DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Nevşehir’de düzenlenen 63. Ulusal, 37. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinliklerine katıldı. Hacı Bektaş Veli Türbesini ziyaret etmesinin ardından konuşma yapan Hatimoğulları, şunları söyledi:
Değerli canlar hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Hacı Hünkar Bektaş Veli Dergahında Pir’in huzurunda bir kez daha aranızdayız. Hacı Bektaş Veli’nin bizlere bıraktığı en büyük miras insanı merkezine alan aklı, vicdanı, dayanışmayı, ilimi ve irfanı merkezine alan bir yaşam anlayışıdır. Milyonlarca Alevi ‘incinsen de incitme, eline beline diline hakim ol’ felsefesiyle erkanını gerçekleştiriyor, bu felsefe ile yaşamını kuruyor.
Alevilik, Kültür ve Turizm Bakanlığının kullanacağı bir kenar süsü değildir
Değerli canlar Aleviler tarih boyunca ne yazık ki çok ama çok incitildi. Çok qadre uğradı. Katle maruz kaldı. Hacı Bektaş Dergahı 1827 yılında Alevi Bektaşilerinden alınıyor ve bir tarikatın eline teslim ediliyor. Aleviler için o dönemde atılmış olan bu adım ilk kayyım denemesi olarak niteliyoruz. Kuşatılmış dergahın etrafında inançlarını yaşamaktan hiç vazgeçmedi Aleviler. O dergaha ne kadar kayyım atanmış olsa da, o dergaha her ne kadar el koymuş olsalar da Alevi canlarımız dergahımızı terk etmiyoruz diyerek o dergahın etrafında inançlarını yaşamaya devam ettiler. Ve 64’te dergahı müze yaptılar. Oysa dergah, başta Hacı Bektaş Veli olmak üzere birçok türbeyi içinde barındıran bir yerdir. Aş evidir, meydan evidir. Alevi erkanının yürütüldüğü ibadet ve inanç merkezidir. Ve ne yazık ki aynı mantığı şimdi 2022’de mevcut iktidarın attığı adımda görüyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Biz çokça ifade ettik. Burada sizlerin huzurunda ve dergahın içinden sesleniyoruz. Aleviler, Kültür ve Turizm Bakanlığının kenar süsü değildir. Alevilik, Kültür ve Turizm Bakanlığının kullanacağı bir kenar süsü hiç değildir. Bir inanç merkezidir. Bu, böyle bilinmelidir. Müze değildir. Dedeler, pirler, analar Aleviliğin içeriden asimile edilmesinin aracı ve aparatı değildir, olmadı ve olmayacak. 4 Mayıs’ta Tertele için Dersim’e gittik. Ve anmayı yaptığımız gün sözde 130 dedeyi bu başkanlık nerede topladı biliyor musunuz? Alevilerin en acılı gününde Dersim’de topladı. Tertele’nin yani Dersim’deki Alevi katliamının yıldönümü olarak kabul edildiği gün. Ve buradan biz bir kez daha diyoruz ki, dedeler memurlarınız değildir. Dedeler inancın yürütücüleridir, ekanın yürütücüleridir. Böyle dedelere de Alevilerden rızalık çıkmaz.
Alevi canların yanındayız
Değerli canlar Aleviler tarih boyunca inançlarından uzaklaştırılmak için çok yönlü asimilasyon politikalarına maruz kaldılar. Okullarda, müfredatta, yaşanılan her yerdeki baskılarda hep bu asimilasyonla karşılaştı Aleviler. Ve Alevi canlarımızın canı yakıldı. Koçgiri’de, Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de ve yanı başımızda Suriye’de Alevi canlarımız katlediliyor. Geçtiğimiz sene ve bir önceki yılda Suriye’de İştibrak’ta, Lazkiye’de, Hama’da, Humus’ta Alevi canlarımız katledildi. Alevi kadınlar, Alevi üniversiteli genç öğrenciler, Tişrin Üniversitesinin kapısında çetelerin kurduğu ağlarla adeta kaçırılıyorlar ve din değiştirmeye zorlanıyorlar. Biz buradan bir kez daha diyoruz ki Suriye’deki Alevi canlar yalnız değildir, Türkiye’deki Alevi canlarla hep birlikte sizin yanınızdayız. Ve Aleviler bütün baskılara ve asimilasyon politikalarına rağmen asla vazgeçmedi. Alevilik kendi erkanı, ocakları, pirleri, mürşitleri, dedeleri, anaları, cemleri, deyişleri, nefesleri ve rızalık anlayışıyla kendine özgü bir inanç olarak varlığını devam ettiriyor. Bu inanç yolundan ne olursa olsun vazgeçmediler. Tıpkı Hacı Bektaş Veli gibi, topkı “Enel Hak” diyen Hallacı Mansur gibi, tıpkı “dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diyen Pir Sultan Abdallar gibi yolundan dönmedi, dönmeyecek.
