1. Haberler
  2. Köşe Yazıları
  3. Dersim’de Valiler: Devlet Gücüyle Olağanüstü! Kötülükler

Dersim’de Valiler: Devlet Gücüyle Olağanüstü! Kötülükler

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

NİHAT SARI

Munzur Üniversitesi öğrencisi Diyarbakırlı Gülistan Doku, 5 Ocak 2020 tarihinde Dersim’de ‘kayboldu’. İlk bulgulara göre ‘yakın’ arkadaşı olduğu belirtilen ve bir polisin oğlu olan şahıs ve ailesi sorgulandı.

Devletin kayıp kişi ile ilgili olarak verdiği ilk bilgilere göre Gülistan arkadaşıyla tartışmış, Şağank (Sihenk) mevkiinde bir dolmuşa binerek Türüşmek köyü yakınlarındaki bir karayolu viyadüğüne gelmiş ve araçtan inmiş. “Gülistan’ın son görüntüsünün alınabildiği yer” olarak sunulan bu nokta normalde yolcuların indiği bir yer değil. Yaratılan bu mizansen ile kadının baraj gölüne atlayarak intihar ettiği izlenimi verilmeye çalışılmış. Bunun çok profesyonel ve bir o kadar da üst düzey resmi bir senaryo olduğu yönünde şüpheler hep vardı, ancak şüpheler 2026 yılının Nisan ayında kesinleşti.

Gülistan Doku büyük ihtimalle cinayete kurban gitti, baş şüpheli ise dönemin valisi Tuncay Sonel’in oğlu. Vali de elindeki olağanüstü devlet gücünü adeta seferber ederek bu cinayetin üzerini örtme operasyonları yürütmüş. Vali ve oğlu ile beraber şimdilik 12 kişi, cinayet ve bağlantılı suçlardan halen tutuklu bulunmaktadır.

Bu cinayet sıradan bir adli vaka değildir. Savcılık iddiasına göre, cinayetin baş şüphelisi dönemin il Valisinin oğludur. Zanlının babası olan Vali ise cinayeti örtbas etmek ve oğlunun cinayetten hüküm giymemesi için her türlü devlet imkanını kullanmaktan çekinmemiştir.

Peki, gücünü “hukuktan ve adaletten” alarak görev yapan bir kamu görevlisi şahıs, katil zanlısı oğlunu adalete teslim etmek yerine elindeki tüm devlet imkanlarını kullanarak cinayeti örtbas etmeye nasıl cesaret ediyor? Bu sorunun cevabını tarihte ve güncelde geçerli politik kodlara bakarak aramak lazım. Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmi bakış açısına göre Kürtler, Dersimliler, Aleviler normal ve makbul vatandaş kategorisinde olmadıkları için cinayete kurban gitmiş yoksul bir Kürt kadınının canı, ailesinin çektiği acılar hiç önemli değil.

Geçmiş dönemlerde de Dersim’de görev yapan birçok vali; en üst düzeyde aldığı yetki ve cesareti bolca kullanarak kendisini halka hizmete değil, eziyet ve zulüm etmeye adamıştır. İşte Dersim’in asla unutulmayacak valilerinden örnekler:

Samsunlu Deli Fahri: Dersim tarihindeki valiler içinde en çarpıcı figürlerinden biri, 1930’lu yıllarda Dersim’den sorumlu Elâzığ Valisi “Deli Fahri”dir. Nuri Dersimi hatıralarında Fahri’yi “tımarhane kaçkını”, “hunhar”, “cani bakışlı” ve “bir çılgın” olarak tanımlar. Fahri, kendisine bahşedilen geniş yetkileri tam anlamıyla bir terör aracına dönüştürmüştür.

İsmet İnönü’nün, Vali Fahri ile Umum Müfettişi İbrahim Tali’nin icraatından memnun olmadığını söyleyen Nuri Dersimi, Vali Fahri’yle arasında geçem sohbeti şöyle anlatır:

‘‘Fahri, tehditlerini kuvveden fiile koymaya başlamıştı. 1931 yılının ilk baharı sonlarına doğru, bir gün jandarmalar beni ikametgahımdan alıp doğrudan Fahrinin huzuruna götürdüler. Bir zaman akıl hastalığına müptela olarak tımarhanede tedavi altına alınmış olan Fahri, pek haklı olarak deli unvanını kazanmıştı, çünkü hunhar tavırlı, cani bakışlı ve çok fena karakterde bir adam olduğu her hareketinden anlaşılıyordu.

Bu adam, beni bir zaman ayakta beklettirdikten sonra, bir çılgın gibi masasından kalkarak, kin, garez ve intikam dolu gözlerini gözlerime dikmiş, dişlerini gıcırdatarak bana doğru ilerlemiş ve önüme dikilmişti. Sağ elini başına götürerek sert ve haşin bir kuvvetle bir tek kıl çekerek bana göstermiş ve ayni vahşi eda ile:

– Bu nedir? demiş.

– Beyefendi başınızın bir kılıdır, dediğimde.

