
Dersim’in sessiz bekçileri fısıldıyor: Nehir, dağ ve orman yok olursa, yaşamın hikayesi de sona erer.
Ben Munzur Nehri’nin balığıyım ve şikayetçiyim…
Suyumun serinliğinden, taşlarımın arasındaki yosunların kokusundan, çocukların yazın neşeyle suya bıraktığı kahkahalardan biliyordum hayatın güzel olduğunu. Bizim dünyamız berraklıktı. Suyun içinden gökyüzünü izlerdim; kartallar süzülürdü bazen, bazen de bulutlar ağır ağır geçerdi. Her şey olması gerektiği gibiydi. Ama şimdi suyum eskisi gibi değil.
Yukarıdan gelen bulanıklığı ilk biz fark ederiz. Önce suyun tadı değişir. Sonra kumun rengi. Sonra bazı arkadaşlarımız kaybolur. Geri gelmezler. Biz balıklar konuşamayız sanırlar ama biz suyun hafızasıyız. Her değişimi hissederiz.
Suyuma karışan o yabancı tatları istemiyorum. Taşlarımın delinmesini istemiyorum. Nehrimin metal kokmasını istemiyorum. Çünkü ben sadece yüzmek istiyorum. Yumurtalarımı güvenle bırakmak istiyorum. Yavrularımın da benim yüzdüğüm sularda korkmadan yüzmesini istiyorum. Ben Munzur’un balığıyım ve yaşamak istiyorum…
Ben Dersim Dağları’nın keçisiyim ve şikayetçiyim…
Benim evim sarp kayalıklar. İnsanların zor yürüdüğü yerler benim yollarım. Sabah güneş doğarken en yüksek tepelerden ovaya bakarım. Rüzgarın yönünü bilirim. Hangi kayanın altında hangi ot biter, hangi pınarın suyu daha tatlıdır, hepsini bilirim. Ama son zamanlarda dağlarımın sesi değişti. Eskiden sadece rüzgarın uğultusu olurdu. Şimdi demirin dişe değen sesi var. Patlamalar var. Dağın içinden gelen o sert, yabancı sesler var. Her patlamada yer titriyor. Her titreşimde yavrularımız ürküp kaçıyor. Bazıları düşüyor. Bazıları geri dönemiyor. Bizim dağlarımız sadece taş değildir. Bizim dağlarımız yuvadır. Kaçacak başka yerimiz yok bizim. Bir kaya düştüğünde sadece bir taş düşmez. Bizim yolumuz kapanır. Otlarımız kaybolur. Su yollarımız değişir. Biz biraz daha yalnız kalırız. Ben Dersim’in keçisiyim. Siz haritalarda sadece dağ görüyorsunuz. Ben ise evimi görüyorum. Ve evimin parçalanmasını istemiyorum…
![]()
Ben Dersim’in kızıl tilkisiyim ve şikayetçiyim…
Ben gecenin gezginlerindenim. Sessiz yürürüm. Ay ışığında gölgem bile ses çıkarmaz. Toprağın kokusundan neyin değiştiğini anlarım. Bir karıncanın telaşından bile yaklaşan tehlikeyi hissederim.
Son yıllarda toprağın kokusu değişti. Eskiden yağmurdan sonra toprak yaşam kokardı. Şimdi bazen keskin, yabancı bir koku geliyor. Fareler azalıyor. Böcekler kayboluyor. Aç kalıyoruz. Aç kaldıkça köylere yaklaşmak zorunda kalıyoruz. Sonra bizi suçluyorlar. Oysa biz sadece hayatta kalmaya çalışıyoruz. Her kazılan çukur sadece bir maden ocağı değildir. Bizim saklandığımız bir yuva yok olur. Yavrularımızı büyüttüğümüz bir oyuk yok olur. Avlandığımız bir alan yok olur. Biz doğanın dengesiyiz. Biz olmazsak bir şeyler eksilir. Ama biz eksilirsek kim fark eder? Ben Dersim’in kızıl tilkisiyim. Kurnaz olduğumu söylerler. Ama en büyük kurnazlığım hayatta kalabilmekti. Şimdi ise en zor şey bu oldu. Ve ben sadece korkmadan geceleri yürümek istiyorum…

