Tuncer Bakırhan, sürecin temel hedefinin demokratik uzlaşı ve özgür siyaset olduğunu belirterek, “Çerçeve yasa demokrasinin kök hücresi olabilir. Bu yasa Türkiye’nin çatışmadan hukuka, inkârdan demokratik tanınmaya geçiş iradesi olabilir” dedi.
Kobanê Kumpas Davası nedeniyle tutsak siyasetçilerin aile bireylerinin cenazelerine dahi katılamadıklarını belirten Bakırhan, “Bu utanç artık bitsin” dedi.
Konuşmasında Türkiye’deki yoksulluk ve açlığa da değinen Bakırhan, iktidarın bugüne kadarki plan ve projelerinin birbir çöktüğünü belirterek, “Yani görünen o ki yoksulluk ve açlık büyüyerek devam edecek” dedi.
DEMOKRATİK SİYASETE MÜDAHALE
“Türkiye tarihinin en uzun ekonomik krizini yaşarken bir yandan da en sert siyasi krizlerinden birini yaşıyor” diyen Bakırhan, CHP’ye karşı verilen “mutlak butlan” kararına dikkat çekti.
Bakırhan, “Demokratik siyaset dışarıdan hukuk müdahalesi ile şekillendirmek isteniyor. Siyaseti yargı kararnamesi ile şekillendirmek, demokrasiyi prosedürün arkasına saklayarak etkisizleştirmektir” diye konuştu.
YARIN AKP VE MHP’NİN KAPISINA DA KOLLUK DAYANIR
Bakırhan, “Çok net söylüyoruz; bizler açısından Türkiye siyasetinin anahtar kavramı demokratik meşruiyettir” diyerek, “Yargıtay derhal toplanarak bu garabete bir son vermeli. Türkiye’de demokratik ve sivil yaşamın önünü açmalıdır” çağrısında bulundu.
Bakırhan, “Bugün bir partinin kapısını kıran anlayış yarın bütün siyasetin kapısına dayanır. Bugün Cumhuriyet Halk Partisine giden kolluk, yarın AKP’ye gider. O bir gün MHP’ye, DEVA’ya, Gelecek Partisine, Saadet Partisine gider. Bize zaten hep geldi” diye uyardı.
CHP içindeki her aktörü de her söylediğinin sonuçlarını düşünmeye davet eden Bakırhan, “Bugün rakibine yapıştırdığın etiket yarın senin yakanı tutacak elin provasıdır. Siyaset bugünün öfkesiyle değil, yarının yüzleşmesiyle yapılır” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin darbe ve yasaklarla dolu tarihine göndermeler yapan Bakırhan, “Cumhuriyetin tarihi bize şunu gösterdi; Bu ülke her kritik eşikte demokrasiyi büyütmek yerine çoğu zaman siyaseti daraltan yolları tercih etti” tespitinde bulundu.
DEMOKRASİ İLE BULUŞTURMA PARADİGMASI
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne de değinen Bakırhan, bu süreç için “Cumhuriyetin demokrasi ile buluşturma paradigmasıdır” vurgusunda bulundu.
Bakırhan sözlerini şöyle sürdürdü: “Kök nedenlere çözüm ürettiğimizde bu ülkede siyasi krizler çağını kapatırız. Yeni bir çağa ancak demokratik cumhuriyeti inşa ederek başlayabiliriz. Bizim DEM Parti olarak mücadelemiz ve sözümüz cumhuriyeti toplumla hukukla eşit yurttaşlıkla ve demokrasiyle buluşturmaktır. Artık bu ülkenin kaderi korkuyla değil, cesaretle, inkarla değil, hakikatle, vesayetle değil, halkların ortak demokrasiyle yazılmalıdır.