– Bilemedin, bilemedin! diye odanın içerisinde bir tur yaptıktan sonra, korkunç bir tavır ve vahşi bir eda ile yine önümde dikilip başından bir tek kıl çekerek:

– Bu nedir? demiş.

– Beyefendi zannedersem başınızın bir tek kılıdır, dediğimde; Fahri çılgın

bir kahkaha ve çığılık ile:

– Bilemedin, bilemedin! demiş ve bir çocuk tavrı ile ziyaretçi koltuklarından birinin üzerine oturarak ve ayaklarını yerden keserek sallanmaya ve aynı ‘‘bilemedin, bilemedin!’’ nakaratını tekrarlamaya başlamıştı. Bir müddet bu deli eğlencesini yaptıktan sonra, yine başından bir kıl çekmiş ve gözüme sokarcasına bana uzatarak:

-Bu nedir? gözünü patlatırım, bu nedir? dediğinde;

-Vali beyefendi; şu hâlde bunu bilmek bilgimin haricindedir, demem üzerine:

– Yapılan bütün melanet ve fesatları biliyorsun da bunu neden bilmiyorsun? demiş ve söz söylemekliğime meydan bırakmadan yine başından hırçınca bir kıl daha çekmiş ve bana göstererek;

– İşte bu Dersim’dir, Dersim… Şu gözlerinle gördüğün başım da Türkiye Cumhuriyeti’dir… Bu kılı başımdan çekip attığımda bileğim bir kuvvet sarfetti mi? demesi üzerine:

-Hiç olmazsa bir sarsıntı oldu bir şey duyuldu, diyecektim, fakat kendimi geri aldım, tutundum derin bir sükûn ve hüzünle ancak:

– Hayır beyefendi, diyebildim. Muhatabım sözüne devamla:

– Bu bir kılın başımdan çıkmasıyla başımın vaziyetine bir zarar geldi mi, başımda bir noksanlık oldu mu?

– Hayır efendim! şu hâlde?

– Size emrediyorum, şimdi gidiniz, emrettiğim şekli kendilerinin kalın kafalarına sokmak üzre, Seyid Rıza’ya bir mektup yazınız, benim hiç bir valiye benzemediğimi, Yozgat’ta da milli mücadele harpında isyan eden Çapanoğullarını mahfeden Deli Fahri olduğumu, emirlerime itaat etmedikleri taktirde kendilerini dahi Çapanoğulları gibi mahvedeceğimi, boyunlarına ip takarak gezdirteceğimi bildiriniz. Yanlarında barındırdıkları Koçgirili Kürt fedailerini ve takip müfreze kumandam Münir Beyin katillerini hemen teslim etmelerini, aksi takdirde sonları fena olacağını kendilerine anlatınız! dedi.’’ (Nuri Dersimi: Sf. 171-172, DAM Yayınları)

Nuri Dersimi’nin aktarımına göre Vali Fahri, Dersim’i yönetmek için Mazgirt’e yerleşmiş ve Yusufan aşiret reisi Kanber Ağa’yı yakalamak üzere 120 atlı jandarma göndermişti. Ancak bu kuvvet tek kurşun atmadan aşiret tarafından kuşatılıp silahsızlandırıldı; üstüne bir de Fahri’ye alaycı bir selam yollandı. Bu durum onu büsbütün çileden çıkardı; Kanber Ağa’yı bizzat yakalayıp öldüreceğini, ya da kendisinin öleceğini bağırarak Elazığ’dan takviye kuvvetler getirtti.

Bizzat komuta ettiği bu kuvvetlerle harekete geçen Fahri, Pah Suyu’nda aşiretin mevzi kurmuş beklediğini görünce savaşmak yerine görüşme teklifinde bulundu. Aşiret reisleri ise koşulsuz teslim olmadıkça görüşmenin mümkün olmadığını, aksi hâlde hepsinin yok edileceğini bildirdi. Bu haber Fahri’yi öyle sarstı ki beyin kanaması geçirerek felç oldu ve Mazgirt’e taşınırken hayatını kaybetti.

Dersimi’nin aktarımıyla, Fahri “ölmeden Elazığ’a dönmeyeceğim” demişti ve gerçekten de dönmedi.

Abdullah Alpdoğan: İzmir’i yakan ve Koçgiri Halk Hareketi’nde “taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmadığı” sözüyle tarihe geçen Sakallı Nurettin Paşa ile “Dersim’in Kasabı” olarak tanınan Korgeneral Hüseyin Abdullah Alpdoğan, kayınpeder ve damat olarak akrabadır. Alpdoğan, Sakallı Nurettin Paşa’nın kızıyla evlidir. Bu iki isim arasındaki bağ yalnızca ailevi değil, tarihi ve askeri açıdan da son derece dikkat çekicidir. Askeri birliktelik bakımından Alpdoğan, 1921’deki Koçgiri İsyanı’nı bastırmak üzere kurulan ve Nurettin Paşa’nın komutasındaki Merkez Ordusu’nda önemli görevler üstlendi. Yöntem ve politika açısından ise tarihsel kaynaklar, Alpdoğan’ın kayınpederinin Koçgiri’de uyguladığı sert yöntemleri benimsediğini ve bu deneyimi sonraki yıllarda bölgede hayata geçirdiğini ortaya koymaktadır. Nitekim Alpdoğan, 1936’da Tunceli (Dersim) için oluşturulan 4. Umumi Müfettişliği’ne ve bölge valiliğine atanarak Dersim Harekâtı’nda etkin bir rol oynadı.