Ben Dersim’in boz ayısıyım ve şikayetçiyim…
Ben bu dağların en eski tanıklarındanım. Dedelerimin dedeleri de bu ormanlarda yürüdü. Aynı ağaçların gölgesinde uyudu. Aynı derelerden su içti. Ben güçlü bir hayvanım. Ama güçlü olmak her şeyi değiştirmiyor. Ağaçlar kesildiğinde ben de zayıflarım. Çünkü meyveler azalır. Arılar kaybolur. Bal azalır. Toprak yarıldığında sadece taş çıkmaz. Bizim kış uykusuna yattığımız mağaralar da zarar görür. Her patlama bizim için bir korku demektir. Biz korkunca bazen yanlış yerlere gideriz. İnsanlarla karşılaşırız. Sonra “tehlikeli” derler bize. Oysa biz tehlike olmak istemiyoruz. Biz sadece yalnız bırakılmak istiyoruz. Ben Dersim’in boz ayısıyım. Büyük pençelerim var ama doğaya karşı değil, hayatta kalmak için. Bu dağlar olmazsa ben de olmam. Ve ben yok olmak istemiyorum…

Ben Dersim’in Anadolu parsıyım ve şikayetçiyim…
Belki beni hiç görmediniz. Belki sadece hikayelerimi duydunuz. Belki de çoktan yok olduğumu düşündünüz. Ama ben bu dağların hatırasında hala yaşıyorum. Kayaların gölgesinde, anlatılan yaşlı hikayelerde, geceleri çobanların ateş başında fısıldadığı sözlerde… Ben bu toprakların en sessiz gölgesiydim. Ben yürüdüğümde kimse duymazdı. Ben baktığımda kimse görmezdi. Varlığım bir sır gibiydi. Çünkü doğa bazen en güzel canlılarını saklayarak korur. Ama saklanacak yerler azalınca sırlar da kaybolur.
Ben geniş ormanlar isterim. Sessiz vadiler isterim. Avlanacak dengeli bir doğa isterim. Ama doğa parçalandıkça benim de yolum parçalanıyor. Her açılan yol benim için biraz daha görünür olmak demek. Her kesilen orman biraz daha daralan bir dünya demek. Benim varlığım bir dengenin işaretiydi. Çünkü bir yerde pars yaşıyorsa, orada doğa hala sağlıklıdır. Ama doğa hastalanırsa biz önce kayboluruz. Belki ben artık sadece bir ihtimalim. Belki sadece bir umut. Ama bilin ki bir tür kaybolduğunda sadece bir hayvan kaybolmaz. Bir hikaye kaybolur. Bir denge kaybolur. Bir hafıza kaybolur. Ben Dersim’in Anadolu parsıyım. Bir zamanlar bu dağların en sessiz bekçisiydim. Şimdi ise size son bir hatırlatma gibiyim: Doğa yok olursa efsaneler de yok olur.
Ve bir gün çocuklar sadece kitaplarda görecek beni. “Bir zamanlar varmış” diyecekler. Oysa ben “hala var” demek isterdim. Ben yok olmak istemiyorum. Ben unutulmak istemiyorum. Ben sadece bu dağların bir parçası olarak kalmak istiyorum…

Biz Munzur’un balığı, Dersim’in keçisi, kızıl tilkisi, Anadolu parsı ve boz ayısı…
Biz konuşamayanlar değiliz. Sadece dinlenmeyenleriz. Bizim dilekçelerimiz yok. Mahkemelere gidemeyiz. İmzalar toplayamayız. Ama biz bu toprakların canlı hafızasıyız. Nehrin akışında, rüzgarın yönünde, toprağın kokusunda yaşıyoruz.
Siz madeni zenginlik diyorsunuz. Biz ise yaşam diyoruz. Siz kazanç diyorsunuz. Biz yuva diyoruz. Siz birkaç yıl diyorsunuz. Biz binlerce yıllık denge diyoruz.
Eğer nehir kirlenirse sadece balıklar ölmez. Eğer dağlar parçalanırsa sadece keçiler gitmez. Eğer ormanlar susarsa sadece ayılar kaybolmaz. O zaman insan da yalnız kalır. Çünkü doğa giderse, insanın hikayesi de eksik kalır.
Biz düşmanınız değiliz. Biz sadece komşularınızız. Ve size son bir şey söylemek istiyoruz: Bizim sesimizi duymazsanız, bir gün bu dağların sessizliğini duyacaksınız. Ve o sessizlik, bugün söylediğimiz her şeyden daha ağır olacak…
