bir itibarsızlaştırma faaliyetine alan açıldı. Aslolan bir halkın örgütlü gücü ve kazanımlarıdır. Hiç kimse bu değerleri kendi kişisel egosunu tatmin etmek için hedef almamalı.
Tarihsel bağlamın dışlanması: 90’larda Kürtçe kaset basmak suçtu. Kom Müzik o riskleri alıp bir arşiv ve pazar oluşturdu. Bu tarihsel rolü görmeden, bugünün hukuk standartlarıyla geriye dönük yargılamak haksız bir denge kuruyor. Eleştiri yapılmasın demiyorum, ama bağlamı silmek tartışmayı sığlaştırıyor.
Çözüm yerine cepheleşme: Mem Ararat haklı olduğu noktaları varsa bunları hukuki yolla, sözleşme maddeleriyle, muhasebe kayıtlarıyla tartışabilirdi. Bunun yerine kamusal alanda düşmanca bir dil kullanmak, diğer sanatçıları da “sen hangi taraftasın” ikilemine soktu.
Son olarak, günlerdir süren bu kısır döngüye artık bir son verilmeli.
Kom Müzik yaptığı açıklamada uzlaşma ve anlaşma taraftarı olduğunu açıkça beyan etti. Bu süreçte sorun, hukuk çerçevesinde ve şeffaflık ilkesiyle açıklığa kavuşturulmalı; karşılıklı yıpratıcı saldırılar derhal durdurulmalı.
Bu kurumlarda çalışan insanları sevmeyebilir, tutumlarını eleştirebilir ya da verdikleri kararları yanlış bulabilirsin. İnsan işidir, hata olur, kırgınlık yaşanır.
Ancak mesele bireysel isimlerin ötesine geçtiğinde karşımızda duran şey, yılların bedeliyle oluşmuş kolektif bir emektir. O emek, birilerinin koltuğundan büyük; bir tartışmanın öfkesinden daha kıymetli.
Benim inancım şu: Ne kadar eksik yanları olursa olsun, kurumlarımıza bugün her zamankinden daha çok sahip çıkmak zorundayız. Çünkü bu kurumlar yıkıldığında yerine hemen yenisi konmuyor; boşalan yeri de ne yazık ki dayanışma değil, suskunluk dolduruyor.
Bu hassasiyetle umuyorum ki karşılıklı linçe dönüşen bu tartışmalar artık son bulur. Enerjimizi birbirimizi yıpratmaya değil, ortak kazanımları büyütmeye ve hataları şeffaf bir zeminde düzeltmeye harcarsak, hem sanatçıların hakkı korunur hem de kurumlar güçlenir.
Mem Ararat’ın sosyal medya üzerinden yaptığı telif açıklamalarının ardından KOM Müzik Yapım Kolektifi yazılı bir…
Devlet Bahçeli, PKK’nin fesih sürecinin kalıcı hale gelmesi için Abdullah Öcalan’ın örgüt üzerindeki etkisini kontrollü…
Munzur Vadisi Milli Parkı içerisinde yürütülen yol genişletme çalışmaları kapsamında ortaya çıkan hafriyatın, ağaçlık alanlara…
İHD tarafından 1995 yılından itibaren her yıl 17-31 Mayıs arasındaki dönem Kayıplar Haftası olarak anılıyor.…
Dersim’de 2020 yılında kaybolan üniversite öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasında tutuklanan Erdoğan Elaldı’nın ifadeleri, HTS ve…
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim İl Örgütü, barış sürecine dikkat çekmek amacıyla…