Bilindiği gibi 1935’te Tunceli Kanunu çıkarılmış, bu kanunla Dersim Mıntıkası Valiliği adıyla Mameki Köyü ‘‘Tunçeli’’ ismiyle bir idari teşkilata dönüştürülmüş, başına getirilen kişiye de “tam bir diktatör salahiyeti” verilmiştir. Bu kişi yukarıda değindiğimiz Nurettin Paşa’nın damadı Abdullah Alpdoğan’dır. Hem Dersim Valisi hem de askeri komutandır. Yetkileri arasında orduyu istediği zaman harekete geçirmek, mahkeme kararlarını değiştirmek, ertelemek ve dilediği gibi tasarrufta bulunmak vardır.

Nuri Dersimi, Alpdoğan ile ilk karşılaşmasında onun “bir düşman memleketine giren bir fatih azamet ve gururu” taşıdığını yazar. Alpdoğan’ın yönetim tarzı, “hile”yi de kapsayan çok boyutludur: Seyid Rıza’yı Erzincan’da kandırıp yakalatmak, yeğeni Rehber gibi hainleri kullanarak aşiretleri bölmek, teslim olan aşiretleri (Kırganlılar gibi) samanlıklarda yakmak, mağaraların menfezlerini betonla kapatarak insanları diri diri gömmek. Bu uygulamalar, Alpdoğan’ın kanuni yetkilerinin ötesinde, bir soykırım projesini hayata geçirdiğini göstermektedir.

Kenan Güven: 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra 1982-1986 yıllarında Vali ve aynı zamanda Belediye Başkanı (kayyum) olarak görev yapmıştır. Bu valinin görev süresince Dersim’deki icraatları faşizm tarihine geçecek düzeyde acımasızdır.  Alevi Dersim halkının çocuklarını İmam Hatip okullarında okutmaya zorlamış, köylere cami yapmış ve Dersim tarihine, kültürüne ve kimliğine karşı düşmanca bir yaklaşım sergilemiştir.  Alevi inanç sisteminde sakal ve bıyık bırakmanın kutsiyetini bilen Vali Güven, bu kutsiyete bir ‘saldırı’ olarak Dersimli yaşlı erkeklerin sakal ve bıyıklarını kestirmişti.

Kenan Güven, 1938’deki Abdullah Alpdoğan gibi, kendisine verilen tam yetkiyi, Dersim’in kültürel direncini kırmak için kullanmıştır. Bu dönemde camiler, sadece ibadethane değil, bir asimilasyon projesinin sembolik ve fiziki araçları; imam hatip okulları ise, bu projenin genç beyinleri yeniden şekillendirme mekanizmaları olarak işlev görmüştür.  Bu zalim valinin uygulamalarıyla ilgili olarak o dönem Pülümür’de görev yapan bir Kaymakam aktardığı şu bilgiler ibretliktir:

“Vali Güven, bölgede “bıyık enflasyonu” olduğunu söyleyerek tüm kamu görevlilerine bıyıklarını kestirmiş ve bunu dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in ziyaretine bahane göstermiştir. Ardından, tüm kamu görevlileri içinde Tunceli kökenli olanların listesini istemiş ve bu kişilerin neredeyse tamamını başka illere sürgün etmiştir. Bu, bölgenin aydın ve bürokrat kesimini hedef alan sistematik bir boşaltma operasyonuydu.”

Görüldüğü gibi, Dersim halkı devletin görevlendirdiği ve hak hukuk tanımadan yöneten Valilere pek de yabancı değildir. Esasında, valiler ve ölçüsüz davranan diğer kamu görevlilerinin hukuk tanımaz, acımasız pratikleri bireysel davranışlar olarak değerlendirilemez. Arkalarında devletin gücü ve her türlü hukuksuz icraatlarından dolayı asla hesap vermeyeceklerinin garantisi olmadan bu “kahraman” yöneticiler ve görevliler kendi başlarına gayri hukuki ve gayri ahlaki bir adım dahi atamazlar.

Devletin Dersim’e yönelik esas politikası ve bakış açısı değişmediği sürece daha çok acımasız Deli Fahri’ler, Alpdoğanlar, Kenan Güven’ler ve cinayeti devlet gücüyle örtbas eden Tuncay’lar görecek gibiyiz..

 

 

Deneme Bonusu Deneme Bonusu Deneme Bonusu Deneme Bonusu Deneme Bonusu Deneme Bonusu Deneme Bonusu Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Casino Siteleri Casino Siteleri Casino Siteleri