SÜREÇ, SADECE KÜRTLERİN MESELESİ DEĞİL
Dünyada ve Ortadoğu’da alt-üst oluşlar yaşanırken, içerideki bu gerilimler geleceğe dair umutları zayıflatıyor, toplumsal barışı sekteye uğratıyor. Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik yargı müdahalesi barış süreci konusunda kaygıları arttırdı. Toplumdaki güvensizliği derinleştirdi. Daha biraz önce Adana’dan gelen Barış Anneleri’yle yukarıda bir sohbet ettik. Bir anne de söyledi; ne istiyorlar insan anlamakta güçlük çekiyor. İhtiyaç duyulanın yerine ihtiyaç olmayan, toplumu kalıplaştıran, toplumu karşı karşıya getiren, yapılması halinde ekonomiyi gittikçe kötüleştiren, itibarı zedeleyen yaklaşımlar niye yapılıyor sorusu sormuştu. Ben de anneye tercüman olup dediğini iktidardaki yönetime de iletmiş olayım. Barış sürecinin hedefi, eşitliğin ve adaletin en yüce değer olduğu demokratik bir Türkiye’yi inşa etmektir. İşte bu süreci başarıya ulaştırabilirsek belki de bu yaşadığımız şeyler yaşanmayacak. Onun için diyoruz, bu süreç sadece Kürtlerin sorunu değil, sadece Kürt meselesinin çözümü değil. Bu süreç aslında Türkiye’nin demokratikleşme sorunudur. Dolayısıyla muhalefetiyle, sivil toplumuyla, demokratik kitle örgütüyle Adanalısı, Sinoplusu, Edirnelisi, Karslısıyla birlikte bu sürece sahip çıkarak Türkiye’yi yeni bir zemine, yeni bir noktaya taşırabiliriz. Bu temelde bir uyarı yapmak istiyoruz.
DEMOKRASİ İÇİN ORTAK AKIL GEREKLİ
Bu yaşananlar barış sürecinde atılması gereken adımları gölgeleyecek her türlü iç gerilimi yaratır. Topluma zarar verir, sürece zarar verir, ülkenin geleceğine zarar verir. Bugün Ortadoğu en karanlık günlerinden çıkış yolu arıyor. Halkların ve inançların tanındığı, ekonomik ortaklıkların çoğaldığı, sınırların saygı gördüğü ama yaşamı engellemediği, güvenlik, demokrasi ve kalkınmayı birlikte kuran bir akıl Ortadoğu’nun geleceğine yön verir ve Ortadoğu’yu demokratik bir zemine taşır.
Sykes Picot düzeninin geçersizleştiği bir dönemde tarihsel Türk-Kürt ilişkilerinin eşitlik temelinde yeniden güncellenmesi gerekiyor. Bu artık bir zorunluluktur. Aynı zamanda tarihin bize de sunmuş olduğu bir fırsattır. Umarım bu durumu herkes doğru okur, bu fırsatı değerlendirir. Tekçi rejimlerin, inkarcı rejimlerin Ortadoğu’da ne yaşadıklarına hep birlikte şahitlik ediyoruz. Daha ne kadar şahitlik edeceğimiz de bilinmez. Bu güncellemeyi yapabilirsek Ortadoğu’da adaletin ve demokrasinin kurucu aktörü olabiliriz. Bakın Helsinki, soğuk savaşın ortasında güvenliği ve insanlığın insan onurunu aynı masaya oturtarak bir kıtanın kilidini açmıştı. Ortadoğu’nun da böyle bir eşiğe ihtiyacı var. Güvenliği halkların tanınmasından, sınırları yaşamın özgürlüğünden ayırmayan bir akıla ihtiyaç var. O eşiğin adı Ankara olabilir. Bölgenin güvenlik, siyasi ve ekonomik mimarisi Ankara’da ortak bir zemine kavuşabilir. İç barışını sağlamış güçlü bir Türkiye Tahran’a, Bağdat’a, Şam’a, Beyrut’a kadar tüm bölgeye demokratik bir vizyon sunabilir. Bu vizyonun can damarı Barış ve Demokratik Toplum Sürecidir. Bu sebeple bölgesel konjonktürü ya da iç gerilimleri barış sürecini bekleme odasını almanın gerekçesi yapmayalım. Bilakis bu gelişmeleri aşmanın yolu barış sürecini menziline ulaştırmaktır. Çözüm Trump’ın hesaplarında ya da Londra’nın pozisyonunda değil. Birileri Trump’ın ne diyeceğini, ne yapacağını çok merak ediyor. İngiltere’nin pozisyonunu da merak ediyor. Ancak bunlar çözüm değil.