Alevi yurttaşların eşit yurttaşlık hakları anayasada açıkça tanımlanmalıdır
Ve değerli canlar şunu bilmenizi isterim ki sizin talepleriniz DEM Parti olarak bizlerin talebidir. Sizlerin inancının korunması konusunda verdiğiniz mücadele bizlerin de mücadelesidir. Hacı Bektaş Veli Dergahı Alevi toplumu için tarihsel inançsal bir hafızanın ayrılmaz bir parçasıdır ve Alevilerin burayı resmen talep ettiğini biliyoruz. Bu aynı zamanda bizim de talebimizdir. Dergah resmen Alevilere iade edilmelidir. Cemevleri ibadethane merkezi olarak kabul edilmelidir. Alevi yurttaşların inanç özgürlüğü tanınmalı ve eşit yurttaşlık hakları anayasada açıkça tanımlanmalıdır. Alevi katliamlarına, yaşanan ayrımcılığa, nefret suçlarına verilecek en iyi yanıt hakiki bir yüzleşme ve hakikati açığa çıkarmak için parlamentoda bir komisyonun kurulması ve resmen özür dilenmesidir. Yine Alevi canlarımızın en önemli talebi olan müfredat programının değişmesi, tekçi bir zihniyetin dayatılmasının reddi ve özgürlükçü laik bir anlayışın her yerde hakim olmasıdır. Bu talepler ve burada zamanınızı daha çok almamak için sayamadığım bütün talepler bizlerin talebidir, mücadeleniz mücadelemizdir, bu böyle bilinsin.
Hep birlikte demokrasi mücadelemizi daha çok büyütmemiz gerekiyor
Bugün öğlen gibi buralardaydık ve karşılaştığımız her canımız süreçle ilgili sorular sordu. Ne oluyor, yasa çıktı ne olacak diye. İzniniz olursa bu konuda da bir kaç kelam etmek isterim. Evet beklenen çerçeve yasa çıktı. 2 yıla yakındır Kürt sorununun çözümü ile ilgili silahların susması için, bu coğrafyada ve bu topraklarda barışın kazanması için 2 yıla yakındır bir görüşme trafiği devam ediyor. Ve bu trafiğin sonucunda çerçeve yasa çıktı parlamentodan. Uygulanması da biraz zaman alacak elbette ama en kısa zamanda da uygulanmasını önemli buluyoruz. Bu yasa şüphesiz ki bir başlangıç, bir adım, atılacak bin km’lik yolun birinci adımı. Ve silahların susması bizim en büyük ama en büyük talebimizdi. Silahlar 2 yıldır susmuş. Ne bir asker cenazesinin, ne bir Kürk gencinin, gerillanın cenazesinin gelmemesi, yani ne Kürt annenin, ne Türk annenin ağlamaması şu an inanın bu sürecin en önemli ve en temel kazanımı. Silahların susması ve çerçeve yasanın çıkması her şeyin çözüldüğü anlamına gelmiyor. Türkiye’de sayısız insan hakları ihlali var. Türkiye’de sayısız antidemokratik uygulamalar var. Türkiye’de hala kayyım atanıyor. Türkiye’de belediye başkanları tutuklanıyor. Her gün belediyelere operasyonlar gerçekleşiyor. Türkiye’de AİHM kararlarına rağmen hala sevgili Osman Kavala, Can Atalay hapishanede. Hala sevgili Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş hapishanede. Ve bütün bunların hepsinin farkında olarak bu konuda daha güçlü bir adım atılması için hep birlikte demokrasi mücadelemizi daha çok büyütmemiz gereken bir zaman diliminden geçiyoruz.
Aleviler sürecin tam kalbinde
Değerli canlar, silahların susması bütün Türkiye toplumu için olağanüstü bir olanak. Demokrasi güçleri olarak Alevi canlarla ve bütün kesimlerle birlikte barışın toplumsallaşması için ortak çaba, ortak mücadelenin kapıları sonuna kadar açılmıştır. Ve biz biliyoruz ki her toplum kendi öz örgütlenmesini ve mücadelesini yürüttükçe ve biz onların bileşkesini kurmayı, ortaklaşmayı, büyük bir demokrasi cephesi haline dönüştürmeyi başarabilirsek bizler Türkiye’nin üzerindeki bu baskılardan böylece bu şekilde kurtulabiliriz. Ve Alevi canlarımız soruyor: Aleviler bu sürecin neresinde? Aleviler bu sürecin tam yüreğinde, tam kalbinde. Çünkü barış ve demokratik toplum demek bu topraklarda bugüne kadar canı yakılan Kürt’ün, Türk’ün, Laz’ın, Çerkes’in ve burada sayamadığım bütün halkların; inancı tarih boyunca yok sayılan, asimile edilen, baskı gören, dışlanan, ötekileştirilen, Alevi canlarımız ve Hıristiyanlar başta olmak üzere bu topraklardaki bütün farklı inançların bu coğrafyada, bu ülkede eşit yurttaşlık hakkı kazanana dek bizim mücadelemiz ortaktır. Dolayısıyla Türkiye’de en mağdur, en dışlanan, en yok sayılan, en ötekileştirilmiş olan, nefret suçlarıyla karşılaşmış olan başta Alevi canlarımız bu sürecin tam kalbindedir. Daha güçlü bir şekilde kalbinin en derinliklerine yerleşmeli. Çünkü biz biliyoruz ki Alevisiz barış olmaz. Ve değerli canlar, bizler farklı halklardan ve inançlardan insanların bu topraklarda eşit yurttaşlığını sözde değil özde istiyoruz. Yasalarda, anayasada resmen tanımlanması gerekiyor. Kürt’ün, Arap’ın, Laz’ın, Çerkes’in, Alevi’nin, Sünni’nin, Hıristiyan’ın, ezcümle bütün farklı halkların ve inançların bu coğrafyada hepsinin kadim bir halk olarak, halklar ve inançlar olarak mutlaka ve mutlaka hakları resmen tanınmalı.
Hacı Bektaş Veli’nin öğretisi ortak yaşamın güçlü bir yolunu gösteriyor
Ve biz öyle bir cumhuriyet istiyoruz ki demokratik olmalı. Demokratik cumhuriyette eşit yurttaşlık hakkı başta olmak üzere kadınların katledilmediği, işçinin, emekçinin, yoksulun aç kalmadığı, doğanın tahrip edilmediği bir demokratik cumhuriyetin mücadelesini veriyoruz, vermeye de devam edeceğiz. Hacı Bektaş Veli’nin öğretisi bu ortak yaşamın güçlü bir yolunu gösteriyor bizlere. Ve değerli canlar bakın, birlik olmak, kardeş olmak, ortak yaşam demek basitçe kelimelerle geçiştirilecek bir şey değildir. Ajitasyonsa hiç değildir. Birlik demek ortak yaşam demek tektipleşmek de değildir. Birlik farklılıklarımızla ortak bir hayatı eşit bir şekilde yaşamak demektir. Ve Hünkar’ın ‘bir olalım, iri olalım, diri olalım’ çağrısını bugün uğrunda mücadele ettiğimiz demokratik toplumun diliyle şöyle tercüme ederiz: Eşit olalım, özgür olalım. Birbirimizin hakkını ve yaşamını güvence altına alalım. Ve değerli canlar, bu ülkeyi korkulardan, kaygılardan, inkârdan, asimilasyondan pekala kurtarabiliriz. Bunun için özgürlük, barış, eşit kardeşlik, adalet mücadelemiz mutlaka ve mutlaka daha fazla güçlenmelidir. Güçlü bir demokrasi mücadelesi, güçlü ve kurucu bir akılla, bilinçle gerçekleşebilir. Hünkar Hacı Bektaş Veli yolumuzu aydınlatsın. Pirlerin nefesi, anaların duası, canların rızalığı, bu toprakların barış umudu bizimle olsun. Anadolu’nun ve Mezopotamya’nın bütün bu geniş coğrafyasında, bütün canlar bir olalım, iri olalım, diri olalım. Hızır yar ve yardımcımız olsun. Aşk ile değerli canlar.