İKİ FOTOĞRAF
Çözmeye çalıştığımız mesele salt bir şiddet ya da güvenlik meselesi değil. Daha derininde bir hak, demokrasi ve özgürlük meselesidir. Siyasi temsil ve tanınmanın yerine getirilmesi meselesidir. Bu kapsamda çerçeve yasa demokrasinin kök hücresi olabilir. Bu yasa Türkiye’nin çatışmadan hukuka, inkârdan demokratik tanınmaya geçiş iradesi olabilir. Demokrasinin duran çarklarını çerçeve yasayla döndürmeye başlayabiliriz. Türkiye 2026 yılının 2’inci yarısına iki fotoğraftan biriyle girecek. Ya içerideki hukuku daraltan, muhalefeti baskılayan, Kürt meselesinde bekleyen bir ülke olarak ya da iç barışını güçlendiren, demokratik reform cesareti gösteren, bölgesinde çözüm aklı üreten bir ülke olarak girecek. Tabii ki biz ikinci fotoğrafın mümkün olduğuna inanıyoruz.
SÜRECİN TEMEL HEDEFLERİ
Bu sürecin temel hedefi demokratik uzlaşı, evrensel hukuk ve özgür siyasettir. Bu sağlandığı ölçüde bu ülkede muhafazakar, Kemalist, milliyetçi, yurtsever, devrimci, demokrat, liberal, kim ne fikirde olursa olsun, hukuki güvenlikle yaşayabilecek ve siyaset yapabilecektir.
ÜÇÜNCÜ YOL
DEM Parti olarak bu süreçte duruşumuzu bir kez daha netleştiriyoruz. Biz hiçbir tarafın güdümünde değiliz. Biz kendimiziz ve biz Üçüncü Yol’uz. Biz Kürt’üz, Aleviyiz, kadınız, ezileniz Emekçiyiz. Kimliğini, dilini, inancını arayan 86 milyonuz. Biz herkesin ortak zeminiyiz. Bakın burada bütün renkler var. Bütün inançlar var. Bütün kimlikler var. Bütün cinsler var. Biz salt reaksiyoner bir muhalefet de değiliz. Aynı zamanda çözüm önerileri olan bir muhalefetiz. Çevreye dönük önerisi olan, engellilere dönük önerisi olan, doğaya, ekonomiye ilişkin önerisi olan, demokrasiye göre önerisi olan, yoksulluğun, açlığın giderilmesine dönük önerisi olan, demokratik bir geleceğe dönük önerisi olan bir partiyiz.
DAHA KURUCU BİR SİYASET YAPACAĞIZ
Kendi eksenimizde duran ama kapsayıcı ama demokratik bir hattayız ve bunun ısrarcı olmaya devam edeceğiz. Mevcut düzenden rahatsız ve hoşnutsuz olan her kesimin sesi olmaya devam edeceğiz ve sesini duyurmayanların evi kapısı olacağımızı belirtiyorum. Herkesi davet ediyorum partiye. Hem sokakta, hem müzakere masasında, hem muhalefette, hem çözüm sürecinde aynı anda, aynı kararlılıkta olacağız. Bu iki alan birbirinin karşıtı değil, birbirinin tamamlayıcısıdır. Siyasal dönüşüm ve rejimin demokratikleştirilmesi talebinde daha fazla ısrarcı olacağız. Daha kurucu bir siyaset yapacağız. Türkiye’nin önündeki kritik kavşakta yön gösteren farklı kesimleri bir arada tutabilen, barış ve demokrasiyi aynı anda savunabilen bir siyasal hattın öncülüğünü daha fazla yapacağız.”
